17 Kasım 2017 Cuma

Vatanım Sensin: O ne güzel kavuşmaktı öyle, hınzırlar!..


Zaman ama en çok da hayat insanı değiştiriyor. Bazen ayak uyduramadığın şekilde, bazen yavaş yavaş şiddetini arttırır bir vaziyette. Herkesin hayatla mücadelesi farklı nihayetinde. Yaşadığı, gördüğü, hissettiği ve düşündüğü de. Ondan sebep yaşananların insan üzerinde nasıl bir etki bıraktığını kestirebilmek güçleşiyor. Geçmişle karşılaştırıp, yargılamak da zor. Ancak, yine de bazı keskin dönüşler göze batıyor. Hiç olmayacak şekilde yapılanlar da... Zaman herkesi değiştirmiş, bir Cevdet'le Hilal'i değiştirmemiş demiştim geçtiğimiz hafta. Şimdi bir ismi daha çıkartıyorum listeden; zira Cevdet de geçen zamanda değişmeye başlamış...

33. Bölüm


Bu iyi anlamda bir değişim değil ne yazık ki. Daha sabırsız, daha acımasız, daha gözü kara bir Cevdet var karşımızda. Mesela bir matematik dehası olan Spiros'un, gördüğü mezalim karşısında intihar etmek isteyişine gösterdiği tavır eski Cevdet'e aitti. Ancak, Hilal'e el kaldıran Cevdet'i tanımıyorum ben. Bağırıp çağırması, eskiye nazaran daha tahammülsüz bir baba olması bir yere kadar kabul edilebilir ama el kaldırma faslı biraz fazla olmuş. Hilal'e el kaldıran adamın, Spiros'a bu kadar şefkatli davranmaması gerekirdi ya da. Belki ikisi aynı şey değil, bunu kıyaslamak doğru olmaya da bilir. Lâkin yine de orada zorla askerlik yaptırılan bir Yunan varsa, burada da Yunanlar tarafından esir alınmış bir şehirde vatanperver kimliğinden dirhem ödün vermeden bir şeyler için çaba sarf eden bir Türk var. Hem de kızı. Yani ikisi de, Cevdet'in yumuşak karnına tekabül ediyor. Evin kapısında her göründüğünde, şimdi kimin üzerine yürüyecek diye düşünmek istemiyorum ben. Azize'nin yokluğu zor, bunun verdiği psikolojik buhran da kaldırılacak gibi değil. Yine de daha tahammüllü olmalı. Cevdet'e az biraz müdahale şart yani...


Azize dedim, oradan devam edeyim... Yaşadıkları, daha doğrusu ona yaşatılanlar çok ağır. Bunu normal psikolojide bir insanın kaldırabilmesi bile çok zor. O yine de iyi atlatmış bana sorarsanız. Tam olarak toparlaması ise bebeğine ve ailesine kavuşana kadar mümkün olmayacaktır. Peki kavuşacak gibi mi? Ne yazık ki, hayır... Hamilton'un dehası(!), resmen bu konuda köstek olacak. Onu herkes öldü biliyorken, gizli işler çevirmesi ve Yunan tarafına zayiat vermesi daha mümkün. Yine de bu, geride bıraktıklarına kavuşması kadar mühim değil bana sorarsanız. Cevdet'e seslenerek ona ateş edecek çocuğun gazabından koruması gibi, bir iyilik meleğine dönüşmesi fikri ise güzel. Tabi düşmana karşı da tam bir Azrail... O alçak tecavüzün faturasını, ailesi yaşadığını biliyorken kesse pek sevinirdim. Şimdi onun da bizim de bir yanımız hep buruk kalacak. Bebeği noktasındaysa Spiros'da bitiyor gibi mesele. Gerisi zaman... Ve Bergüzar Korel... O ne güzel oynamaktır, nasıl içten ve gerçekçi bir performanstır. Tebrik ediyorum. Tecavüz sahnesi için olumsuz eleştiriler okudum bolca ama katılmıyorum. O mezalimi tam anlamıyla göstermeden, bu mücadelenin gerekliliğini yansıtamazsınız. Zaten sadece karakterin yüzüne odaklanmıştı kamera. Mimiklerinden düşsel olarak anı zihninizde canlandırmanızın suçlusu da sahneyi ne yazan ne de çekendir...


Bu süreçte, Azize'nin Dağıstanlı'nın yanında yaşaması fikrine tutunulmaz umarım. Zira herkesin biraz hissettiği gibi, Azize'den hoşlandığı ortada ve birlikte yaşamalarının doğuracağı riskler de ortada. Ha elbette zorla nikahına almayacaktır Azize'yi. Ama bu ona karşı derin bir aşk beslemesine de engel olmayacak. Ve buna hiç gerek yok. Zaten eninde sonunda onu Tevfik göreceğinden, gerçeğin ortaya çıkması uzun sürmez. Gidip Dağıstanlı'ya anlatma ihtimali değil burada risk, risk olan Azize'yi yeniden kaçırmaya kalkışma ihtimali. Bu topa girilmemeli. Hele de fragmanda gördüğümüz üzere Tevfik bir vatansevere dönüşmemişken. Bir hal çaresini bulun, rica edeceğim... Tevfik'in değişmemiş olması beni şaşırtmadı. Eğer gerçekten bir vatansever olsaydı, o zaman şaşırırdım geçtiğimiz haftaki yorum yazımda da dedim. Yunan tarafına çalıştığının anlaşılması ne kadar sürer bilemiyorum ama o zamana kadar çokça fenalık yapacağı ortada. Bari arada olan Azize'ye de olmasın. Hiç yoktan ölmediğini Cevdet bari bilsin. Spiros sana güveniyorum, anlat her şeyi... (anlatmadı)



Öyle bir aşk ki, karşısında ne dağlar durabildi şimdiye kadar ne de koskoca bir deniz. Hilal ile Leon'un aşkını izlemek özellikle de bundan daha bir paha biçilemez. O kadar imkansız bir aşkın içindeler ve normal şartlarda birlikte olmaları o kadar zor ki; biraz da cezbeden bu oluyor doğrusu. Gözlerinden fışkıran o aşkı hissetmekse, tarifsiz... Leon Yunanistan'a gittiğinden beri kalbinin yarısı olmayan Hilal geçtiğimiz hafta onu üniformalar içinde gördüğünde büyük bir hayâl kırıklığı yaşamış, daha sonra cebine koyduğu mektup ve çiçekle biraz olsun acısı dinmişti. Bu bölümde ise o üniformayı giymesinin asıl nedenini haykırmasıyla, her şey tatlıya bağlandı. Tabi bu söylemesi kadar kolay halledilecek bir şey değil. Leon istemsizce birçok mezalimin ortağı olacak bu süreçte, birçok acımasızlığı da doğrudan uygulayacak. Bu da ikilimizin bu uğurda katlanması gerektiği en önemli sınav olacak. O öpüşmeler içinse ne desem bilmem... Açıkçası öpüşme beklemiyordum, öylesine hasretle sarılmalarına bile tav olurdum. Ama göründüğünden fazlası da saklıymış sahnede. Yarasın!..


Katlanmaları gereken en önemli sınav demişken, o sınavdan iki tane de olabilir. Yukarıda da bahsettiğim gibi oldukça değişmiş bir Cevdet var bu sezon karşımızda. Ve sonunda konuyu Hilal'le Yıldız'ı evlendirmeye dahi getirdi. Türk biriyle evlendirmeyeceği ortadayken görevi gereği, hangi Yunanla evlendirebilir ki? Bu fikirden vazgeçmeyecekse, birbirlerini ne kadar çok sevdikleri de ortadayken; Leon'la Hilal'in evlenmelerini isteyebilir mi rica etsem? Yok gider de başka bir Yunan'ı damat olarak isterse, cinnet garanti belirtmeliyim. O sınavı vermek mümkün değil çünkü. Leon'un bu durumda katil olması ise içten bile değil. Bakalım, Cevdet'in aklında ne var...


Peki Yıldız? Şu durumda onun için de en makbul aday Aleksi olur. Tabi normal şartlarda Aleksi gibi ukala birini kim damadı olarak görmek ister bilemedim. Yıldız, Aleksi'yi ister mi? Kısa vadede onu da hiç sanmıyorum. Babasının karşısına dikilip, Ali Kemal'i ne kadar sevdiğini haykırmışken hem de... Elbette eninde sonunda Aleksi ile bir aşka düşecektir. Bu bölüm onun girişini de yaptılar zaten. Tabi Aleksi yumrukla çözebileceği bir meseleyi, babasının gücünü kötüye kullanarak bir cinayetle taçlandırmasa daha iyi olurdu. Yıldız için şimdilik gözünü kırpmadan bir başkasını öldüren caniden başkası olmayacak bu yüzden. O eşiği nasıl geçtiğini de göreceğiz. Özünde tatlı bir adam gibi. Bir evlilik söz konusu olmasa da, mutlaka Yıldız'ın kalbini çalacak bir yol bulacaktır. Ali Kemal defteri bir daha açılmamak üzere kapanmışken, Yıldız'a Rahibe Terasa hayatı yaşatmanın bir mantığı yok mâlum... 

Beklenen Kral

3 yorum :

  1. Ali kemal karakterine çok ayıp ettiler!! Bence farklı bir yüzle geri gelmeliydi...

    YanıtlaSil
  2. Kral süpersin #HiLeon dansımdan sevgiler ❤☺

    YanıtlaSil