14 Aralık 2017 Perşembe

Meryem: Aşka değmez mi?..


Gurur bir insanın taşıdığı en asil duygulardan birisidir. Gurur için mücadele etmek de, keza. Çünkü en sonunda elinde sadece o kalsa da, birçok şeye değmiş demektir... Geleceğin ne getireceğini bilemediğimiz bir evrenin parçasıyken kimsenin, kendi yaptıklarımız uğruna hayatını karartmasını beklememeliyiz, bekleyemeyiz. Hele de ucunda, aynı çıkmaz sokak varsa. Tam da bundan bölüm içindeki tavrı sebebiyle Meryem'e kızdığımı söyleyemem...

20. Bölüm


Suçu üstüne alma kararlılığını da sorgulamayacağım, Meryem'in. Kendi yaşadığını Savaş'ın yaşamasını istemiyor oluşunu da anlayışla karşılıyorum. İşte bu yüzden, bir çıkar yol bulunması gerektiğine inanıyorum. Sar başa tekrar, onu hapiste izlemek istemiyorum. Ama o hapse girmesin diye, Savaş'ın girmesi taraftarı da değilim. Nasıl kotarılacak durum bilmemekle birlikte, şuan için karanlık bir tablonun hakim olduğu kesin... Aslında Oktay'ı vurması bile isteye yaptığı bir şey değildi. Savaş'ın kulübeye gelmesi sonrası Oktay'ın silahına davranması ve ortadaki yüksek gerilim, istemeden elinin tetiğe gitmesine sebep oldu. Yalan yok, böyle bir sahne beklemiyordum. Ben o silahı alan Oktay'ın gerekirse, Meryem'i yaralamayı göze alarak kaçacağını düşünmüştüm. Yanıldım, ayrıca çok da güzeldi kabul. Ama bunun faturasını Meryem de Savaş da ödememeli. Nasıl bu cehenneme sokuldularsa, öyle de çıkarılmalılar. Ki ben o çıkar yolun yaratılacağına inanıyorum... (yaratılmadı)


Oktay gerçekten ölmüş müdür? Elbette hayır... Derin gibi zeki bir kadın, detaylı bir plân yapmadan bu kaçırma girişimine yeltenmez. Ya en başında başka bir ambulansla hastaneden çıktı ya da yol üzerinde bizim sonradan flashback marifetiyle göreceğimiz bir aksla, ambulanslar yer değişti. Ne oldu nasıl oldu muallâk olmakla birlikte, başarılı bir sahne olduğunu içtenlikle söyleyebilirim. Bölümün genel ruh halini yansıtan kaliteli bir son olmuş. Oktay'ın güçlenip intikam alacağı düğün gününe kadar gizlice bir sürü kumpas kurmasının da önü açılmış. Mâlum senaristlerimiz kendisiyle ciddi düşünüyor ve ona kıyabilmek noktasında çok da başarılı değiller... Peki Oktay konuşup da ailesinin başını belaya sokmasın diye, Derin'in böyle bir canavarı himayesi altına aldığına pişman olduğunu görür müyüz? Ben inanıyorum ki, ona en büyük zararı en sonunda Oktay verecek. Bugün için başını duvarlara vurma fırsatını dahi bulamazsa şaşırmam... 


İnsanın sırf kendisini ve sevdiklerini kurtarabilmek için geri kalan herkesi ateşe atma cüretini nasıl gösterebildiğini hiçbir zaman anlamadım anlamayacağım da lâkin, bu davranışın Oktay ve Derin için yaşama sebebi olduğu mâlum. Ne halleri varsa görsünler, yeter ki Savaş'la Meryem'e bir süre bulaşmasınlar ve ikilinin biraz olsun mutlu ve huzurlu sahnelerini izleyelim. Oktay'ın -sözde- ölümünün başlarına ne iş açacağını kestirememenin hüznünü yaşarken, bölüm içerisinde sık sık öpüşme imkanı bulmuş olmalarına da seviniyorum. Sonra bunca öpüştürmeleri ikisinden birinin hapse girecek olmasına mı delalet acaba diyor; en başa dönüyorum. Evet, sonunda benim de psikolojim iyice bozuldu. Ne yapacağı kestirilemeyen senaristlerden pek hoşlanıyorum ve şuan bu hoşlantı resmen kendi sonumu hazırlamakta... Bu arada belirtmezsem olmaz, yine güzel sahnelerdi. Her ne kadar her birinin sonu bir kaos ortamıyla bitse de, Savaş'la Meryem'i bir an olsun her şeyi geride bırakmış olarak izlemek paha biçilemez...




Aynen böyle, 'bir an olsun her şeyi unutsunlar' dediğim iki karakter daha var biliyorsunuz. Paylarına şimdiye kadar onların da hep kaos düştü ve yan yana oldukları sahnelerin çoğu da bu kaosların gölgesinde geçti. Bir iki yakınlaşma izledik lâkin, onlar da sonradan sanki hiç yaşanmamış gibi geçiştirildi. Burcu ile Güçlü'nün bu bölüm itibariyle birbirlerine kol kanat germelerinin önü açıldı aslında. Burcu'nun uzun zamandır merak ettiğimiz geçmişinin kapısının aralanması güçlü bir fırsat yarattı. Tabi hâlâ kalın duvarlar var etrafında ve Güçlü'ye sadece o duvarlara dokunması için izin veriyor. Ne zaman aşmasına müsaade edecek gerçekten pek merak ediyorum. Bir şans verse, ona ne kadar iyi geldiğini kendisi de görecek ama yaşadıklarından sonra bir erkeğe tekrardan güvenmesinin zaman almasını da eleştiremiyorum.


Yerine kendinizi koyun, uzun yıllar boyu tanıdığınız bir erkek. Hakkında bilmediğiniz hiçbir detay yok. Aranızdaki sevgi artık tam anlamıyla yerini sadakâte bırakmış ve bunun meyvesi de minik bir bebek olmuş. Henüz doğmamış ama onun için güzel bir geleceğin ilk adımı olacak odası, baştan aşağı dizayn edilmiş. Her bir ince detay da düşünülmüş. Ancak siz o odayı bebeğiniz için birbirinden güzel eşyalar, kıyafetler, oyuncaklarla doldururken; sevdiğiniz adam içerisine düştüğü kirli düzenin bir parçası olan uyuşturucuyu stok etmek için kullanmış. Sonra da, o kirli düzenin baş aktörleriyle karşı karşıya gelip kaçmış. Bu da yetmez gibi o caniler evinizi basmış, karnınızdaki bebeğinizle birlikte tüm hayâllerinizi de alıp götürmüş... Şimdi siz bir başkasına kolay kolay güvenebilir misiniz? Hiç sanmıyorum... Burcu'nun hikâyesi gerçekten sağlam ve falsosuz yazılmış. Neden bu kadar sert olduğunu sorgulamamamız için en ince detay düşünülmüş. Tabi tüm bunların toplamı Güçlü ile aralarına örülen duvarlar olmasa da olurmuş... Serenay Aktaş'ın kendini ne kadar geliştirdiğini görmekse şahane. Böyle bir sahnenin altından kalkmak kolay değil, o çok güzel kalkmış. Helâl olsun kendisine de...


Berk'e de değinmeden olmaz. Naz'la ikisini bir ben yakıştırıyor olamam herhalde? Her ne kadar en başında Berk'in plânı Yurdal'a ulaşmak için onu kullanmaktıysa da, sonradan aşık olmaya başladığını gördük. Naz'ın ne kadar iyi bir karaktere sahip olduğu ortada nihayetinde. Hatta babasının suçlu olma ihtimaline karşı dahi, nasıl bir tavır sergilediği de ortada. Kimse başkasının suçunun günahını çekmemeli, bedelini ödememeli. Yurdal'ın yaptıklarının faturası Naz'a asla kesilemez, Berk de bu fikirden vazgeçmeli. Beliz'e bunun üzerinden ders vermeye çalışacağına kalbinin sesinin dinleyip ona göre hareket ederse, hem intikamını almış hem de ne kendini ne de Naz'ı üzmüş olur... Aşktan bu kadar korkmaya gerek yok nihayetinde. İçerisinde intikam olan bir mücadelenin de baş kahramanı olabilir. Nasılsa her türlü sonunda aşk galip gelir. Mücadelenin nasıl sonuçlanacağını ise ancak ve ancak Meryem Gültabak bilir. Yani demem o ki, intikam yolunda kendini heder edip boşa aşktan olma Berk. Gültabak hanımın başına ne çoraplar öreceği belli olmaz. En azından, "Değdi be!" dersin...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder