24 Kasım 2017 Cuma

Vatanım Sensin: Bu aşk heba edilmeye değil, el üstünde tutulmaya lâyık...


Nasıl sevmekten vazgeçer ki insan? Nasıl kalbine söz geçirebilir? Ne mani olabilir ki buna? Düşmanlık mı, mesafeler mi, imkansızlıklar mı, zorluklar mı?.. Neden vazgeçmek zorunda kalsın ki insan sevdiğinden? Niçin yanacağını bile bile içinin, sevmeyi bıraksın? Hangi kanun, hangi savaş, hangi zorlama kalbe söz geçirebilmiş ki şimdiye kadar? Nerede, ne zaman görülmüş böyle bir şey?.. Leon nasıl vazgeçsin Hilal'den, ne diye başkasıyla evlenmesine göz yumsun? Nasıl başkasının olmasına müsaade etsin? Kim böyle bir acımasızlığı ona yapabilir? Peki yapılırsa, o bunu kaldırabilir mi?..

34. Bölüm


Leon'un bu zamana değin Hilal için vazgeçmediği hiçbir şey olmadı. Yeri geldi üniformasından, yeri geldi vatanından, yeri geldi kendisinden vazgeçti. Aşkı için vatan haini oldu, üniformasını giydiği orduya ihanet etti. Bunları yaparken gözünü bir an bile kırpmadı diyemem belki ama şimdi sorsan, bir tanesinden bile pişman olmadığını içtenlikle söyleyeceğinden eminiz değil mi?.. Böyle bir adamı da üzmemek gerekiyor yani. En azından bir plân yapıyorsan, hele de sonucu can acıtan bir plân; herkesten önce onun bilmesi için çaba sarf etmen gerekmez mi Hilal? Ona anlatmadan, Mehmet'in Cevdet'le konuşmasına müsaade etmek neden? Bunun bir acımasızlık olduğunu düşünüyorum. Niyet her ne kadar kötü olmasa da, gidiş yolu yanlış. Büyük bir duygu selinin içerisine kapılacağını bile bile Leon'a bunu yaşatmak hoş değil. Kaldırabildi mi? Bölüm sonunda gördüğümüz gibi hayır. Cevdet'in kızlarını evlendirme kararı alması, ilk iş Yakup'la Yıldız'ı evlendirmesi derken; her an sevdiğinin başkasıyla evlenme fikrini kaldırması zaten mümkün değildi. 


O hep bildiğimiz gibi. Aklı başında davranan biri de, aynı zamanda. Acısını bastırmak, aklındakilerden uzaklaşmak, Hilal ile Mehmet'in evlenme ihtimalini bir an olsun yok saymak için umarım bulunduğu mekana gelen postacı kızla yersiz bir münasebet içerisine girmez. Zira o andan sonra dönüşü olmayan bir yola saparız ve Hilal, Mehmet'le evlenmese bile aralarına duvarlar örülmüş olur. Tabi o kız da boşuna gelmedi oraya, illa ki bir dürtecek bizim oğlanı... Hem Cevdet'in, Hilal'i asıl Leon'la evlendirmek istemesi fikrinden neden bu kadar uzağız ki? Sonuçta birbirlerine ne kadar aşık olduklarını biliyor ve ikisinin evlenmesinin kendisinin görevi için de olumlu bir adım olduğu ortada. Yani hem Leon hem de Hilal, dereyi görmeden paçayı sıvadılar. Belki de bu yüzden yok yere, dere yerine bataklığın içerisine saplanacaklar... Bu arada belirtmeden geçmek istemem; Leon'a tramvay sahnesinde ve Mehmet'in Cevdet'in karşısına geçip, "Ben Hilal'e talibim!" zırvalamasından sonraki tepkisinde bayıldım. O ne güzel sıçramaktı öyle, donmuş jöle sanırsın. Boran Kuzum, sen gerçekten çok iyi bir oyuncusun!..


Bu evlilik muhabbetinin dönüp dolaşıp bir kaos yaratma ihtimali zaten hep vardı. Öyle olmayacak olsa, senaristlerimiz zaten bu yola sapmazdı... Leon'la buluşmaya gitmeden önce Mehmet'e evlilik fikrinden vazgeçtiğini söylemese de olurdu mesela Hilal. Ne gerek vardı? Ertesi gün söylese ne kaybederdi? Ha Cevdet'in yine bir gece ansızın Yıldız'ı evlendirdiği gibi, Mehmet'le evlendirme ihtimalinden çekinmiş olabilir ama orada da Cevdet'in acelesi Yakup'u ölüm tehlikesinden korumak içindi. Keşke bunu Hilal de bilseydi... Kaçırılmasına üzüldüm mü? Buluşamamalarının Leon'u saçma bir duruma sürükleme ihtimali yüksek olduğundan, evet. Yalnız bu kaçırmanın onu annesiyle buluşturma ihtimali var ki, bu da yabana atılacak cinsten değil. Ergenus umarım onu Dağıstanlı'nın kampına getirir ve bir şekilde annesiyle karşılaşabilirler. En azından Tevfik dışında birisi de, Azize'nin yaşadığını öğrenmiş olur böylece...




Yıldız'la Yakup'un içerisine düştüğü evlilik içinse fikirlerim ilk dakikadan değişti. İkilinin evlilik sonrası yüksek bir enerji saçtığını içtenlikle söyleyebilirim. En az Yıldız'ın kendisi kadar lafını sakınmayan biri olarak Yakup'un, çata çat onun her söylediğine karşılık vermesine ise bayıldım!.. Yıldız bile bir an neye uğradığını şaşırdı. Tabi alışık değil, Ali Kemal hep ağzının içine bakıyordu. Buna da zamanla alışır. Hatta ikilinin arasında şahane bir aşk doğması bile olası. Neden olmasın? Yıldız'ın, Yakup gibi düzgün birini hak etmediğini söylemek de insafsızlık olacaktır. Belki de değişimi böyle başlar, kim bilir... Peki ilk günden başlayan kıskançlık belirtileri?.. Aleksi'nin, Yıldız'ın peşinde olduğunu Yakup iyi ki çok geçmeden anladı. Tavrında bir kıskançlık sezmem ise beni bile şaşırttı... Aleksi'nin hastalıklı bir kişiliği olduğu ortada. Yıldız'ın peşini bırakmayacağı da. Muhtemelen ilk aşamada, özgür kişiliği sebep Yıldız'ın gönlü de ona kayacaktır. Ama eninde sonunda, Yakup'la bir aşka savrulacağına inanıyorum. En azından bu şartlar altında öyle olması gerektiğini düşünüyorum...


Sinema salonunda her şeyi unutup huzurlu bir an yaşayan Hilal ile Leon dışında, bölümde mutlu olunan bir an yoktu. O ikisine de bu sahne nasıl yazıldı diye artık hayret edecektim ki, bölüm sonundaki ağır dram öncesi gaz alındığını anlamamız uzun sürmedi. Mutlu anlar kesinlikle artmalı. Mesela Cevdet, artık Azize'nin yaşadığını öğrenmeli. Dağıstanlı'ya o isimsiz mesajları gönderenin kendisi olduğunu söyleyip, tüm olanları anlatmalı. Dağıstanlı'nın kampının içine sızmış görünürken, aslında Yunan tarafına ihanetini meşrulaştırmalı. Gide gele kampta da bir şekilde görecektir nasılsa Azize'yi. Nasıl bu bölüm sonunda Tevfik onu gördü, Cevdet'e de elbet sıra gelir... Zaten bölümün sonunda Flipos'un, "Dağıstanlı'nın yanında adamım var" söyleminin hemen ardından atın sırtında Cevdet'i görünce aklıma yukarıda yazdığım teori geldi ancak, ardından izlediğimiz fragman çokça kafamı karıştırdı. Muhtemelen onun kastettiği adamı Tevfik'tir. Zira daha sakladığı yüzü görünür görünmez, efelerin birbiriyle arasını açmak için mücadele etmeye başladı bile. Bakalım, nasıl bir aks beklemekte orada bizi...


Azize'ye gerçekten üzülüyorum. Kadının başına gelmedik kalmamış, hâlâ da bir sürü saçmalıkla uğraşıyor. En kısa sürede o kamptan kurtulsa da, rahat bir nefes alsak. Zira ne Seher ne de Dağıstanlı'nın onun daimi sahnelerine yakıştıklarını düşünmüyorum. Dağıstanlı konuşmaya başladığında ne dediğini anlamak için kılı kırk yarıyoruz, Seher efelene efelene her seferinde bağırırken de -dikkatinizi çekerim konuşurken değil- kanal değiştirmek geliyor içimden. İki karaktere de sanırım hiçbir zaman ısınamayacağım. Benim için yeni sezonun en acı iki sürprizi oldular gerçekten... Hızlı ve akıcı bir bölüm izlediğimizi söylemeliyim. Hatta bir ara o kadar hızlı aktı ki, gidişatın seyrine yetişemedim. Her sahne başka büyük bir olaya hizmet etti, ben de televizyon karşısında ambale oldum... Elbette genel olarak istediğimiz şey bölümün başından sonuna akması ama böyle bayır aşağı freni patlamış kamyon gibi, dur durak bilmeden akması da yorucu oluyormuş. Şunun bir ortasını mı bulsak hı senaristlerim, ne dersiniz?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder