7 Haziran 2017 Çarşamba

Hayat Şarkısı: Onlara çok iyi bak olur mu?..


Bazı yaralar vardır, kapanmaz. Bazı özlemler vardır, hiç dinmez. Bazı diziler vardır, bitse de unutulmaz... İnsanın çok bazısı olur hayatı boyunca, hepsi iyi olmaz belki ama iyi olanlar da beynin en güzel yerinde saklı kalır. Hatırına geldiğinde, yüzünün bir anda gülmeye başladığını hissedersin. Sanki kasların senden bağımsız, bunu yapıyormuş gibi. Zaman olur, gözlerin dolar. Sanki göz pınarların, bir anda sonuna kadar açılmış gibi. Kalbin atar ama yanar da. Hele de burnunda özlem tütmeye başlarsa, aman aman... İşte, onlardan birisi şüphesiz ki Hayat Şarkısı olacak hayatımda. Çok dizi izledim, çok dizi yazdım ama benim için özel olan birkaç diziden birisiydi şüphesiz ve mutlu bir sonla veda etmesine çok sevindim. Bir an cinnet getirmek üzereydim, hatta şuan bile o aks çok mu gerekliydi diye düşünmekteyim lâkin, son kertede olana odaklanmak istiyorum. Hülya ben seni çok özleyeceğim...

57. Bölüm -FİNAL-




Hülya ile ilgili söylemek istediğim o kadar çok şey var ki, cümleye nereden ve nasıl başlamam gerektiğini tayin edebilmiş değilim. Çok sevdim, çok tutuldum. Kötülük yaptığı ilk zamanlar nasıl nefret ettiğimi şuan aklım almıyor. O zamanlar hiç yaşanmamış gibi hissediyorum. Zira, ne yapmış olursa olsun gönlümüzü almayı başardı. Kalbinin kocamanlığına, hepimizi hapsetti. Belki hâlâ ufak kötülükleri saklı içerisinde ama o eski Hülya olarak paralel evrene yolculuğa çıkmadı. Çokça değişti. Değişirken, beraberinde Kerim'i de değiştirdi. Ve hatta tüm Cevherleri de... Herkesin hayatına bir yerinden dokundu. Herkesin yaşamında bir iz bıraktı. Bizim de hatıramıza kazındı, ötesi var mı? Bundan yıllar yıllar sonra aklıma geldiğinde neler hissedeceğimi düşünüyorum da, şimdiden burnuma kocaman bir özlem kokusu geliyor. Seni çok özleyeceğim Hülya. Deli doluluklarını, her konuda atik olmanı, lafını sakınmamanı, kendini asla geri plâna attırmamanı, bilmişlik yapsan da asla bunu göze sokmamanı, neşeni, hüznünü, kederini, mutluluğunu, sinirini, iflah olmaz intikam duygunu; inanılmaz özleyeceğim. Keşke final olmasaydı diye düşünüyorum ama iyi ki de tadında bitti. Uzasa belki de böyle hissetmeyecektik, şimdi...

Hülya ve Kerim


Karakol mevzusunun dramatik boyutlara ulaşacağından çok korkmuştum. Zira Mahinur Ergun klâsik, iyi sonlara düşman bir senarist. Lâkin durumun tamamen başka olduğunu anlamamız uzun sürmedi. Mahir'in arkadaşını polisin teknik takibi sırasında göze batmışlar. Sonrası da Hülya'nın çenesiyle tüm polis teşkilatını dize getirmesi oldu. Herhalde azılı bir katil olarak da yakalansaydı, o çeneyle bir şekilde kendini aklamayı başarırdı. Mâlum, o konuda oldukça maharetli birisi... Anlaşılan o ki yüreğimizi biraz hoplatmak istemiş Ergun. Ayrıca Kerim'in, biraz dellenmesi de beraberinde geldi. Ama yine, Hülya'nın çenesine kim dayanabilir ki? Altından girdi, üstünden çıktı Kerim'i yumuşatmayı başardı. Düğün sırasında olanlarsa, yüreğime indirmekle kalmadı. Kanal değişmek dahi istedim. Zira Mahir'le öyle bir ruh halinde konuştular ki, bunlar aslında en başından beri sevgili ve sırf Kerim'den intikam almak için bu zamana kadar beklemişler bile dedim. 


Hülya'nın, Kerim'e bir ders vermek istemesini anlıyorum. İlk bölümde, düğününde yaşadıklarını izlediğimde hak da vermiyor değilim. Ama bu kadar büyük bir trajedi kurgulamaya gerek var mıydı bilemedim. Eğer orada bitseydi, Mahir'le birlikte kaçtıklarını görseydim; nasıl bir ruh halinde olurdum şuan bilemiyorum dahi. Şaka kakaya dönmüş, ders verme girişimi trajedi boyutuna ulaşmış olsa da; sonu güzel bağlandı. Eğer, eski Kerim olsa, kesinlikle tatlıya bağlanmazdı. Hatta belki çeker vururdu bile Hülya'yı. Öylesine atarlıydı. Lâkin yeni Kerim, "Hadi uykum geldi, artık yatalım" diyerek konuyu kapattı. Sonrası da, bizim hayâl dünyamıza kaldı. Paralel evrene başlayan seyahatleri şu sıra bitmiştir muhtemelen. Orada, bizim haberimizin ve hiçbir konuda bilgimizin olamayacağı dünyada daima mutlu olurlar dilerim...

Burcu Biricik için hangi övgü sözcüğünü kullansam yetersiz kalır. Hangi cümle, bize hissettirdiğini yansıtır onu da bilemiyorum gerçekten. İyi ki giymiş Hülya'yı. İyi ki, kabul etmiş bu rolü ve iyi ki, sonuna kadar döktürmüş. Kendinden bir şeyler katmayı ihmal etmemiş. Ruhunun dokunuşunu esirgememiş. Emeğine, kumaşına sağlık. En kısa sürede yeni bir projede görebilmek dileğiyle... Birkan Sokullu donuk bir Kerim ile girdi hayatımıza. Acaba Kerim mi donuk bir karakterdi, yoksa Sokullu mu onu böyle giyiyordu ikileminde çok kaldım ilk zamanlar. Lâkin sonradan karakter de, o da tamamen açıldı ve olabilecek en iyi Kerim performansını verdi. O da iyi ki Kerim olmuş. Başlardaki o donuk adamın, şimdi aşkla eşine bakan adama evrilmesini başka birisi belki de bu kadar iyi veremezdi. Emeğine, kumaşına sağlık. En kısa sürede yeni bir projede görebilmek dileğiyle, kendisini de...

Mahir


'Alamancı' tiplemeleri için bir milat olduğunu düşünüyorum ben Mahir'in. Zira tanıdığımızdan beri benim için kıstas, kendisi. Esprili, yeri geldiğinde atarlı ama her daim sevgi dolu kişiliğiyle Mahir'i de çokça sevdim. "Şef" dediği Hülya ile dedektiflik maceraları her zaman favorim oldu. O maceralarına son verildiğinde ne kadar üzüldüysem, son dönemde yeniden başlamasıyla bir o kadar sevindim. O kadar keyifli, o kadar içten bir ikili ki; yan yana sahnelerinde hep çokça eğlendim... Ama bu demek değil ki, Mahir'in Hülya'ya olan aşkını destekliyorum. Üç bölüm önce hissettirildiğinde, açıkçası görmezden geldim. Lakin özellikle 56. bölümde, Kerim'in Hülya'ya evlilik teklif ettiği sahnedeki ruh halini es geçemedim. O da Hülya'yı çok sevmiş, hem de deliler gibi. En başından beri... Ama hem şartlar hem de Hülya'nın Kerim'e olan aşkı bunu dillendirmesine engel olmuş. Son kertede tamamen ayyuka çıktı ve Mahir de uzaklara, tıpkı Melek gibi bir bilinmezliğe yol aldı. Hülya'yı düğün sırasında olabildiğince ciddi bir üslupla yapmasını istemediğimiz şeylere iteklemesine ayar oldum açıkçası ama giderken döktüğü göz yaşlarında da çokça hüzünlendim. 

Olgun Toker, mükemmel bir tipleme çıkardı ortaya. Hem kendisine hayran bıraktırdı hem de 'Alamancı' tayfaya bakış açımızı tamamen değiştirdi. Performansının mükemmelliğine değinmiyorum bile. O da iyi ki Mahir'i giymiş ve gönül telimizi titretmiş. Emeğine, kumaşına sağlık...

Bayram ve Süheyla


Sadık bir eş olamadı hiçbir zaman, çokça kez Süheyla'yı aldattığını anlamak için de sadece Bade gerçeğine bakmak yeterli. Ama o kadar şirin, o kadar tonton, o kadar tatlı bir adam ki; ne yaparsa yapsın çok kızamadım Bayram Cevher'e. Bir bakışına tav oldum, yumuşadım. Bir sözüyle, tüm sinirimi yumuşattığı bile oldu. Mahsa ile olan son macerasında ise Süheyla'ya öyle bir pişmanlıkla döndü ki, Hülya onu iyi ki kandırmış demedim dersem yalan olur. Süheyla'nın gelgitli karakterini ancak dramatik bir 'ölüm oyunu' ile yumuşamış Bayram Cevher ilgisi dizginleyebilirdi. Son kertede patlak verdi, boşanma defterleri açıldı ve kapanmak da bilmedi ama affettirdi mi kendini? Affettirdi. Tabi Süheyla yüzüğü yutmasaydı, pek iyiydi... Bayram Cevher'in romantikliği de bir yere kadar neticede... Hep atarlı, her an tetikte ve ders vermeye hazır kişiliğiyle aslında klâsik bir Türk annesi Süheyla. Evliliği için, tutuştuğu aşkı için yapmadığı fedakârlık kalmamış ve şimdi damarına basıldığında en ateşli karşılığı vermesi hiç de rahatsız edici değil... Tamam, şimdi öyle yazıyorum ama bir ara delirmediğimi de söyleyemem. Özellikle de Kerim'in geçirdiği ameliyat sonrası katlanılmaz birisine dönüşmüştü hatırlarsanız. O direkten dönülmesi efsaneydi. Zaten, yasak bir aşkın meyvesi olan Bade'yi kendi kızı gibi koruyup kollayan birisine de öylesine bir efsane dönüş yakışırdı. Şimdi o da Bayram Cevher'in ipleri elinde paralel evrenin bilinmezliğinde...

Ahmet Mümtaz Taylan'ın her sahnesi, her mimiği, her repliği ders niteliğinde. Sadece bakışından bile binlerce duyguyu geçirebilen bir adam var karşımızda daha ne isterim?.. Bayram Cevher'i bu kadar çok sevmemin baş sebebi de yine kendisi. Eğer, onun yerine başkası giymiş olsaydı karakteri ne o kadar çok ona inanır ne de her sahnesinde yüzümde bir tebessüm belirirdi. Onun rolünden aldığı keyif öylesine büyüktü ki, bizi de her anında mest etti. Emeğine sağlık. İyi ki var ve daima olsun... Seray Gözler, tam bir anne. Bakışı, dokunuşu, yüzündeki her bir mimiğiyle. O kadar güzel bir anne ki, en kızgın olduğu zamanda bile bir gözlerini kırpışından içinin nasıl da titrediğini hissettirdi. Emeğine, her daim gülen gözlerine ve en çok da asaletine sağlık...

Hüseyin ve Zeynep


İyi bir baba olduğu hâlâ tartışılır, iyi bir eş olduğu da keza. Hüseyin sadece iyi bir iş adamı oldu. Belki iyi bir abi bir de. Ama karakteri için kötü demem de mümkün değil. Herkes de kusursuz olmak zorunda değil zaten. Herkesin fireleri yok mu sanki? Onda da çokça vardı. İstenmeyen bir evlilik, istenmeyen bir birliktelik ve Melek'i görür görmez, beyninde çakan şimşekler... Baştan böyle olması gerekir miydi? İdeal bir eş olabilir miydi noktasında ise sorunun başlangıcı tamamen Zeynep. O kadar kötü, o kadar bencil, o kadar kinci bir karakter olarak hayatımıza girdi ki; Hüseyin'i Melek'e biraz da o itti. Lâkin, onun değişimi Hüseyin'in de değişimi oldu. Bundan sebep ilişkileri hiç olmadığı kadar sağlam bir zemine oturdu. Ve öyle de devam edecek gibi bundan sonrasında. Yalnız o Ceren'in psikiyatrist masrafından hiç kaçınmasınlar rica edeceğim. Zira sonu hiç iyi değil... 

Tayanç Ayaydın, tam bir Hüseyin'di. Karakteri öyle cuk diye oturtmuş ki üzerine, onu bir başka dizide gördüğümde uzunca süre Hüseyin'i arayacağım sözlerinde ve hareketlerinde. Emeğine sağlık... Pelin Öztekin için ilk başlarda çok da iyi rol yapıyordu diyemem ancak, zamanla o kadar mükemmelleştirdi ki performansını ne desem eksik kalır şimdi. İnsanoğlu zamanla nasıl da kendini en iyi şekilde ispat edebilir, resmen onu sergiledi. Emeğine sağlık...

Bade ve Arda


Deli dolu, bilmiş, ağzına geleni sakınmayan, yeri geldiğinde atarlı, yeri geldiğinde çok duygusal ve kırılgan. Ama her daim doğrunun yanında... Evet, Bade'den bahsediyorum. İkinci sezonun en büyük sürprizi, onun mükemmelleştirilen karakteriydi. Aklı başında hallerine ilaveten o deli dolu kişiliğiyle herkesin gönlünde kocaman bir yer edindi. Arda ile olan aşkını hâlâ desteklemiyorum ama onunla mutlu olacağına inanıyorsa da bana çok laf düşmez. O da iyi ki hayatımıza girdi. İyi ki, dediklerimden birisi... Arda evlere şenlik bir karakterdi. İlk girdiği bölümden, son bölüme değin de öyle oldu. O garip saçları ve saçlarının garipliğine eşlik eden kişiliğiyle kendini çokça sevdirdi. Ben de çok sevdim ama yine de Bade'ye yakıştıramıyorum kendisini üzgünüm. Ona Ceylan'ı uygun görüyordum en başından beri. Ama çoğu zaman beklediklerimiz olmuyor işte... Şimdi Bade ile paralel evrende ne dolaplar çevirme derdindedir kim bilir. Hep mutlu olsun ikisi de... 

Deniz Altan, mükemmel bir iş çıkarttı. Karakterini olabilecek en güzel ve doğal şekilde taşıdı. Bade'yi de normal şartlarda, tıpkı Bayram Cevher gibi çok fazla sevmem mümkün olmazdı aslında ama onun sayesinde, karakter gözümde altın değerinde. Emeğine sağlık... Baran Can Eraslan'ı da tıpkı Deniz Altan gibi ilk defa izledim. Ve çok iyi bir iş çıkarttığı ortada. Deli dolu Arda'yı, ondan daha iyi kim taşıyabilirdi hiçbir fikrim yok. Emeğine sağlık...

Ve diğer karakterlerimiz...


Nilay'ı baştan beri pek sevemedim ama özellikle Atıf'la evliliği sonrası, bir haline üzülüp de empati yapmadım dersem yalan olur. Aydan Taş'ın o empatide payı büyük. Nasıl, karakterin iticiliğini, mükemmel bir şekilde tasarladıysa; aynen öyle... Hatçe hala tam, evlere şenlik ve aynı zamanda da evlerden ırak bir karakter. Kendisi hakkında ne yazsam eksik kalır zira, onca laf sokmaya ayıracak yerim kalmadı. Bu kadar sivri dilli, dedikodu meraklısı kaç dizi karakteri daha gördük ki?.. Gamze Demirbilek'in son kertede kendini bulması şahaneydi ama ben Hatçe halaya bildiğimiz haliyle veda etmeyi isterdim. Şöyle bir iki laf sokuştursaydı herkese, daha bir mutlu olurdum. Emeklerine sağlık... Kaya, nasıl anlatsam eksik kalacak karakterlerimizden birisi. O kadar tatlı, o kadar naif, damarına bastığında da o kadar sert ki, bu üçü arasındaki ince çizgiyi onun gibi iyi gözetebilen birini görmedim. Deniz Hamzaoğlu'nun da emeklerine sağlık... 

Küçük Hülya; Sibel Melek Arat, Küçük Kerim; Taha Yusuf Tan, Atıf; Ayhan Kızılsu, Aysel; Serap Önder, Ceylan; Pınar Hamzaoğlu, Melek; Ecem Özkaya, Filiz; Almilla Bağrıaçık, Nurgül; Filiz Ahmet, Bahar; Defne Yazar, Mehmet; Rüzgar & Poyraz Turan kardeşler, Düğme; Zeynep Alya Ses, Ceren... Hepsinin ama hepsinin, tekrar tekrar emeklerine sağlık... 

Mimarlar...

Genç yaşına rağmen, yönetmenlikte bir marka olmayı başaran ve başarısını her bölüm farklı dokunuşlarıyla hissettiren Cem Karcı'ya; mükemmel kalemiyle normalde sonradan bozulan uyarlama dizilere tıpkı Merhamet'de olduğu gibi bambaşka bir soluk getiren ve her daim akıllarda bu yeteneğiyle nam salacak olan Mahinur Ergun'a ve gördüğüm en güzel yapımcı olan, başarılarından bahsetmeme dahi gerek duymadığım, elini kurak bir araziye değdirse yeşillikler açtırma potansiyeli taşıyan Gül Oğuz'a emekleri için sonsuz teşekkürler. Ve ayrıca tüm teknik ekibe de...

Hoşçakal Hayat Şarkısı, kalbimde kocaman bir yerin var ve asla unutmayacağım. Biricik karakterlerimize, gittikleri o bizim bir daha asla tanıklık edemeyeceğimiz paralel evrende çok iyi bak olur mu? 

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Küçük bir düzeltme, Cansu değil Ceren :)

    YanıtlaSil