2 Kasım 2017 Perşembe

Meryem: Bu kadar inat niye?..


Her insan aslında biraz inattır. Kabul etmez her şeyi, illa ki kendi doğruları vardır. O doğruların dışına çıkıldığında ya da görünmez bir kırmızı çizgiyle örülü sınırları ihlal edildiğinde hemen devreye girer. Kolay kolay etkisi geçmez, geçse de yankıları bir süre devam eder. İnat; insanın en büyük düşmanlarındandır. Gerçeğe ve doğruya ulaşmaktaki en önemli sorunlardandır. Elbette her inat böyle değil ama dizi evreninde, o inadın sonu ölüm bile olabilir...

14. Bölüm


O inat insanlardan birisi de Meryem. Aslında kötücül bir davranış olarak sığınmıyor inada. Bir çırpıda o kadar çok kötülük gördü ki, şimdi duvarlar örmek en kolayı geliyor ona. Yeni bir hayâl kırıklığı yaşamamak için, mutluluktan feragat ettiğini bilmeden kararlar alıyor kendince. Hiçbir söz ya da davranış da kolay kolay fikirlerini değiştirmiyor. Etrafındaki herkes ona bunun bir hata olduğunu söylese de, kendi elleriyle ördüğü o duvarları kolay kolay aşamıyor. Böyle nereye kadar sürecek bilemiyorum ancak, bu bölümde yaptığı inat milat olmalı. Zira o inat yüzünden, muhtemel bir can gidecek. Korkusundan ördüğü duvarların üstünden, masum bir insan düşecek... 


Gülümser dizinin en pozitif karakterlerinden birisi oldu hep. Göründüğü ilk bölümden beri böyle. Bazı insanlar vardır, ekstra hiçbir şey yapmasa bile sadece gözlerine bakarak koşulsuz bir güvenle dolar içiniz; tam da öyle bir karakter. Belki de Meryem'i en çok üzen de bu oldu. Böylesine güvenilir bir insanın, en başında başka bir niyetle yanında olduğunu bilmek çokça yaraladı. Ama bu ancak bir yere kadar sürmeliydi. O kadının nasıl üzüldüğünü, hastalandığını, nasıl çaresiz kaldığını duydu ve gördü. Koskoca iki bölümü kaplamamalıydı bu yaranın kapanması. Zira o yara kapandığı anda, daha derin ve asla kapanmayacak başka bir yara açıldı. Bence, Gülümser Selma'nın kocasının silahından çıkan iki kurşundan biri tarafından vuruldu. Ve yine bence, ölecek...


Böyle olmasını hiç istemiyorum ama Savaş'la evlerinin bahçesinde geçen muhabbetlerinde sarf ettiği, "Nefes sayılı" sözü, son aksta hak helâl etme muhabbetinin geçmesi vs. bunu düşündürüyor. Savaş'la Meryem'in arası iyice kaynasın diye, Savaş'ın vurulması fikrine çokça sıcak bakıyordum ama senaristlerimizin ikisi bir araya gelmesin diye ekstra bir çaba sarf ettiğini unutmuşum. Olmaz belki, belki de yanılıyorum diyeceğim ancak Meryem'in son karedeki o bakışı bana öyle hissettirdi. Bunca süre sürdürdüğü ve üzerine yenilerini de eklemeyi ihmal etmediği inadı, bir can aldı... Eğer o inat bu kadar uzun sürmeseydi, üzerine bir de Savaş'ın "Fırını işlet ve bana borcunu öde" teklifini sanki küfretmiş gibi algılayıp reddetmeseydi o kadın orada olmayacaktı. Bakalım, hâlâ yanılmayı çok istiyorum...


Tabi bu süreçte göze çokça batan bir durum var. O polisler ne yapıyordu da, uzaktan ağrı gelen ve bağıra bağıra cinayet işleyeceğini belli eden adamı görüp müdahale etmediler? Ekip otosu hemen arkalarında olmasa, bir şekilde oradan uzaklaşmış gösterilseler zerre laf etmeyeceğim ama bu çok saçmaydı. Bari uzaktan bir el ateş ettirin herife, polis ne oluyor diye bakmaya gitsin de öyle bitsin yanlarında Savaşların. Öyle, "Bana bulaşmayacaktın" diye bağırsın. Öyle iki el ateş etsin. Ve öyle, polisler müdahale edememiş olsun. Çekirdek çitletip olayı izletmeyi mi seçtiniz yani?.. Bu gözüme çokça battı, her şeyden çok battı. Böyle kaliteli bir diziye, bu kadar ucuz kurgular yakışmadığından özellikle de...




Savaş kurtulacak, bu doğru. Ama ikinci annesini de kaybettikten sonra daha ne kadar yaşama isteği taşır bilemiyorum. Meryem'le yakınlaşmış, yakınlaşmamış bu da beni birkaç bölüm umursar mı; bak onu da bilmiyorum. Bildiğim bir şey var ki, bir dizi sırf göz yaşı döktürmek için bu kadar kilit karakterleri harcamamalı. İyi karakterlerin tutunacakları dalları kalmasın diye uğraşılmamalı. Bölümün genelinin aşırı durgunluğu ve hikâyeyi bir adım dahi ileri götürmeyen yapısı şöyle dursun, finali fecaatti. Üzgünüm ama en kötü Meryem bölümlerinden birisiydi... 


Oktay'ın son aşamada bir tehlikenin tam ortasında bıraktık ama yine onun her sorunu bir şekilde tereyağından kıl çeker gibi halletmelerine de çok alıştık. Bir şey yapar, Yurdal'ı yine avuçlarının içine alır nasılsa. Nasılsa yine günün sonunda kazanan o olur. Bu kısır döngü de bir zaman sonra kime izlenir gelir, oturur da Meryem'i izler bilmem. Ha bu arada, dizinin asıl adının Oktay olmadığından emin misiniz gerçekten?..

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Her hafta yazılarınızı okuyorum, elinize, emeğinize sağlık. Bu haftaki umutsuz yorumunuzu da haksız bulmuyorum malesef. Bir hafta boyunca dizinin resmi sosyal medya hesaplarından Meryem gerçekleri açıklıyor diye paylaşım yapılması ve bunun rüya çıkması seyirciye saygısızlık. Bölümün ilk yarısı çok durgundu. Meryem'in rüyasından sonra gerçekten mi ya..bunu yaptınız mı cidden, diyerek hayalkırıklığı yaşadım. En azından diģer yarısında bir şeyler oldu. Oktay'ın köseye sıkışması, Gül anne ve fırın meselesi..Simdi bakınca da aslında hiçbir şey olmamış!!�� Neyse..Bari Savaş-Meryem izleyelim diyoruz, o da olmuyor. Meryem buz gibi..Kimin ćevresinde böyle iyi yürekli, zor gününde her şeyi bırakıp koşturan, ölümlerden kurtaran insanlar var ki..Evet Savaş hata yapmıştı en başta ama yaptığı sey de sonuçta Meryem'e iş verip, kol kanat germek oldu, farklı bir niyetle başlamış olsa da. Son sahnede ilk kurşunda Savaş, ikincisinde Gülümser'in vurulduğunu düşünüyorum. Çokça ipucu vardı ama Gülümser'in öleceģini sanmıyorum. Bence dizinin lokomotifi bir karakter. Hem Meryem ile hem de oğullarıyla ilişkisinde dizinin rahatlatan, gülümseten ve bol samimiyet barındıran tarafı. O kadar dramı çekilir kılan, bir anda "buzluktaki kıymayı çıkarıver" diyen tanıdık, bildik bir anne. Bence Meryem, hikaye akışını yavaşlattığı son bölümleriyle hakkını kullandı. Bundan sonra dün izlediğimiz gibi bölümlerle devam etme lüksü yok. Ben izlerim, sonuna kadar ama genel izleyiciyi ne kadar tutabilir bilmiyorum.

    YanıtlaSil