21 Haziran 2017 Çarşamba

Söz: Böyle mi olacaktı?..


İnsan görevini her şeyin önüne koyduğunda ve gözünü karartıp büyük bir cesaret gösterisine soyunduğunda, göze de alıyordur başına gelebilecekleri. Biliyordur, iyi ya da kötü her şeye hazırlıklı olması gerektiğini. Hele özel eğitimli bir timin parçasıysan, bu hem eğitiminin gereği hem de görevinin getirisidir. Onu bununla korkutamazsınız yani, olacağı bilse de şaşmaz yolundan. Emeline ulaştıktan sonrasının ise çok bir önemi yok. Görevi tamamladı mı? Tamamladı. Verdiği sözü tuttu mu? Tuttu. Yapması gerekeni yaptı mı? Son ana kadar. Bu andan itibaren ondan çıkmış demektir mesele. Mesele, artık onun doğrudan bir parçası değildir... İşte Yavuz'un kararlılığında, azminde ve sonunda zafere bulanmış mağlubiyetinde de bu vardı. Görevi ne gerektiriyorsa, onu yaptı. Gerisi, görev verenlerin bileceği iş. Bitti diyorlarsa, bitti...

12. Bölüm -Sezon Finali-



Çolak'ı ele geçirdikten sonra yaşananlar, yine onu ellerinden kaçırmayı hazırladığında az biraz gerilmedim diyemem. Geçen haftaki yorumumda da demiştim, Çolak'ın bir kaçış daha gerçekleştirmesi, onu kovalayan timimizi izlerken artık bizi heyecana sürüklemeyecektir diye. Zira, bu durumda bir kez daha ellerinden kaçmayacağının garantisi yok. Lâkin durum beklediğimden daha iyi kurgulanmıştı. Çolak'ın tüm kirli ağını kullanıp bir askeri üsse sığınması ve 'kıyamet senaryosunu' gerçekleştirmeye çok yaklaşması aslında bir yerde yolun sonuna geldiğinin de göstergesiydi. O anda da başarıya ulaşamayan Çolak'ı zaten, büyük bey de bir kez daha tüm terör olayların başında görmek istemeyecekti. Üst üste bu kaçıncı vukuatı oldu neticede. Bu andan sonrası onun tüm bu kirli ağı dökülmesi için kullanılabilir ama ne derece çözülür, bilgi verir bilemedim...


Çolak, son kertede yine ele geçirildi ve görev başarıyla tamamlandı. Hikâyesinin bittiğini sanmıyorum ama gelecek sezon çok da büyük bir etkiye sahip olacağını düşünmüyorum. Hele de çoktan o gözden çıkarılmış, yerine büyük bey oğlunu görevlendirmişken. -Bu arada onun da bir hastalığı falan var herhalde, hali pek de iyi görünmüyordu.- Belki insafa gelmiş, timimize yardım ederken dahi görebiliriz. Neden olmasın yani?..


Gördüğünüz gibi görevden el çektirilen, daha doğru bir tabirle kovulan timimizin eninde sonunda yeniden bir araya geleceğini düşünüyorum. Çolak yakalandı ama mesele bitmedi. Daha büyük fenalıkların fitili ateşlendi ve çaresiz, timimizin gözü pek üyelerine tekrardan ihtiyaç duyulacaktır. Nasıl görevden atılmalarını emreden bir yazı geldiyse, tekrar bir araya gelmelerini emreden bir yazının da geldiğini göreceğiz bence. Zaten ondan sonrası da çok bilinmeyenli bir denklem. Bu kadar büyüdüğüne göre mesele, daha çok kan akacak demektir... Yavuz'un tüm bu süreci hazırlayan adımları kesinlikle hatalı değil. Ellerinden kaçmış bir teröristi koruyan askeri bir birliğe saygı duyması da saçma olurdu zaten. Kararlarının hatalı olduğunu düşünmüyorum tam da bundan. Son kertede görevini layığıyla yerine getirdi mi? Getirdi. Çolak'ı tekrardan ele geçirdi mi? Geçirdi. Gerisinin de pek bir önemi yok... Ona görevini layıkıyla yerine getirdiği ve ne kadar zorlu şartlar altında olursa olsun gözü pek davrandığı için kimse kızamaz sanıyorum. Kötü haberi vermeye gelen komutan da görüldüğü üzere gurur duyan, bir yanıyla da üzgün gözlerle teslim etti emri... Ben şahsen timimizle yaptıklarından ötürü gurur duyuyorum. İkinci sezon bir araya gelecekleri anı da şimdiden dört gözle bekliyorum...


Ha şu olabilirdi, timi doğrudan dağıtmak yerine en azından bu kararları alan Yavuz'a ceza kesilebilirdi. Neticede Mücahit'in, Ateş'in, Fethi'nin ve hatta Erdem Yarbayın yaşananların hiçbirinden haberi yok. Lâkin uluslararası hukuk ve iç tüzüğün çiğnenmesi durumunda sanırım bakanlık toptan görevden almayı uygun buldu. Normal şartlarda, disipline sevk edilip teker teker dinlenmeleri ve tabi ona göre karar alınması daha mantıklı olurdu. Bu biraz da pire için yorgan yakmak yani, bana göre... Yavuz'a ceza kesilebilirdi diyorum ama onun da alnından öpseler yeri... 


Timin her üyesi bu karardan çok etkilendi şüphesiz. Ancak, gördüğümüz üzere en çok etkilenen Mücahit'ti. Verebileceği normal dozunda tepki oydu bu karara. Şimdiye kadar tanıdığımız adamın, bunu olağan bir şeymiş gibi karşılaması mümkün değildi. Şehit olmayı görev edinmiş, şehit olabileceği her anı büyük bir mutlulukla kucaklayan bir karaktere; "Artık istesen de şehit olamayacaksın!" derseniz elbette doğrudan ölmeyi seçecektir. Zira zaten ölmek için yaşıyordu... Bu karardan vazgeçirilmesi güzel bir detay, tekrarının gelmeyeceğinin de garantisi yok. En kısa sürede timi tekrar toplamaları şart yani. Her ne kadar ölümü fazlaca kutsamasından hoşlanmasam, bazen de tam bir kendini bilmeze dönüşmesinden rahatsız olsam da; seviyorum ben onu izlemeyi...


Hem kalbine bir aşk düşsün de görelim, daha istiyor mu öyle yana yakıla şehit olmayı... İnsanın kalbi başkasına ait olduğunda, her şey değişiyor çünkü. Düşüncelerin, isteklerin, arzuların, hayata bakış açın; her şey ama her şey. Ateş ve Fethi cephesinde olduğu gibi. Ve tabi Yavuz cephesinde de... Eylem'in ölüm haberine kimsenin inandığını sanmıyorum. Bu kadar sönük ve üstü örtülen bir ölüm, karaktere veda noktasında saçma olurdu en başta. Tabi geri dönüşünün bu kadar olaylı olmasını da beklemiyordum. Çok çok Çolak bir şekilde kaçırtmış, bir şeyler plânlıyor olabilirdi. Ama mesele tamamen farklıydı.


Fransız istihbaratında çalışan Eylem, Sebo'yu canlı bir şekilde ele geçirip ülkesine götürmekle görevlendirilmiş bir ajandı. Tabi bu ajan bir bölüm önce neden Sebo'yu vurmaya çalışıyordu, orası muamma. Kendime mukayyet olamadım dedi ama mukayyet olması için eğitildiğine eminim. Neyse, çok deşmeyeyim... Fethi'nin onu karşısında gördüğünde resmen tutulması, onca zaman duyduğu hüzünle karışık bir mutluluğa savrulması ise güzeldi. Adam aşık neticede. Görünen o ki, Eylem de ondan hoşlanmakta. Gitmiş olmasıysa bir şey ifade etmiyor. Geri gelmesi için illa ki bir şey olacaktır. Mesela Sebo'dan aldıkları tek bir istihbarat bile bunun için neden yeterli olmasın?.. #EyFet için hâlâ umut var yani. Bu arada güzel öpüştüler, tebrik ediyorum kendilerini...


Ateş'le Nazlı'nın durumu ise çok bilinmeyenli bir denklem gibi. İkisi de birbirine deli gibi aşık ama hem şartlar hem de koşullar ikilinin huzurlu bir aşk yaşamasına hep engel olacaklarmış hissini aşılamakta. Aşklarını kabul edip, gizlice yaşamayı kararlaştırırlarsa da laf etmeyiz tabi. Ayrı gayrı olmalarından iyidir mâlum... Erdem'in gerçeği öğrenmesi durumunda vereceği tepkiler sıradan olmayacaktır. Ateş'in başına kesinlikle iş açılacakken, bu kadar büyük bir cesaret göstermesini beklemesin ondan Nazlı. Babasını en iyi kendisi tanıyor neticede. Neler yapabileceğini de pek iyi biliyor. Zaman her şeyin ilacı, kör kütük bir aşka düşmüşken ikisi de iflah olmaz nasılsa. İkinci sezon izleriz yine yan yana... Bu arada onlar öpüştü mü öpüşmedi mi anlamadım ben, o öpücüğü göstermeyen Yağız hocayı buradan kınadığımı belirtmek isterim efenim...


Yavuz'un kalp meselesine gelirsek... Şüphesiz ki Merve'ye ait. Onun için atmış yıllarca ve şimdi de onun için atmasından daha mantıklı hiçbir şey yok. Birkaç zamanda unutulacak bir aşkın içerisine düşmediğini, öldüğü zaman verdiği tepkilerden anlamıştık karakterin. Her ne kadar sonrasında yaptıklarıyla, izlediğimiz o anlar bir tezat oluştursa da; doğru birdir ve şaşmaz. Yavuz'un hemen başka bir aşkın içerisine düşmesi, normal olmaz. En başta, karakteri çiğ gösterir... Bahar bir aşkın içerisine düşmüş olabilir. Bizim oğlan ateş parçası, onu gören her kızın gönlünde bir iz bırakması normal. Ama aşkına illa ki karşılık alma niyetindeyse, o kapının bu bölüm kapandığı ortada. Elinden geldiğince alttan alarak, kırmamaya çalışarak ve haddinden fazla bir şekilde överek, birlikte olamayacaklarını belirtti. Bunun üzerine Bahar'ın ekstra bir mücadelesi olursa, o da aşk için savaşmak değil; gurursuzluk olacaktır. Bir insan eğer seviyorsa gerçekten, karşısındakinin düşüncelerine ve söylemlerine değer verir. Ve gerekirse o aşkı kalbine gömer. Bu saatten sonra Bahar'ın yapması gereken de o...


Bahar'ın doktorluğunun elinden alınması kendisinin varlığını sonlandırmak için yeterli bir argüman olamadı. Karakter şimdi bir de büyük beye bağlandı... Aynı zamanda, farklı mekânlarda bambaşka iki karakterin babasının yanına gitmesi biraz saçma olur gibi. Ama mesela, büyük beyin kızı Eylem çıkar ve onu ziyarete gelen de aslında odur; o da şahane olur. Ama tabi oldukça da zorlama olur. Büyük beyin kızı olarak Bahar'ın hikâyenin bundan sonra neresinde olacağını göreceğiz...


Ve Yavuz, İstanbul'a döndü. Artık hayatını yeniden şekillendirmesi gerekecek. En azından olacağını düşündüğüm gibi, timin yeniden bir araya toplanmasına karar verileceği süreye kadar. O süreçte de huzurlu bir hayatın onu beklemediğiyse, annesinin mezarı başında kendi mezarının hazırlanmış olması detayıydı. Yani Yavuz'a askerken olduğu gibi sivilde de huzur yok. Yine eli tetikte, her an bir tehlikeye hazır bekleyecek görünmekte...


Söz, beni çok da içine çeken bir bölümle sezon finaline girdi diyemem. Ama kötü bir bölüm olduğunu da söyleyemem. Mevcut sondan daha vurucu bir sezon finali izlemeyi isterdim. Ethem Özışık'ın bu konuda ne kadar maharetli olduğunu biliyoruz. Artık, gelecek sezona kısmet. Tüm oyuncularımıza, ekibimize emekleri için teşekkürler. Gelecek sezonu şimdiden iple çekiyorum. Bir de şöyle baskın bir kadın karakter geldi mi, değme keyfime. E bunu yazmadan bitiririm sanmadınız herhalde? İyi tatiller Söz, kendini çok özletme...

Beklenen Kral

3 yorum :

  1. Ben şey sormak istiyorum, eylem gazeteciyken oldukça sert fikirleri vardı, hatta bu söylemleri yüzünden Fethiyle tartışıp duruyorlardı zaten, ve karakter teaserında da eylemin gazeteci olup sonradan fikrinin değişeceği yazıyordu. Sonrasında birden eli gayet silah tutan bir ajan olarak dönüverdi.
    Kısacası senaryo mu değişti, yoksa başlangıç planın parçası mıydı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Açık konuşmak gerekirse onu ben de hiç anlamadım. Zaten yazıda, "Neyse, çok deşmeyeyim" yazmam da ondan. Bu süreci hazırlayan hiçbir anekdot görmedik, karakter bir başına gösterilirken dahi. Yani ne olduğu belirsiz. Kötü mü oldu? Bence iyi bile oldu. Geri dönmesi için güzel bir sebep de yaratılırsa, belki bundan sonra yeniden toparlanan timle beraber hareket ettiğini bile görebiliriz. Çok da güzel olur. :)

      Sil
    2. Bence de çok güzel olur, teşekkür ederim yanıtınız için:))

      Sil