19 Eylül 2017 Salı

Söz: Savulun, onlar döndü!..


Sabır, üstesinden gelmesi güç ama sonuna geldiğinde her şeyin bambaşka olabileceği bir bekleme hali. Emeline ulaşabileceğin, kaybettiğini yeniden kazanabileceğin, arkanda bıraktığını karşında bulabileceğin bir bekleyiş... Sabretmek gerçekten güç. Sabrederek amacına ulaşma garantin de yok. Ama "Neden olmasın?" sorusu bir köşede duruyorsa, sen de şimdiye değin elinden geleni yapmışsan; gerçekten neden olmasın?.. Boşa dememişler, "Sabreden derviş, muradına ermiş" diye... Yavuz da sabretti. Hatta istemeye istemeye, timin geri kalanı da. Bambaşka maceraların içine sürüklendiler. Bambaşka yollarda, bambaşka hayatları denediler lâkin sonunda yeniden aynı noktada buluştular. Hatta sabırlarının karşılığını da aldılar. Yeniden, birer Özel Kuvvetler Askeri oldular...

13. Bölüm


Aslında görevden el çektirilmeleri biraz yersizdi. Başka bir ülkenin toprağında, başka bir ülke üssüne zorla girmek evet askeri açıdan kırmızı çizgi. Ama bu adamlar keyfi yapmadılar ki bunu, azılı bir teröristi ele geçirmek içindi her şey. Ve elleri boş da dönmediler. Yavuz'un pırıl pırıl zekası sayesinde, Çolak'ı ele geçirdiler. Ondan sonrası da, üstlerinin takdiriydi. Bence o takdir birer başarı nişanı olmalıydı, görevlerine son vermek değil... "Bunun iyi yanı", diye başlayan bir cümle kurmak gelmedi şahsen içimden. Onca zaman büyük bir belirsizliğin içerisinde yaşamanın iyi nasıl bir yanı olabilir ki? Görevlerine aşkla bağlanmalarını sağladı desem, zaten aşkla bağlılardı. Yani ortada sadece büyük bir zaman kaybı vardı ve terörün hiddetini hiç olmadığı kadar arttırması, yeniden kapılarının çalınmasını sağladı. Zaten öncesinde de Yüzbaşı Songül tarafından izleniyorlardı. Tabi yeniden asker olunca rahat bir nefes almak da güç. Dedim ya, her şey şimdi daha zorlu. Kötüler bile birkaç kola bölündü. Büyük bey desen, gözünü kan bürümüş. Emeline ulaşması güç ama timimizi çokça uğraştıracağı da garanti. Çolak mı? Hangi emeline ulaşabildi ki?..



Yavuz'un en önemli karakter özelliklerinden birisi dirayetli oluşu. Yerinde başkası olsa bin bir yol aramaya koyulurdu ama o tıpkı giriştiği marangozluk işinde olduğu gibi sabırla beklemeyi seçmiş... -Tolga Sarıtaş, yine bildiğiniz gibi. Bu adamın hamurunu annesi oyuncu olsun da döktürsün diye yoğurmuş kesinlikle. İnsan gözlerini üzerinden alamıyor. Zaten o da çoğunlukla, gözleriyle konuşuyor...- Bu sırada Fethi, Ateş, Feyzullah, Mücahit ve Hafız ise bambaşka hayatlara savrulmuşlar... Hafız taksi şoförlüğü, Ateş gölge polislik, Mücahit ve Feyzullah asker dizilerinde figüranlık, Fethi ise tatiller, geziler peşinde... Hepsinin ortak noktası, bir gün yeniden görevlerinin başına dönmeyi arzulamaktı. Birbirlerinden haberdarken, üstleri Yavuz'dan ses soluk çıkmamasına içerlemeleri de yerindeydi. Lâkin bilmedikleri şey tıpkı askeriyenin gözünün hepsinin üzerinde olması gibi, Yavuz'un da gözü onların üzerindeydi. Kapısına dayanıp, bir yerde hesap sormaya çıktıklarında da bunu yaşadıkları her şeyi birer birer dinleyerek öğrendiler. Yavuz da böyle biri. Deli gibi seven ama sevgisini göstermekten çekinen o baba figürleri vardır ya, işte tam da o... 


Bu arada iyi ki gittiler yanına. Çolak'ın avukatını Yavuz'a yollaması ve onunla görüşmek isteği Büyük beyin kulağına gidince, onu öldürmek için harekete geçmesi kaçınılmaz oldu. İnsanların hayatlarıyla oynamak bu kadar kolay çünkü!.. Gelen adamları heder etmelerinin ardından, Çolak'ın kendisiyle görüşmek istediği haberini getiren avukatın evinin yolunu tutmaları da; bir yerde yine Çolak'ın kurtuluşunu hazırlamış oldu. Geçtiğimiz sezon sonunda Çolak'tan ümidi zaten kesmişti Büyük bey. Hatta öldürülmesi emrini dahi vermişti. Sebo başaramayınca, hapisten kaçırıp suçu da bizzat Yavuz'un üstüne atarak kurtulmayı denedi; bunda da başarılı olamadı. Timimizin düşündüğünden daha da akıllı olduğunu ne zaman anlayacak bilemiyorum ama böyle plânlarının elinde patladığını görmek güzel olacak gibi... Tabi ilk olarak, karargaha gönderdiği adamları haklamaları gerekecek. O sırada gelen fragmandan Mücahit ölmüş gibi bir izlenim verildi lâkin öyle olduğunu düşünmek istemiyorum ben. Mücahit nereye ölüyor yahu? Neyse, çok düşmeyeceğim bu konunun üzerine. Sabredelim...


Çolak'a tekrar dönersek, Büyük beyi bitirmek isteyen birinin terör faaliyetlerini ikinci plâna atması gerek. Kamyonetin kasasında kelepçeli kaldığı için öldüğünü düşünüyorlar ama en ufak bir terör eyleminde yaşadığının ayyuka çıkması olası. Ha şu olabilir, Büyük beyi ele vermek için zaten timle gizliden görüşmeye falan çalışabilir. Çok da güzel olur ancak sonunda kendisinin de haklanacağını bildiği için buna cesaret eder mi bilemedim. Oğlunun öldüğünü de görmüşken, gerçekten şimdi nasıl hareket edeceğini pek merak ediyorum onun. Pasif kalmayacaktır, bir şeyler yaptığında da sonuçları ne olur göreceğiz. Serhat Kılıç'ın, oğlunun cansız bedenini bulan Çolak'ın acısını yansıtış biçimine ise hayran kaldım. Zaten her bölüm düzenli olarak kendisine biraz daha hayran olmuş buluyorum kendimi. İyi ki, Çolak'ı o giymiş...


Askeri bir dizide aşk defterinin çok derin bir şekilde kaleme alınmasından yana olmadığımı geçtiğimiz sezon yorumlarımda da yineledim. Elbette nefes aralığı vermek için bu damara yürümek de gerek ama dozunda olması şart. Eylem ve Fethi hikâyesi, geçtiğimiz sezon olduğu gibi bu sezonda da büyük bir bilinmez olacak belli. Eylem yine gizli saklı işler peşinde, Fethi'nin karşısına da uzun süre çıkamayacak gibi görünmekte... Hafız'ın eşi yeniden hamile kalmış, bu sefer sağlıkla kucağına aldığını görürüz umarım. Onun yüzündeki endişe ise tarif edilemez şekilde şahaneydi. Lafı açılmışken, Mustafa Yıldıran'ı ayrıca tebrik etmek isterim... 


Nazlı ile Ateş'in de aynı şekilde kolay kolay bir araya gelemeyeceğini düşünmek hiç yanlış olmaz. Nazlı'nın tribinden ve hatta yanındaki arkadaşını sevgilim diye tanıştırmasından rahatlıkla anlayabiliyoruz bunu. Bu kadar kanırtmaya gerek var mı bilemiyorum ama kadın milleti böyle... (linç yedi) Feyzullah'ın kız isteme meselesiyle başının çokça ağrıyacağı ortada. Kıza söylemeyi düşünüyor mu bilmiyorum ama Özel Kuvvetler Askeri olduğunu öğrendiğinde, her an terörle iç içe bir hayatı kabul edeceğini pek de sanmıyorum doğrusu. Öyle bir elektrik aldım... Yavuz'un ise dizinin başlangıç noktasındaki büyük acının bir süre daha ötesine geçmesi taraftarı değilim. O aşkı, Merve ile kalbine gömmeye gayret ederse doğrusu pek makbule geçer... Bahar için de aşk mümkün elbette. Ama başka birisiyle. İsteyen istediğini yazabilir. Bu sezon boyunca da Yavuz'la olası bir aşka düşmesine sonuna kadar karşı olacağım... 


Mücahit mi? Şimdi öldü mü, kaldı mı muhabbeti patlak vermişken yazmak pek içimden gelmedi ama o hafiften Yüzbaşı Songül'ün atarlı haline vuruldu gibi. Lâkin sorun şu ki sanıyorum Ezgi Çelik konuk olarak gelmiş diziye. Keşke tümden kalsa ve Mücahit şehit olmasa da(!) kalbinin şehit olmak arzusu dışında, aşk için attığını da görsek... Ezgi Çelik'i ayrıca tebrik ediyorum. Karakteri şahane giymiş, olağanüstü bir performans çıkarmış... 


Şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Söz'e verilen ara yaramış. Şahane bir sezon başlangıcı yaptığını düşünüyorum. Aksiyonu, gerilimi, hüznü, komediyi ve dramı bölüme o kadar güzel dağıtmışlar ki; 120 dakika boyunca reklam girmemesinden dahi şikayet etmeye fırsat bulamadım. Dilerim sezon boyunca da böyle devam eder, izleme keyfimizi katlar. Sana güveniyorum Söz, beni hüsrana uğratma... 

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder