23 Eylül 2017 Cumartesi

Kalp Atışı: Eylül'ün cehennemi...


Bazen ne yaparsan yap, olmuyor. Her türlü içini yakacak bir şey seni buluyor. Kalbin sıkışıyor, canın sıkılıyor ama hiçbir şey değişmiyor... Ali Asaf ve Eylül'ün bölüm boyunca başına gelenler de tıpkı böyleydi. "Hep bir çıkmaza sürükleniyorlarken, nasıl bir bütün olacaklar?" sorusu ise hâlâ cevap beklemekte. O soru cevap beklerken, yanda da bu ilişkinin derince kuyusu kazılıyor. Olanların anı kurtarması da çare olmayacak gibi bir yerden sonra...

12. Bölüm


Eylül'ün bölüm içinde yaşadığı çıkmaz için üzülmekle birlikte, bunu hak ettiğini düşünmüyor da değilim. Tam tamına on bir bölümdür peşinden koşan, ne yaparsa yapsın alttan alan, daima güler yüzle yaklaşan bir adam var karşısında ve o genelde bunun tam tersi davranışlarla sürekli duvar örmekte aralarına. Biraz burnunun sürtmesi gerekiyordu. Çünkü artık Ali Asaf'ın ki yüzsüzlük gibi görünüyordu... Ondan sebep, Eylül'e karşı mesafeli tavrına hayran kaldım. Onun anlam veremeyişi, neden kendisinden kaçtığını sorgulayışı ise güzeldi. Tabi tam olarak durumu anlayabilmiş olduğunu da söyleyemem. Hâlâ bir diklenme potansiyeli vardı ki, tam her şey yeniden kaosa sürüklenecek derken Fatih'in açtığı yara imdadımıza yetişti. İkili yeniden eskisi gibi birbirlerine gülen gözlerle bakıyordu şimdi. Ne çare ki, bu da uzun sürmeyecek gibi...


Eylül'ün babaannesinin başına gelenler, hastanenin tavrı tamamen fecaat. Kabul edilebilir bir yanı da yok. Ekseriyetle, onun tüm kızgınlığı da yerinde. İntikam alma duygusunu diri tutması da... Sadece bazen hedefleri şaşırdığını düşünüyorum ama şükür ki, çok uzun sürmüyor o da. Tüm bu olanları kabul etmek, suçu itiraf ederek özür dilemek pek zor olacak ki; Ali Asaf'ın babası da Eylül'ü kandırmayı seçti. Başardı da. Eylül'ün ilk defa kafası rahat gözüküyordu. Doktorun ikna edici konuşması elbette bunda etkili oldu. Nereden bilsin hepsinin birer yalan olduğunu?.. Onu öğrenmek de Ali Asaf'a düştü. Kapı açıkken, bağıra bağıra herkes duysun istercesine bu konuyu konuşarak gerçeği öğrenmesini sağladı babası. Ondan ilk defa bir yalan duymuştu. Hem de asla görmezsen gelinemeyecek bir yalan ve bu saatten sonra iplerin kopmaması imkansızdı. Ta ki, o kalp krizi gelene kadar... Gerekli miydi?.. Kötü bir fikir olduğunu düşünmüyorum. Zira getirileri oldu ama götürülerini tahmin ettikçe ruhum sıkışmakta doğrusu...


Eğer kalp krizi geçirmeseydi, Ali Asaf bir hışımla gidip Eylül'e gerçeği anlatacak ve her şey başladıkları noktaya geri dönecekti. Ekstra bir de kallavi şekilde kandırıldığını öğrenecekti. O kalp krizi ise bir süre Ali Asaf'ın gerçekleri anlatmasına mani olacak. Kafası rahat Eylül ile arasındaki bağ da güçlenecek. İçindeki vicdan azabına ise bir çare bulamayacak... Ama eninde sonunda gerçek ortaya çıkacak. Ali Asaf'ın da biliyor oluşu, işte o zaman her şeyi bilinmeze sürükleyecek. Biz bir iki bölüm aralarında bir sorun olmamasıyla avutulmuş olacağız; sonrasıysa cehennem... Yani, o kalp krizi AlEy ilişkisini ancak kısa süreli ayakta tutabilir. Eninde sonunda bomba patlayacak. Hele Eylül'ün etrafında bu kadar olumsuz enerji varken, kimse müdahale etmese de patlar zaten... Umarım olmaz yazayım ama olacağı mâlum...




Biraz da Eylül'e sahip çıkan karakterler görmek istiyor insan. Sadece Ali Asaf nereye kadar yetebilir ki? Mesela, Bahar'ın annesi neden Eylül ile iyi olmasın? Bir gelen karakter de iyiliğe, güzelliğe gelmiş olsun; ne kaybedilir?.. Seda Akman hoş gelmiş, soğuk bir karakter gibi duruyor ama ne bileyim ben onun iyi biri olacağına inanmak istiyorum. Sinan'a karşı Eylül'ü korusa, fena mı olur yani?.. Nedir, ne değildir ilerleyen bölümlerde ortaya çıkacak. İpek'in iyi mi kötü mü olduğu belirsizliği özenle saklanırken, yandan yandan Ali Asaf'a da yürümeye başlamışken; bir karakterden de en başından emin olalım lütfen. Dizi gerçekten Eylül'ün cehennemine döndü çünkü.


Tüm bu kaotik halin gölgesinde, iyi şeyler de olmuyor değil. En azından herkesin payına katıksız mutsuzluk düşmüyor diyeyim. Alp ile Esma çok güzel bir ikili olmuştu zaten. Yan yana geldikleri sahnelerde verdikleri enerji de oldukça etkileyiciydi. Alp'in uzun süre ayak diretmesi, Esma'ya mesafeli durması can sıkacak noktaya yaklaşmıştı ki; sonunda o da kalbinin sesini dinlerken buldu kendisini. Çok da güzel oldu. Kimse mutlu değil dememize engel oldular nihayetinde... Samet gördüğü manzara karşısında üzüldü lâkin, aşkta işler hastanedeki hiyerarşiye benzemiyor. Kalp kimi isterse, aşk onunla yaşanıyor...


Fatih'ten bahsetmeden de geçmeyeyim. Karakter bildiğiniz gibi tümden değişti. Kendisinin varlıklı bir ailenin veliahtı olduğunu da öğrendik. Öylesine silik neden kaldığına ışık tutmasa da, bu gözü dönmüşlüğünün ve korkusuzluğunun sebebi anlaşılmış oldu. Ne kadar inkar etse de, babasının gücüyle zehirlenmiş belli ki. Oğuz'un onunla konuşması ise şahaneydi. Karakter her geçen bölüm biraz daha parlıyor gözümde... Cuma günleri artık daha zorlu. Rakip yaz boyu bir taneyken dörde çıktı. Yani iyi bir mücadele gerekiyor. Ama bunun için illaki drama abanmak, hastaneyi kaosa sürüklemek, sürekli bir savaş hali yaratmak, karakterleri birbirine düşman etmek gerekmiyor. Hep dedim, yineleyeyim; hasta dramları zaten yeterince izlenesi oluyor özenildiğinde. Bu kadar çok kanırtmak sadece ruhumuza zarar...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder