1 Haziran 2017 Perşembe

İçerde: Kardeşlik size çok yakıştı yahu...


Oyunculuk gerçekten hiç kolay bir şey değil. Üstesinden gelmek de, karşındakine duyguyu verebilmek de çok zor. Herkes oyuncu olabilir ama herkes gerçekten oynayamaz. Herkes gelemez üstesinden bu zorlu mücadelenin. Herkes, göz bebeğinin hareketinden dahi sarsamaz karşısındakini. Zira sadece duyguyu verebilmek yetmez bazen, etkilemek de gerekir. Ve yalnızca iyi oyuncular, bu etkiyi verebilir; kendine hayran edebilir... Çağatay Ulusoy ve Aras Bulut İynemli gibi... Her ikisi de bu ülkenin çok değerli kazanımlarından. Her ikisi de, bu ülkenin gurur duyabileceği nadir şeylerden. Hâlâ etkisinden çıkabilmiş değilim, o gerçeği öğrenme sahnelerinin. Bölümden kesitler dahi izlemedim ki, yazmadan önce izlediğimde iyice bir dolsun içim dedim. Öylesine doldum ki, taşmama ramak kalmıştı; sağolsun dizi normal seyrine döndü ve hafızamızda kocaman bir izle bölümü tamamladık ardından. İyi ki varsınız, İynemli ve Ulusoy; iyi ki...

36. Bölüm



Geçtiğimiz bölüm yorumumda, Mert'in kardeş olduklarını nasıl öğrendiğine dair bir teori üretmiş ama son kertede Sarp'ın bu gerçeği nasıl öğrenebileceğine dair tek bir fikir dahi yürütememiştim. İzlediğimiz o aksı yürütmek de imkansız olurdu zaten. Yazımda değindiğim birçok noktada haklı çıktım. Coşkun, kahvedeki Sarp haberi sonrası Mert'e gerçeği söylemeye karar vermişti. Dolayısıyla, Kudret'in de olayla doğrudan bir bağı yoktu. Dolaylı olarak, bu gerçeği iki kardeşin de öğrenmesinin yolunu açmıştı sadece... Sarp'la Mert'in karakol çıkışı selamlaşması da, annesi ve Eylem'i ona emanet etmesindendi haliyle... Celal'in evindeki arabayı patlatan da, yastığının altına kurşunu koyan da Mert'ti... Coşkun'la Mert'in çatışması da yine yazdığım gibi, tamamen Celal'i kafalamak içindi. Çünkü bir mantığı yoktu, Sarp'ın henüz Umut'un kim olduğunu öğrenmeden onun yaşadığından Celal'e bahsetmesinin. Mert'in, o an bir şok içerisinde olsa da evde herkesin duyacağı yüksek bir sesle Coşkun'la konuşmasının ve çelik yelek giyerek, buluşmaya gitmesinin...


Güzel hazırlanmış bir dizi tezgah izledik ve o kavuşma sahnesinde eridik bittik... Nasıl adamlar bunlar gerçekten bilemiyorum. Nasıl bir performans, nasıl bir oynamak bu? Nasıl bir insafsızlık?.. Kaşlarının bir hareketi dahi, üzerine sayfalarca yazılacak hissi geçirdi. Helâl olsun Çağatay Ulusoy'a da, Aras Bulut İynemli'ye de. Kendilerini geliştirmekten hiç vazgeçmedikleri ve her seferinde üzerine bir şey koymayı başardıkları için, özellikle de...


Tabi iş kardeş olduklarını öğrenmekle bitmiyor. Öğrendikten sonra da, hayat normal akışına dönmüyor. Ortadaki büyük kaos hâlâ tam gaz devam etmekte. Celal yine bildiğini yapmakta ve hep kazanmakta, Sarp desen hâlâ Yusuf'un ölümünün bir numaralı şüphelisi. Mert, öğrendiği gerçekten sonra "Babam" dediği adamı sıfırdan tanımakta... Coşkun'la hareket etmeleri noktasında oldukça keyiflendiğimi söylemeliyim. Evet, şerefsizin önde gideni ama bu yine de sempatik bir adam olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Hem iyi de dayak yedi, Sarp'la Mert'ten. Finale de kafasına sıkmaları kalsın, Celal'i bir paketlesinler de sıra ona nasılsa gelecektir... Peki gerçekten Celal'e sıra gelmesi mümkün mü derseniz, emin olmamakla birlikte mümkün elbette derim... Mâlum, karakter her sorunu resmen tereyağından kıl çeker gibi halletmekte. Her konuda gözü kapalı hareket etse de, istediğini sonuca ulaşmakta. Koskoca organize suçlar amirini öldürdü de sıyrıldı, bundan daha fenası ne olabilir ki?.. Eğer, Sarp'la Mert'in onun Yusuf'u öldürdüğünü itiraf ettiği plânı işleseydi her şey bambaşka olacaktı ama elbette, en azından finale değin bu mümkün olamayacak gibi. Bu uğurda, Kudret'i de öteki tarafa yolcu ettik zaten. Uğur Yücel'e emekleri için sonsuz teşekkürler...


Geçtiğimiz bölüm Kudret, Alyanak'a Celal'in en kıymet verdiklerinden birini kaçıracağını söylemişti. Aklıma da direkt Mert gelmişti ama bu, Sarp'la kardeşlik bağını bildiği için sarf ettiği bir cümle miydi emin olamamıştım; kafamı da karıştırmıştı. Meğersem niyeti, Celal'i de en çok değer verdiği şeylerden(?) biri olan Mert'i de öldürmekten ibaretmiş sadece. Ama bilmiyor ki, çıkarları uğruna gözünü kırpmadan kendisi de Mert'i öldürür. Gereksiz bir taktik izlediğini söylemek hiç de yanlış olmaz bu sebeple. Tabi asıl maksat, Celal'i konuşturma plânının önüne geçmekti. Sarp'ı tehlikeye sokmak ve ardından da kurtuluşunu yaratmak... Şükür ki, daha fazla ileri gitmeden Sarp mezarlığa yetişti ve Mert'le kardeş olduklarını söyledi. Her ne kadar birkaç bölüm önce ikisinin de öldürülme emrini vermiş olsa da, sevinmişti kardeş çıkmalarına. En çok da birlikte Celal'i bitirecekleri için. Mert'in gitmesine izin verdi, ardından da kendisi bile isteye ölüme gitti. Şimdi yine bir şey söylememek için kendimi tutuyorum ama yani, birlikten kuvvet doğar demişler; birlikte hareket edemezler miydi? Celal'in yerle yeksan olduğunu gördükten sonra gözü açık gitmese daha mantıklı değil miydi? O nasıl bir ölümdü ayrıca? Evet, deliler gibi sevdiği Nermin'in mezarı başında öldü ama keşke yanına gitmeden önce, "Abinden öcünü aldım" diyebileceği bir güçlü argüman da edinseydi. Ya orada Nermin, "Neden elin boş geldin, git istemiyorum artık seni!" derse?.. Buyur, kaos!..


Son kertede, Celal yeniden kazanmış oldu. Yeniden, bir düşmanını daha alt etmiş oldu. Yeniden şehrin bir numaralı mafya babası olduğunu, herkese diz çöktürdüğünü kanıtladı. Lâkin umarım, bu bölümden itibaren artık tamamen onun mahvolma sürecini izleriz. Her şeyini tek tek kaybetmesini. Onca kötülüğünün, cinayetin, yalanın, dolanın bedelini ödemesini... Mert'in güvenilir evlat kontenjanından içerde olması şahane. Kaleyi içten fethetmek için en güzel fırsat bu. Öncelikli olarak da, Sarp'ı aklamaları gerekmekte. Ama ben daha çok, şimdi Celal'i bitirmek için nasıl adımlar atacaklarını merak ediyorum... Şahsen Sarp'ın final dahil, polisle bir kaçma kovalama yaşamasını istemiyorum. Hazır Yusuf müdürle telefon kayıtları da ortaya çıkmışken, iş Celal'in itirafına kalmadan da halledilebilir pek âlâ. Zaten başlarında uğraşacakları bin bir mesele varken, bu ölümün üzerine kalması durumu bence artık sona ersin. Sema'nın ona inanmaya başlaması bu noktada güzel bir yaklaşım mesela. Hazır Melek de öldü, kurtar da belki oltana düşürürsün Sarp'ı seni gidi hınzır Sema...


Kardeş olduklarını saklamalarına umarım gelecek bölüm son verirler. Füsun'un artık öğrenmesi gerekiyor mesela. Kadının öğrenemeden başına bir şey falan gelirse de, cidden cinnet getiririm söyleyeyim. O telefon konuşması sırasında Umut'un aslında Mert olduğunu söylemek, sahne açısından iyi olmazdı. Tam hissedemezdik zira verilmek istenen duyguyu. O sebeple, gelecek bölüm bir şekilde karşı karşıya geldiklerini görürsek efsane olur. Elimize jilet alıp kendimizi doğrayalım gerekirse ama rica ediyorum kadıncağızın evlat hasretini daha da uzatmayın. Bir de Sarp kaçırdıkları sırada Davut'a, "Bugün ölmeyeceğim" tarzı bir cümle kullandı. Lütfen o cümle de, finalde Sarp'ın ölümünü hazırlamasın. Yılmaz Brotherslara artık azıcık bari olsa, acıyın...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder