8 Aralık 2017 Cuma

Vatanım Sensin: Aşkı kim tutsak edebilmiş ki?..


Aşk, hep en hiddetli savaşların sebebi olmuştur. Aşkın karşısında durmamak gerektiğini anlayamayan içinse, sonuç hep hüsran... Unutmamak gerekir ki, avuntular içerisinde yaşamak bir seçimdir ama aşk, asla sadece bir seçimden ibaret değildir. Zira kalbinin atış hızını kontrol edemediğin her duygu, senin iradenin dışında gelişiyor demektir. O irade aşka teslim olduktan sonra da, ne olursa olsun hiçbir şey değişmez. Ne tutsaklık ne de zorlama hiçbir yere götürmez. Elde edeceğin tek şey nefret olur. Onunla da bir yere kadar yetinir, sonra canavara dönüşürsün. Aşkı hiçbir zaman tutsak edemeyeceğini anladığında da genelde iş işten geçer. Değil mi Kerim?..

36. Bölüm


Her şeyin en başına gittiğimizde, bu sonuca yine ulaşıyoruz aslında. Arada yaşananların olacaklara hükmü ancak makus talihin getirisi olabilir... Kerim'in kendini ispat etmek maksatlı Hilal'i kaçırma girişimi, bir yerde kendi sonunu hazırladı. Hem de iki türlü... Hilal güzel bir kız. Ama sadece güzel değil; akıllı ve olabildiğince zeki de. O dönemde yaşadığı ortamı düşünürsek, Kerim gibi birinin Hilal'e aşık olmaması da biraz imkansız gibi. Çünkü insanoğlu ulaşmasının sakıncalı olduğu o yasak meyveyi elde etmeye odaklanmıştır hep. Hem kendini ispat edecek hem de şimdiye kadar hiç tanışmadığı karakterde biriyle birlikte olacak. Kerim'i bu perspektiften baktığımızda anlamak kolay. Ama içerisine düştüğü hoşlantının, onu olmadık birine dönüştürmesine izin vermesi ve hatta Hilal'i elde edemeyeceğini anladığında, yine başlangıç sebebine sarılıp kendini kahraman yapmak için onu öldürmeye çıkması; yüreğine yaptığı en büyük ihanet. Ve Hilal'e sadece o 'yasak meyve' olarak baktığının da kanıtı. Ölür mü? Muhtemelen öyle olacak. Zira şu saatten sonra yaşamasının bir anlamı yok. Yüreğine ihanet eden, kime ne etmez... Mustafa Elikoğlu güzel bir performans çıkarttı bu arada, emeğine sağlık...


Hilal'i bulmak için ne gerekiyorsa yapacağını biliyorduk zaten Leon'un. Onun zekice bir yöntemle kıyafetinden parçalar bırakması ise bu süreci hızlandırdı. Kerim niyeti iyice bozmuşken, olması gereken buydu. Ardından izlediğimiz sahneler içinse şiir gibi demek hiç de yanlış olmaz. İlk bölümlerde, hatta karşı karşıya geldikleri ilk sahnede şimşekler çakmıştı zihnimde. Olması gerekli çift buydu. O bakışlar, göz süzmeler, büyükçe bir nefret ve kibrin savaşının bu bölüm izlediğimiz şahasere dönüşmesi ise bunca zamanın meyvesi. Hilal ve Leon en başından beri ilmek ilmek bu bölüm için hazırlandı. O büyük kin ve kibir, kalplerindeki kora döndüğü anda zaten aşka söz vermişlerdi. Şimdi de sesli dile getirdiler. Ay ve yıldızların huzurunda, kalpleriyle evlendiler. O nikahı bu saatten sonra geçersiz kılabilecek hiçbir argüman olamaz. Onlar artık evliler ve hatta anlaşılan o ki, yine o gece işi de pişirdi hınzırlar. Peki Azize ile Cevdet'in bu gerçeğe tavrı nasıl olur?..




Aslında onu da bölümün sonunda izledik. Cevdet de Azize de uzunca zamandır Hilal ile Leon'un birbirine aşık olduklarını biliyor. Şimdiye kadar hiç karşı çıktıkları bir an da görmedik. Ne kadar imkansız görünüyor olursa olsun, bu aşkın önüne set çekmemeleri zaten desteklediklerini gösteriyordu. Bölümün sonunda izlediğimiz de, kanıtlamış oldu. Kim, ölümü göze alarak kendisini kızına siper eden o adamı görmezden gelebilir ki? Kim, o aşkın karşısında durabilir?.. Bundan sonra süreç nasıl işler hiçbir fikrim yok. Lâkin şükür ki, o iki kor olmuş kalbi anlayan ebevenyler var karşımızda... Flipos'u ebeveynden saymıyorum, zira insan olduğundan dahi şüpheliyim. Ama Generali olan Cevdet'in kızıyla, yeğeninin evlenmesine ses edeceğini çok da sanmıyorum. Ederse de, az ötede etsin...


Vasili de tıpkı böyle gözü döndüğünde nereyi yakıp yıkacağını bilmezdi. Ama en azından Cevdet'e delicesine itimat ettiğinden, hamlelerini savuşturmak daha mümkündü. Yalnız Flipos'da öyle bir şey yok. Hatta kendisi de Cevdet'e, "Ben Vasili değilim" diyerek bunu bölüm içerisinde hatırlattı. Vasili attığı her adımdan onu haberdar ederdi, Flipos ise her şeyi gizli kapaklı yapıp zafer kazandığında ortaya dökmeyi seviyor. Buna kendini garantiye almak mı dersiniz, yoksa onun Cevdet'e aşık olmamasına mı yorarsınız; bilmem. Bildiğim bir şey var ki, o da Cevdet'in işi hiç olmadığı kadar zor. Tüm hamleleri iş işten geçtikten sonra öğrenmesini engelleyecek şeyse, şimdilik Dağıstanlı'nın yanındaki Kılıç Efe. Senaristlerimiz sağolsun, en azından böyle bir nefes aralığı vermişler ona. Bu sayede Flipos'un gizli kapaklı işlerini öğrenmek de, istedikleri gibi hamleler yapmasını sağlamak da bir süre mümkün olacaktır. Sonrası mı? Allah kerim... Bu arada Rus prensesi kaçırma girişimi gerçekten dahiyaneydi. Ne yazık ki oldukça zeki birisi. Tabi Cevdet de yabana atılacak birisi olmadığından, eninde sonunda dizlerinin üzerine çökmüş vaziyette göreceğiz onu... Alina Boz ise çok güzel bir prenses performansı çıkartmış. İlk başta mesafeliydim ama öldüğünde üzülmedim diyemem. Emeklerine sağlık...


Azize'nin Dağıstanlı yanında yaşamaya devam etmesinin doğurduğu sahnelerden oldukça sıkıldığımı yinelemek istiyorum. Artık ailesinin yanına dönmeli ve mücadelesine de öyle devam etmeli. Dizinin en önemli karakterlerinden birini atıla çıkmış vaziyette izlemek üzüyor. Elbette burada senaristlerimizi suçlamıyorum, yanlış anlaşılmasın. Geri plânda kalmak Bergüzar Korel'in tercihi imiş. Lâkin, o tercih değişse güzel olmaz mı?.. Kerim'i vuranın o olması ilk bakışta artık ailesinin yanına döneceği umudunu taşısa da, muhtemelen kazın ayağı öyle değil. Zaten kara çarşaf içerisinde, oldukça da uzakta. Yüksek ihtimalle, ortadan kaybolacak hemen. Cevdet'e yaptığı gibi, Hilal'in de hayatını kurtararak kenara çekilecek. Keşke böyle olmasa ama... Öyle işte... 


Tevfik'in onu boşamak suretiyle ikna etmeye çalışmasına yalan yok, şaşırdım. Hâlâ değiştiğine inanamıyorum ama onun gibi birinin Azize'yi sırf kirli işlerini devam ettirebilmek için bu kadar kolay boşaması mümkün değil. Eğer gerçekten değiştiyse, ne mutlu. Tabi onca yaptığından sonra kahraman gözüyle bakmamız söz konusu olamaz. Ancak günahlarını temizlemiş olur. O da belki yarısını... Güzel bir bölüm izledik. Dizinin ana aksından kaymış olmasından ben de az biraz şikayetçiyim ama ortaya doyurucu bölümler çıkıyor mu? Çıkıyor. Biraz geride kalmış da olsa, ana aks da işleniyor mu? Evet. Hem hep böyle sürmeyecektir. Muhakkak ki, tamamen o döneme odaklanmış bölümler de izleyeceğiz. Kim bilir, belki de şimdilik sadece ağzımıza bir parmak bal çalıyorlar. O zaman bırakın, bir daha hiç tadına varamayacağımız o balın keyfini çıkartalım...

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Yasemin Çiçek8 Aralık 2017 08:50

    Bu bölümde garip bir şekilde tamamlayamama durumu vardı! Bunu her sahnede hissettim! Tabi her bölüm mükemmel ötesi olamaz ama sanki bu bölümde garip bir acelecilik hissi vardı... Sahneler çok hızlı geçti ana konusu aynı olsada çok hızlı ve farklı olaylar işlendi bu beni çok yordu ve rahatsız etti açıkçası! Diğer sahnelerde o kadar çok hissedilmedi bu durum evet ama hilal ve leonun 2 sahnesi kesildi resmen! Hilalin kurtarılma sahnesini ve o geceyi göremedik! Tamamen bizim hayal gücümüze bırakıldı!Ayrıca o evlilik teklifi sahnesi hiçte şiir gibi değildi bilakis -belki ki biraz abartılı olacak ama- geç bir yazarın bi anlık ilhamla karalaması gibiydi! Kötüydü diyemem ama bekledigim düzeyde değildi... Hele o en son sahne... Bölümün can alıcı sahnesinde Boran Kuzum beni inanılmaz bir hayal kırıklığına uğrattı! Sanki o mükemmel sahelerin cengaveri değilde replik verilmiş bir figüran gibiydi...! Onun dışında her ne kadar hızlı olsada çok önemli gelişmeler yaşandı bölümde. Dağaslanliyla Cevdet'in buluşması ve tanışması içimi çok rahatltti lakin Dağaslanlı'nın ne kadar düşünmeden yoksun bir karakter olduğunu bir kez daha hatırlattı! Yahu adam bu herif hain diye adlandırılıyor! Daha beş dakika önce kızın öldürecektin! Öldürtmek için peşine adam gonderdin! Tek bir sözle ikna olması gerçekten sahneyi geliştirilmiş gösterdi! Hem o Rus heyeti aman bi bişey oldu vermiyoruz! Aman tamam hadi gelin alın veriyoruz! Ardı arkasını görmemize rağmen o haberin geldiği ani gormememiz beni deli etti! Vatanım Sensin ekibine bir şey söylemek istiyorum lütfen küçük ayrıntıları atlamayın! Büyük ayrıntıları hiç atlamayın! Bu küçük nüanslar sizin kalitenizdi! O şiir gibi replikleri sizin sihirinizdi... O küçük ayrıntılı mimikler sizi siz yapan her şeydi... Bu bölümde bundan vazgeçildiğini gördüm... Lütfen kendinize gelin ve kedinize dikkat edin...

    YanıtlaSil