5 Aralık 2017 Salı

Dolunay: Klişe iyidir ama suyu çıktı mı da kahrı çekilmez...


Klişelere suyu çıkartılmadığı müddetçe çok da karşı değilimdir. Bazen öyle gerekli oluyor ki, sıradan bir klişenin bile hayat kurtarabildiğini görüyoruz dizi evreninde. Bundan sebep, senaristlerin her sıkıştıklarında ona sarılmalarını çok iyi anlıyor ve destekliyorum. Ama başında da dediğim gibi, suyu çıkartılmadığı sürece. Mâlum, her şeyin fazlası zarar. Klişenin bile...

22. Bölüm


Normal akışı olan bir dizide, evlilik sonrasında hikâyenin büyük bir çıkmaza girdiği acı bir gerçek. Bunu öncelikle kabul edelim. Aşık olma, o aşkı kabullenme, aşkı yaşamaya başlama, aşkın önüne çıkan engellerle boğuşma ve nihayetinde de evlilik... Yazarken bile afakanlar basan bu sıradan serinin bir devamının gelmemesi çok normal. İnsan yazacak bir şey bulamaz, bulduğu da elle tutulur bir şey olmaz. Sonuç da mâlum ki hüsran... Ama Dolunay'ın çok büyük bir şansı vardı. Bu aşamaların hiçbirisi yaşanmadan Nazlı ile Ferit, Bulut için evlenecekler ve tersten başladıkları bu akış, seyri keyifli bir sürü olaya gebe olacaktı. 


Ne yazık ki bu fırsat en başında tepildi. Evlilik mevzusu gerçekleşmediği gibi, uzunca süre dile dahi gelmedi. Ne zaman Ferit, Asuman'ın yediği haltı öğrendi o zaman işin rengi değişti. Tabi o zamana kadar ikili birbirine çoktan aşık olduğundan, hatta bir sürü aşamayı da geçtiklerinden; eldeki kullanılacak malzeme de az biraz tükenmişti. Yine de, her şey bambaşka olabilirdi ama ilk bölümden beri bitmek tükenmek bilmez klişe yağmuruna, her daim devam edildi. Bitmek tükenmek bilmediği gibi, dozu da gün geçtikçe artmakta...




Mesela Pelin hikâyesine aslında hiç gerek yoktu. Anne faktörünü en başında, güçlü bir karşıt argüman olarak sunabilirlerdi. Dizi evreninde erkek annelerinin çoğu böyledir. Oğullarına kendisiyle eşit statü ya da gelir düzeyine sahip olmayan kızları yakıştıramazlar. Ya en başından karşı çıkarlar ya da sinsi bir şekilde ilişkinin altını oymaya çalışırlar. Bu yine klişedir ama normaldir. Kimse de, "Öf, ne gerek vardı!" demezdi. Nitekim ilk bölümlerde de görmüştük Ferit'in annesini ve onun içinde böyle bir kadın yattığı da çok belliydi. Lâkin evliliklerinin üzerinden onca hafta geçmiş, düğüne dahi katılmaya tenezzül etmemiş bu hanımı birden evliliğin karşısında görmek ironik oluyor; gelin kabul edelim. "Şimdiye kadar neredeydin?" demezler mi yahu?.. Ben derdim şahsen. Madem Nazlı'nın ideal bir gelin olduğuna inanmıyor, bu zamana kadar neden sesi çıkmamış? Bu tıpkı Ferit'i geri kazanmak için yalanlar savurmaktan geri durmayan Pelin'in yedi yıl bekleyip, birden savaş zırhlılarını kuşanmasına benziyor. Tüm bu tezgahın mimarının Demet olduğunu ispat edecek kaydı mesela iki ay önce bulmuş, o deli aşık yine de Nazlı'nın mesaj göndermesini beklemiş? Peki...


Ne olacak? Kötü bir şey olmayacak. Nazlı kaynana azabı çekecek biraz. Bu çok sıradan bir durum. Entrikalar çevirmeyecekse, keyifli sahnelere gebe dahi olabilir hatta. Ferit'le içerisine düştükleri aşkı sonunda kabul etmişlerken, hiçbir güç aralarına giremez nasılsa. Nazlı da iki zorluğa, "Ben senin annenle yapamıyorum" diye evi terk etmeyecektir. Bu kısım izlenesi sahneler vaat ediyor yani bana göre. Dediğim gibi, tek sorun gidiş yolu. Yoksa sonuca lafım yok... Bu arada ikilinin zeytin toplama ve orman evi sahneleri gerçekten başarılıydı. Birbirlerine duydukları aşkı artık gülünç bir inatla sürdürmenin alemi yoktu. Özellikle Nazlı'nın aşka teslim olması güzeldi. Bundan sonra atacakları adımları bir ön şart koşmadan, sadece birbirlerine deliler gibi aşık olduklarını bilerek atmaları açısından da şahane bir durum. Gördüğünüz gibi safi eleştirmiyorum, övülmesi gerektiği yerde de övmesini biliyorum...


Hatırlarsanız geçtiğimiz haftaki yorum yazımda, senaristler tarafından Hakan'ın kötülüklerine bir sınır çizilmediğinden bahsetmiştim. İstediği gibi at koşturma özgürlüğüne sahip ne yazık ki. Ama bu hafta gördüm ki, o özgürlüğü çok da aşma cesareti yok. Aynı yöntemlerle insanları avucunun içerisinde tutmaya çalışıyor. Kendisini çok akıllı biri sanıyordum, bunun için de pişmanım. Bildiğin akılsızmış!.. Asuman'ı da tıpkı Demet gibi birini vurması üzerinden kontrol altına tutma fikri gerçekten şahane. Haftaya Ferit, ondan sonraki hafta Nazlı ve Deniz'i de unutmasın. Böyle bir arşiv oluştursun, her karakteri bundan sonra parmağında oynatsın. Güzel dünya!.. Bir şeye şaşırdığımı da belirtmeden geçmek istemem. Meğersem Demet'in derdi hesap sormak falan değilmiş Hakan'dan. Sadece kendini kurtarmakmış... Buna gerçekten üzüldüm. O ses kaydını dinletip ayağını denk aldırmaya çalışmasını takdir ederdim ama ucunda kardeşi ve yengesi ölmemiş olsaydı. Bu kadar mı vicdansızsın, bencilsin Demet? Başına ne gelse, gık demem artık...


Geçen bölüm Asuman'ın hiç olmadık birine dönüşünü izledik. Normalde karşısındaki insanın gözüne baktığında niyetinin ne olduğunun raporunu çıkartacak birisi olan Asuman, saf salaklaştı ve niyetinin bozuk olduğu ayan beyan ortada olan adamın evinde buldu kendini. Sonra yaşananlar ise sırf Deniz-Asuman ilişkisini tutuşturmak içindi. Amma ve lâkin, o erken kurtuluş ve ikilinin ciddi bir yakınlaşma içerisine girmemesi her şeyi de açık etti. Ucunun Hakan'a dayanacağını düşünmüyordum yalan yok ancak yine Deniz'in bir kahramanlık yapması gerekecek. Ben Hakan'ın elinde oyuncak olmuş bir Asuman görmek istemiyorum. Karakter tam düzelmiş, doğru yolu bulmuşken; sar başa tekrar olmasın. Cidden bileklerimi dikine dikine keseceğim artık sizin yüzünüzden.

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. hakan ile yazdiginiz satirlara katiliyorum.Gercektten yetti artik! fragmandan izledigimiz kadariyla Fetritten bosanmasini buyuruyor nazliya Asuman in pisligini kapatmak icin bosanacak mi simdi Nazli. azicik akli varsa gider bunu Ferit e soyler. artik klise klise ama klisenin de bir siniri var . tum yorumlariniza katiliyorum agziniza saglik!

    YanıtlaSil