15 Aralık 2017 Cuma

Vatanım Sensin: Mâlum sahneyi yayınlar mısınız rica etsem?..


Şu dünyada en zor şeylerden birisidir iyi insan olabilmek. Onca kötülüğün mesken tuttuğu bir dünyanın içerisine mahkumken hem de. İyi olmak ayrı meziyet, iyi kalabilmek apayrı meziyet. Öyle şeyler görüyor, duyuyoruz ki hiç olmazsa içimizden kötü şeyler geçiriyoruz... Zor bir hayat yaşıyoruz, her yönüyle. Bu dün de böyleydi, bugün de böyle. Adapte olmak, uyum sağlamak ve her şeye iyi yaklaşmak da çok zor. Yok saymak da imkansız. Çoğu zaman tepki gösterememekse can sıkıcı... Yapamayacağım cesur hamleleri başkalarının yapabilmesine hep özenmişimdir bundan sebep. Leon'a da bu bölüm özendim. Dizinin en iyi karakterlerinden birinin, gerektiğinde karanlık tarafa nasıl bir hızla geçtiğini görmek güzel geldi. Yani evet, iyi insan olmak zor. Ama bazen iyi kalabilmek için, kötülük yapmak gerektiği de bir gerçek...

37. Bölüm



Yersiz bir savaşın içerisinde olduğunu kabul etmek çok zor olmasa gerek mantığıyla düşünen birisi için. Türk toprağında geçmişin hayâliyle kıyam yapmanın kimseye hiçbir faydası olmadığını kavrayabilmek için de, vahşetlere tanıklık etmeye gerek yok aslında. Biraz tarih bilgisi yeter de artar. Leon'un en başında bambaşka bir çizgide başladığı bu mücadelede şuan geldiği nokta ise oldukça tatmin edici. Evet, Hasan Basri'yi o öldürdü. Evet, başta kötü birisiydi. Ama sonradan öğrendik ki, öyle olmak zorunda hissetmiş. Tek derdi aslında kendisini hiç yerine koyan babasının gözüne girmekmiş. Bedelini de ödedi, ilk Türk kanını o akıttı ama Yunanları nişan alacak onca silahı da o görmezden geldi. Kimse, bir bedel ödemedi diyemez onun için. Bugün geldiği noktada, yeni bedeller ödemeyi göze almışken hem de... Bolşeviklerin bir parçası olması, bu yersiz savaşın son bulması için mücadele etmesi oldukça kutsal. Elbette ondan beklenen şey, zora düşen fikirdaşlarına gözünü kırpmadan yardıma koşmasıydı. Lâkin, hiç beklemediği şeyler yaşadı,..


Cevdet, Flipos'un icraat tarzını çözmüşe benziyor. Onu istediği adımları attırabilecek şekilde manipule edebilmesi de Hamilton sayesinde artık oldukça kolay olacak gibi... Bolşeviklerden taraf olması zaten kaçınılmazdı ancak, ne zaman ki Leon'un da onların bir parçası olduğunu öğrendi; haliyle iş daha da ciddiye bindi. Şahsen ben onunla konuşmasını beklerdim. Hadi yine kendi kimliğini açıklamasın ama Bolşeviklerden olduğunu bildiğini, onlar gibi düşündüğünü söyleyebilirdi. Böylece muhtemel içerisine gireceği tehlikeyi de önlemiş olurdu. Mâlum ki, Leon kendisi gibi Joker yüzlü değil. O an ne hissediyorsa yüzünde ilmek ilmek onun izleri beliriyor. Buna mani olamaması değil mi zaten, Cevdet'in onun aslında bu savaşı desteklemediğini anlamasını sağlayan? Askeri üst kadro toplanmış Bolşeviklerin başına gelecekleri konuşurken, mimikleri gayet de dikkatini çekti. Hatta telkin edercesine göz de kırptı ama işte yeterli değil. Leon onu gözünü kan bürümüş bir Yunan generali olarak biliyor. Bu bilginin dışına çıkması için, artık bir şeylerden haberdar olması gerek diye düşünüyorum... 


Şahin denen subayın tek gözü bantlı biri olmasını kimse beklemezdi zannediyorum. Ondan sebep, Cevdet'in bu duruma nasıl müsaade edebildiğini sorgulamaya dahi başlamıştım. Evet, Leon'u şifreyi erkenden çözerek kurtardı ama diğer askerlerin canını da düşünmesi gerekiyordu. Şükür ki, düşünüyormuş... Bolşeviklere savaş açmış bilinen bir subayın Flipos'u kafalaması, hepsini özgürlüklerine kavuşturacak bir yolun kapısını açtı. Dağıstanlı'nın da bilgisi dahilinde olan konu, güzelce tatlıya bağlandı... Peki her şey iyi hoş da, bunu Leon da bilse fena mı olurdu? Bizzat Cevdet söylemese, başkasından duysa da mı olmazdı? İlla Hilal'le bir kez daha kopacaklarını düşünmeleri ve bunun acısını yaşamaları mı gerekirdi?.. Evet, çok güzel bir sahne çıkmış ortaya. İzlemelere doyamazsın. Ama yine de ben Cevdet'in Leon'u doğrudan olmasa da, ayarladığı biri tarafından dolaylı olarak haberdar etmesini beklerdim. Onlardan biri olduğunu biliyorken, bu kadar acı çekmesine vesile olması üzdü. Neyse, Hilal'le yaptıkları evliği çok ses etmeden kabul ederse bunu unutabilirim...


O konu da çok su kaldıracak cinsten. Bir sahne var, fotoğrafları düşen ancak kendisi yayın bandından çıkarılan. Neden böyle bir maceraya girişildi ya da madem böyle bir maceraya girişilecekti o kareler neden servis edildi bilemiyorum ama ortada çekilmiş bir sahne varsa yayınlanmalı. En azından internete özel kanalın web sitesinde yer almalı. Umarım taraflar bu inadından vazgeçer ve birkaç gün içerisinde o videoyu görürüz. Zira ben her bölümü protesto eden bir fan grubu görmek istemiyorum. Dizileri için ellerinden geleni yapan o fan grubunu böyle üzmemek gerektiğini de bastıra bastıra belirtmek istiyorum. Elinizde varsa video yayınlayın, yoksa da resmi ağızdan "Yok" diyin. Fotoğrafların hayâl mahsulü olduğunu dahi söyleyebilirsiniz. En azından bir açıklama yapmış olursunuz. Bu sessizliğin kimseye faydası yok... Bu arada vedalaşma sahnesine geri gittim de, bu çifti bir dakikalığına dahi ayırmayın. Kalbimize inerse vebalini kim öder?..


Geri plânda kalmasından her daim şikayet ettiğim Azize bu bölüm güzel işler çıkardı. Onun kampta kaldığı sürece vatan mücadelesine verebileceği bir katkısı olmadığından dem vurmuştum ya? Tam da onu ispat eden sahnelerdi izlediklerimiz. Ne zamanki kampın dışına çıktı, Azize olması gerektiği sahnelerle karşımızdaydı. Her ne kadar tahmin ettiğim gibi Kerim'i vurduktan sonra yine kayıplara karışsa da, o Yunan askerlerini de vurarak güzel bir işe imza attı. Kendi başından geçen o felaketin bir başka kadının daha kâbusu olmaması için, gözünü kırpmadan elini kana buladı. Helâl olsun. Bergüzar Korel'e de ayrıca, helâl olsun. Ama yetmez, yetebilemez. Azize yeniden o kampta ya da Dağıstanlı'nın yakınlarında olduğu müddetçe bu bölüm izlediğimiz sahneleri izlememiz çok zor. Ailesinin yanına dönsün, hiç yoksa yeniden hemşirelik yapsın. O hastane sahnelerini bile ne kadar özlediğimi anlatamam. Lütfen bir hâl, çaresini bulun...


Bölüm içerisinde göründüğü her sahnede başka bir korku figürüne dönüşen Seher'in ise azıcık akıllanmış olmasını diliyorum. Dağıstanlı'nın kardeşi olmasa başına geleceklerin haddi hesabı yoktu. Öldürmek istediği Cevdet'e dua etsin. Aman ha Dağıstanlı tekrar gidip de bulaşmasın diye, Cevdet'in kimliğinden ona bahsetmeye falan da çıkmasın. Gider bu sefer de aşık olur, Azize'nin bir de aşk cinayeti işlemesi eksik kalsın rica edeceğim... Yıldız'la Yakup ikilisine gelirsek, birbirlerini sürekli arı gibi sokarak nereye kadar gidebileceklerini sanıyorlar anlamadım. İkisi de sadece beylik lafları ediyor. Alttan almak hak getire. Birbirlerini sevmeye başladıklarını yine böyle kavga ettikleri bir sahnede anlayacaklarına eminim ama o zamana kadar az biraz tatlı tatlı didişirken de görelim. Bu kadar büyük hakaretler havada uçuşmasın. En azından Yakup azıcık alttan alsın. Yoksa aşka düşmelerini beklerken, birbirlerini uçurumdan aşağı itiyor bulacağız korkarım...

Beklenen Kral

2 yorum :

  1. O fotoğrafları bir türlü bulamadım. Link koyar mısınız?

    YanıtlaSil
  2. Başlık fotoğrafı, o fotoğraflardan birisi. Link veremiyorum, zira daha sonra silindiler. :)

    YanıtlaSil