13 Eylül 2017 Çarşamba

Dolunay: Vazgeçmemek gerek bazen...


Bazen vazgeçmemek gerekiyor. Ne olursa olsun, diretmek. Hayırlı ya da hayırsız, sonu mutlu ya da mutsuz; düşünmeden üzerine düşmek gerekiyor. Hele de ortada anlaşılması güç bir giz varsa... Çünkü altından ne çıkacağını bilemezsin. Yok yere, karşı taraf da çok istediği halde sırf o 'giz' sebebiyle ayrı düşebilirsin. Sonra da kafanda kurduğun onca şeyle, öylece kalakalırsın. İçinden çıkmak için hiçbir şey de çare olmaz. Nasılsa, "Bak ben senin peşini bıraktım, hadi neydi söyleyemediğin?" diye de soramazsın. İşte o sebeple en güzeli, bazen vazgeçmemek. Duyacağın şey, seni büyük bir hayâl kırıklığına sürükleyecek olsa da...

11. Bölüm


Ferit ilk bölümlerde izlediğimiz karakter kesinlikle değil. Çok güzel bir değişim içerisinde ve bu hali onu oldukça parlatıyor. Ayrıca dizinin izleme zevkine katkısı da oldukça yüksek. Tam da bundan, girdiği değişimin etkisiyle Nazlı'nın peşinden ayrılmamasını seviyorum. Bunu taciz/zorbalık olarak görenler çıkar mı bilemiyorum lâkin, karakterin içerisinde olduğu halin böyle adlandırılamayacağı ortada. Nazlı'nın kendine olan ilgisinin farkında, gözlerinin içine bakışından bile belli. Bu adam da aynı ilgiye mazharken, neden kendini geri çeksin ki? Niye aşkın peşinden koşmasın?.. Yapması gerekeni yapıyor. Restoranın kalan hissesini alması da bunun bir başka yansıması. Ayrıca önemli bir diğer kısmı da, girilen riski büyük oranda kucaklamış oluşu. Restoran iş yapmasa bile, o kredi borçlarının ödenmesi için elinden geleni yapacaktır çünkü... 


Nazlı'nın bu sefer sert bir tepki vermemesi gerekiyor. Ferit'in karşısında geçip, yine bağırıp çağırdığını görürsem gerçekten sinirleneceğim artık. Adam hem aşkına sahip çıkıyor, hem de senin iyiliğini düşünüyor. Evet, dile getiremediğin büyük(!) bir giz sebebiyle ona sert davranmak zorunda hissediyorsun kendini ama nereye kadar? Ya her şeyi anlatmalı ya da gittiği yere kadar kendini bu aşkın kollarına salmalı. Bu kaçak dövüş hali bir yerden sonra sıkıcı gelmeye başlıyor zira. Hep aynı şeyleri, farklı sahneler eşliğinde izliyormuşuz gibi. Onca yaşananın hiçbir etkisinin olmayışının yarattığı hayâl kırıklığı da cabası. Bakalım, nasıl bir çıkış göreceğiz atarlı prensesimizden...



Hakan'dan gerçeği öğrenen Alya, her şeyi Ferit'e anlatma riskine girer mi peki?.. Eğer düz bir mantık zinciri kurarsak, Ferit ile Nazlı'nın arasının bozulmasını göze alamaması lazım. Mâlum, bu durumda kendi elleriyle Deniz'e itmiş olur onu. Ama karakterin ilk bölümlerde pek de olmayan bir 'iyilik' hali var. Yani sırf Ferit'e söylemeyerek kötülük yapmamış olmak için her şeyi anlatabilir de... İlk bölümden beri geçirdiği evrim böyle belirsiz kılıyor olaylara verebileceği tepkileri işte. Bence ona düşmez bu gerçeği açığa çıkartmak. Nazlı anlatamasa bile Ferit bir şekilde kendisi öğrenmeli. Alya bu ilişkinin hiçbir noktasına müdahil olmasın. O, Deniz'i yeniden kazanmanın mücadelesiyle yeterince yoğun zira...


O mücadelenin de varacağı bir yer yok ya, aramızda... Deniz dediğim dedik bir karakter olduğundan beri imkansız bile daha imkanlı duruyor. Yeşilçam'daki sapkın aşıklara dönmesi de oldukça yakın. Çok sevdiğim bir karakterin bu hale getirilmiş olmasından yana dertliyim. İzlemekten büyük keyif alıyorum evet, ama içim içimi de yemiyor değil. Nazlı'nın babasıyla ahbap olması da az biraz lüzumsuz bir detaydı bence. Özellikle mutfaktaki konuşmalarını dinlemesi, onu daha da umutlandırdı. Yok yere kendi kendini gaza getirmiş oldu. O gazla da gitti, Nazlı'ya yazdığı şarkıyı okudu. Sonuç? Hüsran. Böyle olacağı belli miydi? Hem de en başından beri!.. Bu imkansız aşktan artık vazgeçsin karakter. En azından eski haline geri dönsün. İkinci erkek olmayı sindiremeyen halleri yakışmıyor, dediğim gibi...


Nazlı'nın restoran hayâlini gerçekleştirebilmesine gelirsek, hikâyenin ana çıkış noktasından saptığını iyice görebiliriz. Başladığımız, hissettirilen o noktada değiliz artık. Aynı yere yeniden dönmek de imkansız. Bu iyi mi? Benim için değil. Ben hâlâ, Bulut için ikilinin bir araya gelip bir aile kurması taraftarıyım. Artık imkansız olduğunu bile bile... Ama madem o yoldan geçtik, bu aksa da razıyım. En azından hayâlini gerçekleştirdiği mottosuyla kendimi avutabilirim. Tabi nereye kadar gider, onu da bundan sonraki gidişat belirler. Bense o gidişatı kestirmekten çok uzağım... Bu arada belirtmeden geçmeyeyim. Nazlı'nın babasıyla annesinin evlerini ipotek ettirecek kadar büyük bir destekle kızlarının arkasında durmaları detayı enfesti. Tabi bu ailede Asuman gibi bir karakterin işi ne sorunsalı, biraz daha derinleşmedi değil... 


Keyifli bir bölüm izlediğimizi söyleyebilirim. Nazlı'nın sürekli Ferit'i tersliyor olmasından az biraz darlansam da öyle. Bölüm boyunca aşırı sıkıldığım ikinci şeyse, Tarık'ın hali. Bu karakter size ne etti? Fatoş neden bu kadar duyarsız? Neden bu adamı üzüyorsunuz yahu, söyleyin?.. Durumu Deniz'le neredeyse bire bir ama tepkileri bir o kadar ayrı. Bu da onu ister istemez daha haklı kılıyor, Engin'in kazandığı aşk mücadelesinde. Deniz bu kadar değişmese, şimdi belki de bambaşka bir yazı almıştım kaleme. Demek ki neymiş; bazen nerede durmak gerektiğini bilmek gerekmiş...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder