5 Ekim 2017 Perşembe

Meryem: Acı, bir yapar yaraları...


Kimse anne karnından kötü olarak doğmuyor elbette. Büyüdüğü ortam, yaşadıkları, gördükleri ya da görmeyi arzuladıkları itiyor bu çukura insanı. Sonrasını kontrol edemediğiyse çok oluyor. İpin kopan ucunun peşinden dağ tırmanmaktansa, bayır aşağı inmeyi seçiyor. Ardından büyük bir karanlığın içine hapsoluyor ve bir süre sonra tamamen o karanlığa dönüşüyor. Yani evet, insan anne karnından kötü olarak doğmuyor ama kötü kalmayı kendisi seçiyor... Tıpkı Oktay gibi. Bu bölüm öğrendik ki, babasının başından geçenlerin travmasıyla kendini bilmez bir adama dönüşmüş. Hapse girmemek için, onun gibi olmamak için mücadele etmiş ve şimdi de bu yüzden gözünü kırpmadan ölüm saçmaktaymış.

10. Bölüm


Kusura bakmasınlar ama karakterle empati falan kurmadım bu öğrendiklerimden sonra. Hatta, bu bahanenin ardına sığındırdıkları için onu daha çok kızdım Oktay'a. Ağlak surat ve pişman hallerle hiçbir giden geri gelmemiştir. Zaten öylesine rahatsız ki, kendini kandırmak için dahi böyle davranıyor olabilir. Gerçekten üzgün olan kim, birkaç dakika önce suçsuz birini öldürmesinin üzüntüsü içerisindeyken, kuyruğuna basıldığı ilk anda silahını elini alıp da başka birini öldürmekle tehdit eder ki? İki dakika önce harap haldeydin ya, hu!.. Yeni yetme bir savcı, herkesi maşası yapmayı nasıl başarıyor sorusunun cevabı da bunda saklı olabilir. Adam kendisini bile kandırıyor, başkalarını nasıl kandırmasın? Güzel tehditler, şanlı bir unvanla birleşince istediğin gibi at koştur. Güzel dünya gerçekten. Ama her şeyin olduğu gibi bunun da bir sınırı olmalı. Bu karakterin hiç mi adliyede işi yok mesela? Hiç mi davası yok? Ne zaman görsek taksinin içinde oradan oraya seyahat halinde. Bu gezici savcı falan mı?.. Nasıl her zaman herkesten bir adım önde olmayı başarıyor? Kimsenin aklına gelmeyecek yerlerde, bir çırpıda bitiyor?..


Oktay ile ilgili o kadar çok soru işareti var ki, hangisini yazsam eksik kalır... Bir insan, yaşadığı krizi ancak bu kadar kötü yönetebilir. İyi yanı, çok çabuk açık veriyor. Karşısındaki gözlerinin içine baktığında dahi nasıl bir halt yediğini rahatlıkla anlayabiliyor. Bundan ki, Beliz'in de at gözlükleri çıktı sonunda. Baktı bu adamın on dediğinden neredeyse onu da yalan. Bir dediği bir dediğini tutmuyor, hep bir şekilde açık veriyor ya da kendini gerçek olanı haykırırken buluyor. Kim daha böyle birisine güvenebilir ki? Nereye kadar kahrını çeker, aşkıyla yanıp kavrulabilir? Bu kadar kısa sürede aklının başına gelmesi ondan beklemediğim bir hareketti, tebrik ediyorum. Şimdi hazır kardeşi de gelmişken ve o da az biraz belalıymış gibi duruyorken; daha cesur adımlar atabilir. Meryem'in arkasında durmayı da sürdürürse şahane!.. Bu arada Serhan Onat hoş gelmiş. Karakteri umarım diziye bizim için kötü olan değil, aksine keyif veren bir aksiyon getirir...


Oktay'ın Beliz'i saf dışı bırakması da çok zor değil aslında. Damarına biraz daha basarsa, Meryem'e onunla yasak aşk yaşadığını ve hatta yattıklarını bile söyleyebilir. Neticede battı balık, yan gider. Meryem'i artık geri kazanmasının mümkün olmadığını anladığında, bunu yapmaması için de bir sebep kalmaz. Peki Beliz'in saf dışı kalması, Meryem için bir risk mi?.. Elbette değil. Savaş var bir kere. Onun yetemediği yerde Burcu arkasında. Sahada her türlü destek için de Güçlü hazırda beklemekte. Bak, birden ortadan kaybolması bile üçünü nasıl da harekete geçirdi ve şıp diye buldular. Daha Meryem'in sırtı yere gelir mi?.. İş, önce baba acısını bastırabilmesinde ve ardından da gitmekten vazgeçmesinde saklı...



Babası ölmüş ve onu çokça seven biri nasıl acı yaşamalıysa onu izledik bölümde. Her şeyiyle o kadar gerçek, her şeyiyle o kadar içtendi ki; ekstra etkileniyor bu durumda insan izlediğinden. Ayça Ayşin Turan'ı tebrik ediyorum... Düşman olarak başladıkları maceralarında, her konuda destek olmak için Meryem'in yanında olan Savaş ise yine inanılmazdı. Furkan Andıç, ne güzel teselli ediyorsun?.. Peki bu acı sadece teselliyle diner mi? Bir yere kadar ne yazık ki... Hemşirenin duyduğu gerçeği çok geçmeden Meryem'e söylemesi gerekirdi lâkin, onun da Yurdal aracılığıyla gözü korktu ve Oktay'a başka bir kurtuluş yaratıldı. Kadını evinde bulmalarının hiçbir şeye çare olmadığının kanıtı da, gelecek bölüm fragmanıydı. Belli ki orijinal kağıdı vermeyecek... Buradan da bir iyi yan çıkartabiliriz bu arada, neticede kağıtta Savaş da suçlanıyor olabilirdi. Söz konusu fragmanda Meryem'in, Savaş'ı delicesine korumasından anladık ki; öyle bir şey de yapılmamış. Gördüğünüz gibi ölümü gösterip, nasıl da sıtmaya razı ediyorlar bizi...


Meryem'i gitme fikrinden vazgeçirecek şeyse, babasıyla mutlu günlerinin saklı olduğu o fırın olacaktır herhalde. Nasılsa artık tamamlanmış gibi görünüyordu. Savaş'ın onu elinden tutup oraya götürmesi, aklından gitme fikrini silecektir. Gerisi ise bilinmez... Bilinen bir şey var ki, o da; Yurdal'ın artık Oktay'a karşı kozu olduğu. Bu iki deli birbirini yerken, arada Meryem ve Savaş'a bir şey olmadığı sürece keyifleneceğimi söyleyebilirim. Hastanede çıkan yangın, kayıtların silinmesi ve tüm bunların üzerine bir de Meryem'in babasının boğulup ölmesi... Bu denklem Yurdal'ın bundan sonrasında çok işine yarayacak. Ekstra bizim de işimize yarayacak. Mâlum, tüm gerçeklerin dile getirilmesinin ya da iyi anların içine bir telefonla ediyordu Oktay. Yurdal şimdi o telefonların onda dokuzunu yüzüne kapar. Sanırım ben yine sıtmaya razı oldum yahu...


Başka bir çıkmaza değinelim. Bu çıkmazların hepsinden Oktay'ın bir şekilde yırtacağından eminiz ama ecel terleri döktüğünü izlemek de paha biçilemez neticede... Biliyorsunuz, koskoca komiser Oktay öl dese ölecek kadar itaatkar, geldiği ilk bölümden beri. Geçtiğimiz bölüm sonunda onlara zarar veren asıl kişinin o olduğunu çözmeye çok yaklaşan Burcu, bu bölüm emin oldu. Güçlü ile iş birliklerinin sonucunda, Ertan'ı paket ederlerse de ne mutlu. Herhalde yanına kâr kalmayacaktır?.. Bunun şerefine, Burcu da Güçlü'ye bir öpücük verir herhalde? Yazık çocuk hasta vede sakat haliyle peşinden koşturuyor sürekli. Her an yanında ya arkasını kolluyor ya da duruma doğrudan müdahale ederek sorunların büyümesini önlüyor. Bu çocuk hak etmiyor mu bir kere öpülmeyi, elinizi vicdanınıza koyun da söyleyin?.. "Evet!" dediğinizi duyar gibiyim. Söz sizde Burcu komiserim, gerekeni yapacağınızdan eminim... (yapmadı)

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder