28 Aralık 2017 Perşembe

Meryem: Aşk güzel şey, tabi yaşamana izin verildiğinde...


Bazen rotasız bir gemi içerisinde yolculuk yapıyor gibi hisseder insan kendini. Ne yaptığının farkındadır ne de yapmadıklarının. Ne olacağını bilmeden öylece yaşar hayatını. Nereye savrulacağını kestirmeden hareket eder. Sonunda istediği limana ulaşır mı bilinmez ama çokça zaman kaybeder... Burcu'nun bende bıraktığı etki de tamamen böyle. Sadece zaman aksın diye bir şeyler yapıyor sanki, yalnızca yaşamış olmak için yaşıyor gibi. O gemiye kaptan olmak isteyen, rotasını da kalbine çevirecek bir Güçlü var ama o da bazen Burcu'yu bilinmezlikten kurtaracağım diye yalnızca gemiye su aldırmakta...


22. Bölüm


Güçlü'nün yine masum bir niyeti var. Tek derdi sevdiği kadını üzen o adamı bulmak ve belki de hesap sormak. Ama buna gerçekten gerek var mı düşünmek gerek. Evet, eğer bulur ve Burcu ile yüzleştirirse, her şeyin toparlanma ihtimali var. Lâkin yaptıklarından pişman olduğu savıyla, Burcu'ya salça olma ihtimalini ne yazık ki atlıyor. Genelde öyle olmaz mı, bir dizi izliyoruz nihayetinde. Geçmişte kalan kimse iyilik için geri gelmez, Burcu'nun eskiden sevdiği o adam da iyi niyetlerle gelmeyecektir. Nitekim, ilk adımını da attı zaten... Güçlü, Burcu'yu rahatlatmak isterken olmadık bir belanın içerisine kendisini de onu sokmamıştır umarım. Zira başına yediği o darbe, bundan sonra olacakların kısa özeti gibi geldi. Eh be Güçlü, şimdi buna ne gerek vardı?..


Burcu'nun durumuna dair daha fazla detay öğrenmeye başladık artık. Bir psikiyatristten yardım alıyor olduğunun gösterilmesi, örnek teşkil etmesi açısından da güzeldi. Ama ördüğü duvarları yıkmak noktasında psikiyatristin çok da cesaretlendirmediği ortada. Hâlâ inatla kendini neden tam olarak Güçlü'ye açamadığını gerçekten anlayamıyorum. Usulca yanına kıvrılıp uyuyabileceğin biri olduğunu biliyorsun ama hayatının harabelerinde gezmesine müsaade etmiyorsun. Peki ne olacak? Devletin gelip de tarihi eser diye çivi bile çakılamaz kararı almasını mı bekliyorsun? O zaman kim onaracak kalbini ve seni Burcu, artık Güçlü'ye açılmanın vakti... Bu bölümünün getirileri bunu sağlayacak gibi bir his, hadi bakalım... (sağlamadı)


Meryem noktasında o kadar çok sağa sola savrulduk ki ambale olduğumu söylersem hiç de yanlış olmaz. Sürekli bir ters köşe hali var ve bir yerden sonra bunun oldukça yorucu olduğunu belirtmem lazım. İyi yanı, ters köşeleri yine de tahmin edemiyor oluşumuz. Kötü yanıysa, rahatsız etmeye başlaması. Ama şikayetçi miyim? Pek de söylenemez... Nurten'in karşısında yalnızken dişi bir kaplan kesilmesi çok güzeldi Meryem'in. Tabi herkesin içinde evire çevire döverken de sesini çıkartmasını isterdim. Buna da şükür artık, ne diyeyim... Peki Derin'in annesinin onu tam bir koruma zırhıyla donatması ne anlama geliyor? İnanır mısınız zerrece bir şey anlamadım. Öyle her şey birbirinin içerisinde bir bölümdü ki, tahmin ederken dahi zorlanıyorum. Tüm bunların tek iyi yanı, en azından Meryem bir süre huzur içerisinde olur. Eninde sonunda olacaklar da, bir şekilde engellenir. Hiç yoktan Nurten ve Derin'in artık bir tehlike teşkil etmiyor oluşundan memnunum. Zaman ne getirecek, onu da göreceğiz...


Oktay'ı da anlaşılan gelecek bölüme göreceğiz. Bu bölümlük yaşadığı hissettirildi, o da yetti. Nurten ve Derin devre dışı bırakıldığı anda, elbette Meryem'in başının hiçbir zaman beladan kurtulmayacağını da izleyiciye hatırlatmak gerekiyordu. İkna olduk efenim, çok incesiniz!.. Tabii Suzan onun da iplerini elinde tutmaya çalışacaktır bir süre. Ama düğün günü elinde silahla intikam almaya gelenin Oktay olacağı kesinken, eninde sonunda o ipleri kaptıracağı da garanti. Yahu al kızına şu oğlanı. Nurten de kaynanası olacak ne güzel, bırak öylece geçinip gitsinler. Madem Savaş'tan uzak durmasını istiyorsun al sana güzel bir fırsat Suzan Şahika. Yaparsın sen bu işi... 


Belirtmeden geçmek istemem. Yurdal'ın aslında masum olabileceği ihtimaline hiç inanmıyorum doğrusu. Tamam belki o bir yaptıysa, Suzan şişirip iki yapmıştır ama mesela Berk'in babasını onun öldürmemiş olma ihtimali hiç de sahici gelmiyor. Gözü döndüğünde eline silah alıp istediğinin kafasına dayıyordu mâlum hep. Geçen bölüm Rıza'ya kıyamamalar, bu bölüm her şeyin suçlusu aslında Suzan Şahika moduna girmeler falan; fena bir aklama çalışması yapılıyor ona. Ne gerek varsa... Hazır Tülin şirketin başına geçmişken, her şeyi çok da güzel idare ediyorken; o kaçsın dursun bırakın. Şu ana kadar izlediğimiz üvey anneleri cebinden çıkartacak şahanelikle oluşu bile yeter de artar tüm bunlar için. Hastasıyız!..


Meryem'le Savaş'ın kusursuz bir aşk hayatı sürmesi mümkün değil kabul ediyorum, her şey birbirine öyle dolanıyor ki; o sarmallardan kurtulmak bile büyük mesele. Ondan, sadece birazcık huzura sahip olmalarından bile tav olabilirim. Sürekli bir şeyler için mücadele etmeleri değil mesele, mesele her seferinde aşklarının da sınanması. Ben bundan yoruldum, umarım senaristimiz de yorulmuştur... Peki Güçlü'nün tavrı? Ona kızamıyorum. Zira Meryem'e kızmakta gerçekten hiç ama hiç haksız değil. Çok uç bir tepki de vermedi hatta. Ben alttan almasını bile beklemiyordum mesela. Yani bu iyi mesaj, kısa zaman sonra eskisi gibi olmaları mümkün... Güçlü annesini kaybetti ama neden Naz'la birlikte, bir manevi kız kardeşi daha olmasın ki? Hem de ekstradan, yengesi olacak. Güzel kampanya Güçlü, bu fırsatı kaçırma derim...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder