26 Eylül 2017 Salı

Söz: İyiye inat etmeli...


İnsanın seçimleri bazen başına olmadık işler açabilir. Hiç beklemediğin anda, beklemediğin karşılaşmalara, olmadık tesadüflere gark edebilir... Her zaman doğru seçimler yapmayız, evet. Ancak bazen istemesek de, bazı seçimler yapmak zorunda kalıyoruz. Kalbimizden bambaşka şeyler geçse de, kendimizi alıkoyamadığımız şeylerin içinde buluyoruz. Nasıl vazgeçeceğimizi biliyor, cesaret dahi etmiyoruz... Tıpkı Eylem ve Fethi'nin geçtiğimiz sezondan beri devam eden, büyük bir çıkmaza dönen aşklarının başına gelenler gibi...

14. Bölüm


İkisi de tamamen seçimlerinin kurbanları. O seçimleri zoraki ya da istemeden yapmadıkları için de geri dönüşü daha zor. İçinden çıkılmaz bir sarmala dolanmaları da tamamen bundan. Fethi zaten bırakmaz bu saatten sonra askerliği. Eylem desen, imkanı yok onun da... Hep bir uzaktan aşk yaşamaya mahkumlarmış gibi tam da bundan. Yan yana geldikleri anlar sınırlı, o anların her birinde de başka bir gerginlik saklı. Mâlum, Eylem'in içine sızmadığı örgüt kalmayacak gibi sonunda. Hatta direkt Büyük beyin yanında görürsek de şaşırmam. Öylesine atik ve görevine gönülden bağlı. Bu durumda hep karşı karşıya gelmek zorunda kaldığı Fethi ile nasıl bir birliktelik yaşayabilir ki? Sabah düşman, akşam evde iki çılgın aşık mı olacaklar sanki?.. Çokça sınanacaklar. Yan yana gelmeleri mümkün olduğu her seferinde, daha çok dağılacaklar. Ama bu onları büyük bir aşkla birbirlerine ait olmaktan alıkoyamayacak. En güzel yanı bu. Sonunda ölüm olsa bile...


Biliyorsunuz, böyle büyük aşkların kaderi Ethem Özışık'ın elinde genelde ölümle buluşuyor. Onca yaşananın ardından, paylarına tam azıcık mutluluk düşmüşken; onları da kurban edebilir bir anda... Bunun olup olmayacağının garantisi yok ama #EyFet'le dizide, tam da istediğimiz o 'imkansız ama her an cezbeden' aşkın yakalandığını düşünüyorum... Eylem'in hep karşı tarafta olmasının avantajları da olmuyor değil. Çıkabilecek kaosları çok iyi manevralarla yok ediyor. Timimizin başının daha büyük belalara saplanmasının önüne geçiyor. Bu noktada ilk sezon Sebo'yu vurmaya çıkarak büyük bir saçmalığa imza atmış olsa da, sonunda onu da iyi şekilde toparlamıştı hatırlarsanız... Köylerinden edilmek istenen, gidecek başka yerleri olmayan insanlara yardım eden timimize son ana kadar güzel arka çıktı. Çıkacak çatışmada neler olacağıysa, belirsizliğini korumakta...




Büyük beyin emriyle kışlaya yapılan saldırının bir kıyama dönüşmesini timimiz çok güzel önledi. Şunu belirtmeden geçmek istemem, bu sezon çekilen çatışma sahnelerinin daha oturaklı ve izlemesi keyifli buluyorum. Elbette takılacak noktalar var ama gözümü bir an dahi ekrandan alamadığımı itiraf etmeliyim... O takılacak şeylere gelirsek eğer, keşke şehit olan asker kendini öyle atmasaydı öne. Otobüsteki aksın ardından, çok göze parmak oldu başına gelenler. Neydi yani amacı kendini öyle öne atmanın? Mantıklı bir izahı var mı?.. Gözleri görmeyen annesinin canını acıtmaktan başka bir şeye yaramadı. Keşanlı ve Feyzullah'ın kadının gözlerini açtırmak için sergiledikleri çaba ise olağanüstüydü. En azından annesinin son kez oğlunu görmesini sağlamış oldular... 


Peki bunun dışında, Büyük bey emeline ulaşabildi mi?.. Bir canı hiç etmekten başka bir işe yaramadı girişimi. Şimdi o köyde yaşanacak çatışmada da muhtemelen Çolak imdatlarına yetişecek timimizin. Bunu iyi bir amaç güderek yapmayacağı kesin ama onun da bir araçta hareket halinde olmasının başka bir anlamı olamaz. "Hazır görmüşken şu aşkım Sarıyı bir darmaduman edeyim" demeyecektir. Zira şuan onun ilk hedefi, Büyük beyden başkası değil... Burada gireceği risk, yaşadığının ortaya çıkması olur. Bu riski doğrudan alır mı ya da saklanıp uzaktan kurtuluşlarını mı izler bilemiyorum tabi. Onu da haftaya göreceğiz. Ama ne bileyim, bir kez olsun bu insanlığı yapsın Sarısına. Sonunda nasılsa onun ellerinden ve kolunda, gitmeyecek mi sanki öte tarafa?..


İnsan iyi niyetli olmalı. Olmamalı demiyorum bakın. Kim iyi niyetli olduğu için suçlanabilir ki?.. Ben Yavuz'u iyi niyetli olduğu için suçlamıyorum. Ama bu kızmadığım anlamına da gelmiyor. Bahar'la evlilik defterini açmak için böylesi klişe bir aksın yaratılmış olduğuna da inanmak istemiyorum. Ben, Yavuz'un üstünkörü yaptığı o evlilik teklifinin altında bambaşka şeyler aramayı seçiyorum. Hatırlarsanız geçtiğimiz bölüm sonunda Büyük beyin parmağındaki yüzüğe, oldukça dikkat kesilmişti. Ve hatta o andan sonra da görece olarak buz kesmişti. Elbette bu direkt onun Büyük bey olduğunu anladığına çıkmaz ama bu işin içinde bir iş olduğunu düşünmesi için neden yeterli olmasın? Bahar giderse, onunla kurabileceği her türlü bağı kaybetmiş olacaktı. Böylece, onu her zaman yakınında tutmayı başarmış olacak. Bölümde evlilik teklifi sürecini hazırlayan o aşırı duygusal ve vicdan yüklü sahneler ise tamamen, inattan. Ethem Özışık, inatlaşmayı ne kadar sevdiğini yakın zamanda Ranini.tv'de yer alan röportajında dile getirmişti zaten...


Tüm bu olanlarda en büyük risk, Yavuz'u daha büyük tehlikelerin beklediği gerçeği. Babasına evleneceklerini söyleyen Bahar'ın, zaten Yavuz'u harlı bir ateşin içerisine atmak için ellerini ovuşturmuş bekleyen Büyük beyi daha da hiddetlendirdiği ortada... Umarım çok uzamaz bu mesele ve umduğum gibi tamamen 'klişe' çıkmaz her şey. Çünkü kimse iyi niyetini, kendini mahkum etmek için kullanmamalı... Asker dizisi için çok fazla aşktan bahsediyorum ister istemez ama Nazlı ile Ateş'in durumu da gerçekten evlere şenlik!.. Ateş'in, Nazlı'ya attığı son gol ise güzeldi. Nazlı'nın inadını kırması lazım neticede. Kendisinin korkup eteklerinin tutuşmasından hesap etmeli, Ateş'in babasının karşısına öyle kolay kolay "Kızınızı seviyorum!" diye çıkamayacağını. Hem kendini üzüyor hem de onu... Aksiyonu orta, dram yönü daha ağır bir bölüm izledik. Bazı noktalar hariç sıkıldığımı söyleyemem ama o noktaların da bir an önce aydınlığa kavuşması gerek. Mâlum, "İnatçı olmak fena şey değil, lâkin iyiye inat etmeli" diye boşa dememiş; Kemal Tahir...

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Yavuz Bahar'ı seviyor bence. Gideceğini duyduğunda üzüntüsü, Bahar hoşçakal dediğinde veda edememesi. Bahar'a evlen benimle derken bile heyecanlı ve tatlı bi hali vardı.
    Ethem beyin inat ederek değil de, dikkate almayarak yazdığını söylediğini hatırlıyorum. Genel seyirci kitlesiyse zaten bu çifti seviyor bana kalırsa.
    Bu ikilinin hikayesi güzel ve derinden yazılmıştı son bölüm, ikisi de yalnız başlarına doğru olduğuna inandıkları şeyler için mücadele vermeye, güçlü olmaya çalışıyorlar. Yavuz silahlı çatışmaya girdikten sonra silah seslerini duyup korku içinde koşan Bahar'la karşılaştığında Yavuz'un yalnızlığını hissettim; Yavuz'un yaşamı için şükreden, ölme ihtimali kendilerini böyle korkutan birisi, bi ailesi yok. Bahar'ın kollarında sanki o hissi hatırlıyor gibiydi.

    YanıtlaSil