17 Haziran 2017 Cumartesi

İstanbullu Gelin: Aşk her şeyi affeder mi?..


Ön yargılarımla gurur duymam ama bu özelliğimi saklamaya da gerek duymuyorum. Evet, ön yargılıydım. İlk bölümünde şöyle bir bakar, sonra nasılsa sıkılır kaparım diye oturmuştum başına ama on altı bölüm geçti, birini bile kaçırmadım. Farklı bir atmosferi olmasından belki de. O bildiğimiz konak dizilerine çok benzememesinden de olabilir. Başlı başına sebep, Esma bile olabilir... Yani kesin kez, şu sebeple bir bölümünü dahi kaçırmadım diyemem. Lâkin, sezon finaliyle içim burkulduysa; sevmişim demektir... Aşkın aniliği, geri kalan her şeyi önemsiz kılışı, bambaşka bir dünyayı kucaklama telaşı, o dünyayı değiştirmeye başlama gücü ve dünyanın başına yıkılması... İstanbullu Gelin'in, Süreyya nezdinde ilk sezonu böyle özetlenebilir aslında...

Ani bir aşk...




Konservatuar bitirmiş başarılı bir sanatçı ile ucu Mayalara(!) dayanabilecek kadar uzun bir geçmişi olan Boran ailesinin başarılı ve en gözde bekarı; bir gün bir gece kulübünde karşılaşır ve büyük bir aşkın ilk tohumları atılır. Kısacık zamanda tutuldukları o aşk, ani bir evlilik ve Boran ailesini derinden sarsacak olaylara gebe olacaktır... Süreyya ve Faruk aşkına inanmak noktasında bu acelecilik sebebiyle biraz zorlandım açıkçası başlarda. Aradan geçen zamanda karakterlerin birbirlerine gösterdikleri tahammül, o vıcık vıcık aşk sarhoşluğunu gölgeleyince; inancım da arttı. İyi bir çift olmuşlardı ama onca bilinmezliğin içerisinde nasıl mutlu sona ulaşabilirlerdi, gerçek bir muammaydı. Hele de inadım inat ... (siz tamamlayın artık) bir kaynana varken ortada ve en az onların aşkı kadar büyük bir kararlılıkla karşı çıkıyorken bu aşka... Kolay olmayacaktı elbette, olmadı da. Süreyya tutulduğu aşkın gücüyle, ani bir şekilde evlenip düştü Bursa yollarına. Boran ailesinin bir numaralı gözde bekarı oğluna, başka birini yamamaya çalışırken karşısında Süreyya'yı gelin olarak bulan Esma o an ölmedi ya, daha da ölmez galiba... Evin hizmetlisinin, yatağına kadar girecek bir yılandan bahsetmesi ekstra etkili olmuştu aslında bu istememe halinde. Hurafelere çokça takık bir karakter olunca, onun için Süreyya bir gelin değil; ailesini dağıtacak bir düşmandı yani yalnızca. Tabi kadının yılan olarak gördüğü, kendi elleriyle Faruk'la evlendirmek için didindiği İpek'ti ama hiçbir zaman bunu anlamadı...

Süreyya


Her şeyin güllük gülistanlık sürmesi ancak bir yere kadar. O hayatın bir parçası olduğunda ve her şey sana karşıymış gibi hissetmeye başladığında, otomatikman tavrın da değişiyor. Süreyya da zaten bu tavır değişikliğinden sonra evin ruhunu değiştirmeye başladı ya... Her şeye boyun eğip, her durumda ılımlı olmak yerine; gerektiğinde diş göstermeye başlayıp, ılımlı olmayı da sürdürdüğünde ona duvar ören herkesin birer birer o duvarları yıktığını gördük. Hatta son kertede Esma ve İpek'in bile. Bu yanıyla Süreyya'nın bende yeri ayrı oldu. Bağırdığı, çağırdığı çok oldu ama yerinde isyanlardı çoğu. Evlendikten sonraki süreçte az biraz dağıtma eğilimi, başına buyruk tavırlar sergilemesi beni de sinir etti, evet ama karakterin kırılma yaşaması için de bu gerekliydi. Zaten onun için asıl kırılma da, o gerizekalı takığının düğünde çıkardığı olay sonrası yaşandı. Faruk'la ilk 'gerçekçi ve haklı' kavgaları da... O konuda çokça kızgınım Süreyya'ya her şeyi anlatması lazımdı. O adamdan bahsetmedikçe, tehlikeyi kendi elleriyle büyütmüş oldu. Tabi toparlanmaları uzun sürmedi, ne olursa olsun büyük bir aşk var aralarında çünkü. Lâkin, o büyük aşkın da gölgeleyeceği sorunların peydah olması uzun sürmüyor; dizi evreninde. Önce hamilelik, bebeğin engelli doğma durumu, kaybetmeleri ve son olarak da doktoru, çocuğunu neredeyse çocuğu yerine koyduğu Begüm'ün aslında Faruk'un eski aşkı olduğunu öğrenmesi derken ipler koptu görünmekte şimdi... Aslı Enver sayesinde daha bir sevdim Süreyya'yı, emeğine sağlık...

Faruk


Annesiyle hep bir savaş halindeymiş dikte ettikleri sebebiyle. O dikte edilenleri yerine getirmemek için didinmiş ama genelde esiri olmuş. Onu dizginleyemese bile Esma, hep olayı lehine çözecek bir yol bulmuş. O yollardan biri de, çok sevdiği Begüm'ün gözünü korkutup kaçırmak olmuş. Hem de hamile bir halde. Bilseydi Esma hamile olduğunu, bir Boran gelecek diye ne olursa olsun salmazdı ama iş işten geçmiş. Ve aşk noktasında hayata küserek uzun yıllar geçirmişken, karşısında gördüğü Süreyya'ya tutulan Faruk bu duyguyu yeniden hissetmeye başladığında, ilk sefer olduğu gibi her durumda alttan almayacaktı elbette. Gerektiğinde en sert şekilde durdu Esma Boran'ın karşısında. Alttan almaya daha çok meyilliydi ancak karısını da ezdirmeye niyeti yoktu. Süreyya'nın çıkışı sonrası kalp krizi geçirmiş numarası yapan Esma'nın o büyük oyunu da ayıramadı ya Faruk'la; daha hiçbir entrikası da ayıramazdı. Zaten ardından hamilelik, ceninin sorunları derken; Esma'nın da Faruk'un da derdi başka oldu. O arada bir de, yıllar önce ani bir şekilde terk edip giden Begüm'ün önce şehre geri döndüğünü ardından da çocuğunun kendi oğlu olduğunu öğrendi Faruk. Süreyya'ya her daim gerçekleri anlatması, yaşananları saklamaması için kızmışken; şimdi kendisi kocaman bir yalan saklıyordu. Bebek öldü, Süreyya yıkıldı, Faruk kendini iyi hissetmesi için her şeyi yaptı derken; gerçek ortaya çıktı. Gelecek sezon Süreyya'nın peşinde çokça koşacaktır sanıyorum Faruk... Bu kadar içten oynayabileceğini düşünmemiştim doğrusu Özcan Deniz'in. Hep bana sert ve cool görünmek istermiş gibi geliyordu. Yanılttı, iyi ki de öyle yaptı. Kendisinin de emeğine sağlık...

Esma


Nobran, dediğim dedik, her şeyin en iyisini ben bilirim kafasında, mazisi beş yüz yıl öteye dayanan-ki ben hatta Mayalara kadar dayandığına inanıyorum- koca Boran ailesinin validesi Esma Boran. Yazının başında da dedim ya, beni diziye çeken faktörlerden biri oldu. Sinir bozucu bir rol ama garip bir çekiliği, kendini izletme sihri var... Oğullarını ve Boran kimliğini her şeyin önünde tutan bir kadının tüm gelinlerini elbette kendi elleriyle seçmesi, soylarına yakışır olup olmadığına kendisinin karar vermesi gerekir. Hani çok da sürpriz değildi. Ama bu dediğim dedik halini kalp krizi oyunuyla taçlandırınca, bende de kelimeler tükendi. Büyük oyundu. İyi de getirisi olurdu, eğer Faruk büyük aşka düşmüş olmasa. Ama beceremedi. O yatağına kadar girecek yılan Süreyya sanıyorken, kendi elleriyle o yılanı konağa soktu. İpek'le ilgili ilk en büyük pişmanlığını tam olarak ne zaman yaşayacak çok merak ediyordum ama sezon finalinde karakterde gözle görülür bir değişim yaşandığından, o yılan muhabbeti de kapanacak gibi. Zaten bambaşka defterler açıldı üzerine. Kendini bir yerde zorla eşi yaptığı kocasından önce bir üvey oğlu olduğunu, ardından da o evliliğin aslında ne bir temeli ne de üzerinde durduğu bir zemin olduğunu öğrendi. Havada duruyormuş meğersem her şey de, yeni fark etmiş. Elbette o an itibariyle onun için de ailesinin mimarı kocasının kıymeti bitiverdi. Gelecek sezon daha naif bir karakter olur mu bilemiyorum ama ben zaten ilk zamana göre çokça yumuşamış vaziyette olan halinin daha da değişmesi taraftarı değilim. İpek Bilgin'in önünde saygıyla eğildiğimi belirtmek isterim...

Fikret ve İpek


Abisinin gölgesinde kalmış, o neyi arzularsa ya da onu ne arzularsa onu arzulamış; her daim Faruk'la yarış içerisinde olan bir karakter, Fikret. Çok sinir bozucu olduğunu düşünüyorum. Tamam, bir yanıyla haklı belki ama ayrık otu olmak için de bu kadar mücadele verilmez. Tüm her şeyi riske atıp da, sırf abisinin gölgesinde kalmış olmasına bunu bağlayamaz... İpek'le evliliği de tıpkı böyle. Aşık elbette olabilir ama İpek'in abisini arzulaması da onu kamçılıyordu bence. Uzun yıllar öncesine dayanan o aşkın, az biraz takıntı olduğu da atlanmamalı neticede. Son kertede evlenmeyi başardı ama mutluluğu da, aşkı da hep bir yapmacıklık üzerine kurulu. İpek'e tecavüz etmiş olması da ayrı trajedi. Tabi deliler gibi Faruk'u arzulayan İpek'in sonra bir anda bu çocuğa tutunması da ayrı manasızdı. Yani tencere kapak birbirlerini bulmuşlar tam. Fikret az biraz düzelme eğiliminde, hele de Adem'in gerçek niyeti ve üvey kardeşi olduğunu öğrenmesi ardından tavrı değişecektir. İpek'in de yılanlıklarına son vereceği izlenimini aldım sezon finalinde. Ne olur ne biter bilmiyorum ama dizinin ideal çiftlerinden birisi olduklarında hemfikirim. İki itici, ancak böyle birbirini tamamlayabilirdi... Salih Bademci ve Dilara Aksüyek'e de emekleri için teşekkürler. Karakterlerine bu kadar ayar olduysak, tamamı performanslarının gerçekçiliğinden...

Osman ve Murat


Süreyya'yı aslında ilk gören, o. İlk aşık olan da o ama abisinin gölgesinde kalan bir diğer isim de o olduğu için, Osman'ın Süreyya aşkı kalbine gömülmeye mahkumdu. Nitekim gömmeye çalıştı da lâkin naif kişiliği, o her daim iyiliğe adadığı karakteriyle bu aşkı içerisinde hâlâ yaşıyor olmasına hiç kızamadım. Kızamam bundan sonra da sürdürürse açıkçası. Osman benim dizide en sevdiğim karakterlerden birisi. Bu kadar naif oluşunun altında bir sosyopat mı gizli acaba diye pek merak ediyordum ama o yanı hiç bozulmadı. Gelecek sezon kalbine söz geçirebileceği bir karakter girer umarım hayatına... Ailenin en küçüğü ve başına buyruğu. O başına buyrukluk öyle bir boyutta ki, annesinin onca karşı çıkışına rağmen motosiklet tepesinden dahi inmiyordu. Aşk hayatına, evin hizmetlilerinden Bade ile yaşadığı ve alkole sığınarak yok saydığı birlikteliklerine değinmiyorum bile. Sonunda o motosiklet büyük bir kaza getirdi ve yana yakına kaçtığı Bade'ye tutulmuş buldu kendini. E boşa dememişler, Allah'ın sopası yok diye değil mi?.. Güven Murat Akpınar ve Berkay Hardal'a da emekleri için teşekkürler...

Adem ve Dilara


Bir yerde haklı bir davanın peşinde. Babası insan yerine koymamış, yapmadığı işkence de kalmamış. Onca yaşananın üzerine bir şekilde parayı bulunca, tek derdi Boran ailesinin geri kalanından intikam almak olmuş. Tabi, babasının suçunu çocuklarına çektirmek istemesini ben mantık zincirinde bir yere oturtamıyorum Adem'in. Elbette sinirini çıkartabileceği birileri lazım ama bu olaydan hiç haberi olmayan insanları hedef seçmesi bana göre doğru değil. Ki yani oturup anlatsa başından geçenleri, babasından gördüğü işkenceleri, belki de arka bile çıkacaktı Faruk da, Fikret de, Osman da, Murat da, Esma da... Ama izlediği yol direkt düşmanlık getirince, bu saatten sonra aralarının iyi olması imkansız Boran ailesinin geri kalanıyla. Gelecek sezon ne dümenler çevirecek bakalım Adem... Başına buyruk bir diğer kişi de mâlum ki Dilara. Pek sevemediğim karakterlerden kendisi dizi içerisinde. Ama mesela o okul konusunda hak veriyorum. Süreyya o kadar çok kendi derdine düştü ki, unuttu hayâllerini ve Dilara için de o hayâllerin ne kadar mühim olduğunu... Adem'den para alması ve hızlıca okulu açma çabası vermesi batmadı bana yani... Gelecek sezon neler yaşayacak Adem'le göreceğiz. Onları da aslında tencere kapak olarak görüyorum. Dediğim gibi, ne kadar haklı yanları olsa da ikisini de bir türlü sevemiyorum... Fırat Tanış öyle bir giymiş ki, ekstra nefret ettiriyor karakterden. Emeğine sağlık gerçekten. Hakeza Neslihan Arslan'ın da emeğine sağlık...

Senem


Kardeşi, kocasıyla birlikte vefat ettikten sonra Süreyya'nın tüm sorumluluğu, hiç de sorumluluk alacak bir yapısı olmadığı halde Senem'e kalmış. Ama zaman geçtikçe Süreyya, Senem'in sorumluluğunu almaya başlamış. Rolleri değiştirmişler ama aralarındaki sevgi hep bakiymiş... Başlarda karakteri pek sevememiştim ama Senem'in özellikle son birkaç bölümdür parladığını düşünüyorum... Bursa'da bir pavyonda başından geçenler, İstanbul'a kaçması, ardından kendini tekrardan Bursa'da bulması ve özellikle Esma ile çatışmaları derken; karakter hep faaldi. Tabi, Esma ile aralarındaki o anlaşma da bir anda unutuluverdi. Esma o kadar para verdiğiyle kaldı yani. Ben olsam Senem'in yerinde, sevmeye çalışırdım onu sırf bu sebepten bile... Tabi o sevmeyi bırakın, bangır bangır taklidini yapmayı tercih ediyor. Ve bu anlarda çokta güldürüyor. Gelecek sezon karakterin tam olarak bu tabirle ifade etmek istemiyorum aslında ama Süreyya'ya yapışmaktan başka bir meşgalesi de yaratılırsa efsane olur bence. Bunun için yeterince çılgın zira... Neslihan Yeldan giymiyor olsa son bölüme değin delicesine nefret ederdim Senem'den. O kurtardı gerçekten. Emeğine sağlık kendisinin de...

Begüm


Esma'dan korkup kaçması şaşırtıcı değilmiş açıkçası, hastalanmasaydı da geri dönmeyecekmiş; görünen o. Başına bir şey gelirse oğlunu emanet edebileceği başka kimse yok haliyle. Begüm'e genel olarak üzülüyorum. Gelecek sezon hikâyesini de ayrıca merak ediyorum. Hastalığı ilerleyecek mi, yoksa düzeldiğini mi göreceğiz; Süreyya-Faruk arasında gerçek bir tehlikeye dönüşebilir mi ve Emir gerçeği öğrendiğinde neler olacak. Orası da her daim kanamaya müsait bir damarı temsil etmekte. Onun cephesinde de çok soru işareti var. Özge Borak'a da emekleri için teşekkürler...

Bitirirken...


Yani o kadar çok olay, o kadar çok altı doldurulmayı bekleyen gerilim var ki; "Yeni sezonda da ne olabilir ki?" sorusuna yer kalmıyor İstanbullu Gelin'de. Tarzını bozmadığı, seyirciyi atmosferiyle büyülemeyi de sürdüğü sürece tadından yenmeyeceğiyse kesin. O atmosferin mimarları, yönetmenlerimiz Zeynep Günay Tan ve Deniz Koloş'un da ayrıca emeklerine sağlık. Ayrıca senaryoyu kaleme alan Deniz Akçay'ın da emeklerine sağlık. Dizinin gerçek yaşamdan alındığı detayını atlamayalım, Dr. Gülseren Budayıcıoğlu'nun bir eserinden yola çıkan hikâyenin nereye evrileceğini pek merak ediyorum doğrusu. Faruk ve Süreyya'nın son yaşananların ardından bir araya gelişlerinin nasıl hazırlanacağını da... Süreyya, teyzesini dahi orada öylece bırakıp çekti gitti. Öğrendiği gerçek ağır ama bu kadar aceleci bir yaklaşımı da doğru bulmadım. Bağır, çağır, neden anlatmadın diye çıkış ama dinlemeden çekip gitmek niye? Faruk anlatmadığı için ne kadar suçluysa, o da hesabını sormadan gittiği için o kadar suçlu. Bakalım bu iki delicesine aşık suçlunun başına neler neler gelecek ikinci sezonda. İyi tatiller İstanbullu Gelin, kendini çok özletme...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder