13 Haziran 2017 Salı

Söz: Aşkını özledin mi Çolak?..


İnsanın elbette her kötü durum için hazır plânları olmalı. Özellikle düşmanı bol biriysen, daha çok dikkatli olmak zorundasın. Hele de o düşmanı sen kendi ellerinle, büyük bir nefret ve hainlikle yarattıysan; her kötü durum için başına da sıkmaya cesaretin olmalı. Yoksa, şüphesiz ki madara olursun... Bir de karşındaki insanı iyi tanıman gerek. Kiminle dans ettiğini bilmelisin. Herkese oyun oynanmaz, herkese blöf de yapılmaz. Zira bir bakmışsın sadece madara olmakla kalmamış, kahrolmuşsun... Çolak bu bölüm iyi bir kaçma serüveni geçirdi. Elinden gelenin en iyisini yaptığı da söylenebilir, o sakat ayağıyla. Yalnız son dakikada iyi tufaya geldi. Karşısında Yavuz'u gördüğü andaki ifadesi ise enfesti. Ama bakalım, bu tutsaklık bir işe yarayacak mı? Yoksa Çolak yine son anda kaçmayı başaracağı bir fırsat mı yakalayacak?..

11. Bölüm



Kurtdereli'nin ölümü ardından elbette timimiz boş durmayacaktı. Bunun bedelini en ağır şekilde ödetmeleri gerekiyordu-ki, geçtiğimiz bölüm sonunda tamamı Çolak'ı yakalayamama durumlarında istifa edeceklerine dair dilekçelerini de hazırlamıştı. Çolak için işlerin bu sefer hiç de kolay gitmeyeceği belliydi lâkin, bu denli bir zayiat beklemediğimi söylemeliyim. Tahmin ettiğimden daha güzel işlendi. Ayrıca operasyon sahneleri de oldukça tatmin ediciydi. Genelde bu tür sahnelerde pek heyecanlanmam ancak, sanırım tim üyelerimizi içselleştirdiğimden artık, farklı bir heyecanla izledim. O göletten çıkıp, teröristleri tek tek indirdikleri sahnede ise coştum!.. Yazılarımı düzenli okuyanlar bilir, lafımı sakınmıyorum. O alınır, bu gocunur endişesi de taşımıyorum. Yani yeri geldiğinde iyi verip veriştiriyorum. Ama övmek gerektiğinde de sakınmayacağım elbette. Operasyon sahneleri çok başarılı olmuş. Yazanın da, oynayanın da, çekenin de emeğine sağlık...


Çolak için kaçmak da, saklanmak da, kendine istediği tarzda piyonlar bulmak da hiç zor değil. Bunu karakteri tanıdığımız ilk bölümden beri görüyoruz. Bu sebeple, bir dümenle Yavuzları atlatmasına takılmıyorum. Ha öndeki araçta duranlar nasıl bu oyunun bir parçası oldu, Çolak'ı korumak için kendilerini böyle feda etme emrini ne ara aldılar onu hiç anlamadım. Sanki o detay olmadan da Çolak için bir kaçış yaratılabilirdi. Sakat tek ayağıyla kaçabileceği kadar kaçtı, saklanabileceği kadar da saklandı ama su deposunda güzel köşeye sıkıştı. Keşke Nazlı iki arada bir derede aklına gelip de Ateş'i aramasaydı da, iş orada huzurla çözüme kavuşsaydı. Mâlum, bu adam görevde. Telefonda konuşabilecek durumda olup olmadığı da meçhul. Ondan ses gelmesini beklemesi daha iyi olurdu. Araması ise hem Çolak'ın kaçmasını sağladı hem de Ateş'i tehlikeye attı. Sezin'in son ana kadar yediği ortadaydı. Ne zaman ki su deposu yerine başka bir yeri söyledi; orada işler karıştı. Nazlı'dan gelen telefona ve "Ateş" diye seslenmesine takılmaması o ana kadar göze batmaktaydı çünkü. O nokta da bu sayede güzel toparlanmış oldu. Dayıoğlu'nun (karakterin adını unuttu), Sezin'in kaydettiği sesini kullanıp Çolak'ı kafalaması da durumu ayrıca eşitledi...


Yavuz'un pratik zekasını her durumda kullanabilmesini gerçekten seviyorum. Timiyle zorlu bir durumun tam ortasındayken de, eğleniyorken de, öğüt veriyorken de hep bir bilge gibi olaya yaklaşması enfes. Fethi'yi de bu özelliğiyle içerisine düştüğü darboğazdan çıkartmayı güzel başardı... Eylem'in ölümü sonrasında karakter haliyle sorumlusu da kendisiyken, kolay kolay toparlanamayacak bir ruh haline büründü. Şahsen hâlâ, ne demeye Eylem'i kalbinden vurduğunu anlayabilmiş değilim. Ancak geçen bölüm olduğu gibi kızgın değildim bu bölüm Fethi'ye. İyi iş çıkardı her hâlukarda. Erdem Yarbay aslında onu bu psikolojide operasyona falan yollamamalıydı ancak gittiğinde hakkını vermesi iyi oldu. Sebo tarafından rehin alınmalı mıydı peki? Bak orasını bilemedim şimdi...


Sonuca bakarsak güzel, lâkin detaylara indiğimizde kalabalığın içerisine karışmadıysa Sebo'nun, Fethi'nin orada olduğunu nasıl gördüğü muallâk. Kalabalığa karıştıysa ve tim üyelerinden kimse onu fark etmediyse, o da felaket. Ancak tam ölmeyi beklerken, öldü sandığı Eylem tarafından kurtarılması ise şahaneydi. Eylem'i dizi sınırlarına geri çektiği için Sebo-Fethi sahnesine çok takılmamak lazım geliyor demek ki... Gelecek bölüm öğreniriz bakalım Eylem'in başından neler geçmiş. Aslında en başından beri böyle bir karakter miymiş, yoksa yaşananlardan sonra mı Lara Croft'a dönüşmeye karar vermiş. Bana sorarsanız, en başından beri başka hesaplardaydı. Umarım iyi tarafta çıkar sonunda. Terörist bir grubun üyesi olarak görmek istemem karakteri. Hele de Fethi böylesine aşıkken. Öyle kızgın da görünmüyordu hani... Onu böyle kurtardık ama Zafer sanki vurulduktan sonra Ankara'ya o gidiş, bir daha dönmeyecekmiş gibi geliyor. Atakan Arslan'ın diziden ayrılmak istediği, özellikle de Survivor sebebiyle zaten konuşuluyordu. Sanki şimdi de o sonu hazırlamaktalar kendisine; olabilecek en hafif şekilde. Bakalım...


Zeki olabilirsin, onca insanı kölen haline de getirmiş olabilirsin. Ama senden daha zekilerinin de olabileceği ihtimalini es geçmemen gerektiğini bu kadar acı bir şekilde öğrenmen gerekir miydi; bilemedim Çolak. Timin, Sezin'le buluşma hayâliyle geleceği yerde kurduğu dümen oldukça başarılı. Tüm esnafın, alışveriş yapanların, hatta üzerine çuval örtmüş oturanların(!) aslında birer asker olduğunu resmeden Yavuz'un el çırpışı ise şahaneydi gerçekten. Yavuz'u karşısında gördüğünde zaten üç buçuk atmış olan Çolak, bu andan sonra köşeye sıkışmakta bir milat yaşadı resmen. Üzerindeki bomba ile kendini kurtarabileceğini düşünmesi ise komik. Sen nasıl Yavuz'u araştırdıysan ya da gördükçe hakkında bilgi edindiysen aynını senin hakkında Yavuz da yaptı. Ve senin canının ne kadar kıymetli olduğunu, kendini öyle kolay kolay feda edemeyeceğini de çok iyi anladı... Çolak için yolun sonu yaklaştı gibi hissediyorum. Sebo'nun büyük beyden aldığı emri yerine getirmesine ramak kalması da bunda bir sebep ama asıl sebep bu kaçma-kovalamaca hali biraz daha uzatılırsa üzgünüm ama suyu çıkacak meselenin. Yerine kim gelir, ikinci sezon oğlunu mu tahtında otururken izleriz onu da bilemem... 


Evet, oğlu meselesine bakış açım bu bölüm itibariyle biraz değişti. Tim üyelerinden biri çıkmayacak da, onun tahtına geçecek güçlü bir karakter yaratılıp; o sunulacak gibi. Sebo eğer o füzeyi atar ve tim üyelerimiz dört bir yana savrulmuşken, Çolak hiçbir şey olmamış gibi arabadan çıkarsa; hiç acımadan giydiririm onu da belirteyim. Bu biraz kör göze parmak olur çünkü. Ayrıca oğul meselesinin de pek önemi kalmaz. Çolak için yolun sonu gelmiş olmalı artık yani. Evet, Serhat Kılıç'ı izlemeyi çok seviyorum ama dediğim gibi bu sefer de ellerinden kaçarsa; bir sonraki sefere yine şevkle ele geçirilmesini arzulayan seyirci bulamazlar ekran karşısında. En iyisi onun defteri kapansın, timimize bundan sonra oğlu kök söktürsün. Nasılsa timimiz onun da köküne kibrit suyu dökecektir, nihayetinde...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder