19 Ekim 2017 Perşembe

Meryem: Sen çok mu suçsuzsun?..


Kötülüklerin de ara sıra dinlendiği zamanlar olmalı. Her an ve daima ziftini sağa sola saçmamalı. Kötülük dediğinin de insafı olmalı. Canı zaten çokça yananı, daha da yakmamalı. İnsan kötü olarak doğmuyor ama kötü kalmayı da kendisi seçiyor demiştim daha önce. Kötülük iliklerine öyle işliyor ki, iyilik yaptığını sanıyorken bile tek yaptığının kötülük olduğunun farkında olmuyor. Ve bu sonsuz döngüde hep masumlar zarar görüyor... Bu giriş size kimi çağırıştırıyor?..

12. Bölüm


Oktay ile ilgili aslında tek kelime dahi yazmak istemiyorum. Ondan bahsettiğim her seferinde, içimin çekildiğini hissediyorum çünkü. Bu çiğ kötülüğe fırsat veriyormuşum gibi geliyor. Ama ondan dolaylı olarak dahi bahsetmeden değil bir yazı, tek bir paragraf yazmak ne yazık ki çok zor. Dizinin en tepesine öyle kurulmuş, öyle de bir düzen kurmuş ki; kırk yıllık kötü bile ağzından çıkana bakıyor. Şimdiye değin çevirmediği dolap kalmayan insanlar, eline tutuşturduğu notu ezberleyip savunmasını öyle yapıyor. İşte sorular da burada başlıyor. Yeni yetme bir savcı insanları elinde nasıl oynatabilir böyle? Nasıl herkesi kuklası haline getirebilir? Nasıl, arkasında kırk tane yıkılmaz duvar varmış gibi meydan okuyabilir herkese? Nasıl herkes de bu adamın ağzının içine bakacak acze düşer peki?.. Sorulacak çok soru var ama bu sorulara mantıkla cevap verebilmek imkansız. Kötülüğün iki ayaklı halinin sıradaki şovunun ne olduğunu kafamız iki elimizin arasında öylece beklemedeyiz... 


Tüm bu mantıksızlığı bir kenara koyalım. Evet, Oktay kötü bir insan. Evet öylesine kötü ki yaptıkları ortaya çıksa sadece açığa alınmakla kalmayacak, hapse de girecek. Ama ona kızabilir misiniz, hapse girmemek için mücadele ediyor diye? Kendini kurtarmak için çevirmedik dolap bırakmaması, yerinde olacak bir başkasının yapmayacağı şey mi? Hayır elbette... Herkes kendini bir şeylerden korumaya çalışır. Ama yine herkesin Oktay'ın çevresindeki insanlar gibi tanıdıkları yok. O tanıdıklar ki, Oktay bin yapıyorsa; onu bir yapmak için çırpınıyorlar. Oktay kötü de, onlar bu durumda çok mu masum?.. Meryem mesela bölüm boyunca trip attı durdu Savaş'a. Neredeyse yüzüne bile bakmayacak, kalbinde yanan o büyük aşk olmasa. Buna hakkı var mı? Adam en azından babasını koruyor görünmekte. Sen kimi koruyorsun da, ölen nişanlısının ismini vermiyorsun Meryem? Sen kime iyilik, kime kötülük yaptığının farkında mısın da Savaş'a yüz çeviriyorsun?


Ki orada Savaş'ın yaptığı bambaşka bir şeydi. Babasını koruma derdinde değil, bu gerçeğin ağır şokunun tesiri altındaydı. "Bunu da mı yapacaktı?" sorusu kurcalıyordu daha çok beynini. Değil korumak, o an polise kendi elleriyle bile teslim edebilirdi yani... Peki Meryem ifadelerinden, gözlerinden, o seri kaçışından bunu anlayamaz mıydı sanki? Hadi anlayamıyor, kendisini onun yerine koyamaz mıydı? Savaş'ın, karşısına çıkıp da bu gerçeği yüzüne mi çarpması lazımdı? İlla ki, "Sen de Sevinç'in katilini söylemiyorsun? Bana nasıl söylemedim diye kızabilirsin!" demesi mi gerekirdi? Tamam babası, en hassas noktasıydı. Tek dayanağı, kendine yaşamak için dayattığı tek sebepti. Ama Savaş için de Sevinç'in aynı düzlemde olup olmadığını bilemez ki... Anlayacağınız bölüm boyunca Oktay'a ne kadar kızdıysam, Meryem'e de o kadar kızdım. Saflığının kurbanı olmalara doyamayan, halen Oktay'ın lafına itimat eden bir karaktere de nereye kadar üzülebilirim; hiç bilemiyorum...


Olan hep Savaş'a oluyor. Eni sonu üzülen, harap olan o çünkü. İlk bölümde de öyleydi, bu bölümde de öyle. Fevri bir karakter, gözü döndüğünde hiçbir şey görmüyor ve düşünmeden hareket ettiği de çok oluyor ama kaçında haksızdı sizce? O fırını, evi yakması dışında hangisinde hatalıydı? Elbette sevdiği kadının katilini öğrenmek için çırpınacak. Elbette karnında çocuğunu taşıyan o kadının hesabını soracak. Zaten değişmedi mi sanki tavrı, Meryem'i iyice tanıdığında? Sormayı bile bıraktı bir yerden sonra, "Kim?" diye. Daha ne yapabilirdi ki, iyi bir insan olduğunu kanıtlamak için?.. Gülümser meselesi de keza. Savaş kötü niyetle yapmadı ki bu plânı. Gülümser'i kötü bir amaç için kullanmadı ki. Tam tersi, onca şeye rağmen şahane bir dayanak verdi ona. Annesi yerine koyabileceği bir kadının sevgisiyle ödüllendirdi.


Şimdi Meryem, ne diyecek Savaş'a; "Sen beni Gülümser hanımla mutluluğa nasıl makhum edersin?!" mi? "Bana son zamanlardaki tüm kötü anlarımda dayanak olmasını nasıl sağlarsın?!" mı? "Babam öldüğünde her an yanımda olduğu için suçlusun, canım sıkkın diye yüzümü güldürmeye çalıştığı için haksızsın, yemek yemiyorum diye elleriyle beslediği için acımasızsın!" mı diyecek? Harbiden Meryem, Gülümser meselesinde ne kadar sert bir tepki verebilir ki? Gülümser yanında olduğu için nasıl kızabilir Savaş'a? Gelecek bölüm fragmanında gördüğümüz üzere nasıl ondan yüz çevirebilir? Meryem sen ne yapıyorsun gerçekten?.. Koskocaman sarılman gereken adamdan, neden her bulduğun fırsatta hesap soruyorsun söyler misin?.. Gülümser dizinin en şahane karakterlerinden birisi ve umarım bu gerçek Meryem ile arasında duvar örülmesine sebep olmaz. Birlikte çalışmaya devam ederler, yine anne-kız gibi geçinirler dilerim. Yoksa Meryem'e sayıp sövmelerim bitmeyecek...




Bu dizinin kızları gerçekten kıymet bilmez. Adamlar ağızlarının içine baksa, bu sefer de "Ne bakıyorsun, dişimin arasına maydanoz mu kaçmış?" diye azarlayacaklar. Onlardan birisi de Burcu!.. Güçlü'ye ilk bakışta kızmakta şöyle haklı, hep Savaş'ın arkasında. Ama bilmiyor ki, Güçlü sevdiği herkesin arkasında böyle kol kanat germeye adamış kendisini. Yediği bir darbe için her yeri birbirine katmasından, bu mantığı kuramıyor mu sanki Burcu?.. Aralarındaki enerjiyi, dövüşmek de dahil çok seviyorum ve ikilinin bu yanlış anlama durumunu çözeceğine inanıyorum. Meryem ile Savaş'a nazaran aşklarını daha kolay haykırabilecekleri mâlum. Tıpkı onlar gibi yokuşa sürüp durmasınlar rica ediyorum. Kalbini cayır cayır yakan aşkın kıymetini bilmeyen, neyin kıymetini bilir; soruyorum?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder