22 Aralık 2017 Cuma

Vatanım Sensin: Orda, bir çift var uzakta... Unuttunuz galiba?


İnsan hayatına bazı yaşananların etkisi çok büyük olabiliyor. Mesela bir savaşın tam ortasındayken, mutlu bir hayat sürebilmenin çok da mümkünatı olmadığı mâlum. Tabii eğer düşman safında değilseniz... Bir de düşman safında olmak zorunda kalan ama eziyet edilen tarafla gönül bağı kurmayı başaranların olduğu bir kısım var. En çok derbeder olanlardan birisi de bu kısımda yer alanlar. Vicdanlarına binen yükse tarif edilemez. Zira birebir tüm eziyetlerin içerisinde yer alıyorlar. Atılan her adımdan esef duyuyorlar ancak kimseye karşı gelemiyorlar. Elbette bu durum sonsuza dek süremez, sürmüyor da. Haklı olan, ezilen ve örselenen için bir şeyler yapmak şart oluyor. Sonra seninle aynı düşünenleri bir araya toplamaya başlıyorsun. Ve başka bir mücadeleye adım atılıyor. Artık hem savaşıyorsun hem de savaş bitsin diye uğraşıyorsun. Pes edecek noktaya sürüklendiğin her seferinde, gözlerinin önüne deniz gibi masmavi iki göz geliyor; mücadelene yeniden sıkı sıkıya tutunuyorsun...

38. Bölüm




Leon'un içerisinde olduğu durum, en zorlarından birisi. Cevdet'in yaşadığının zıttı ama aynı yola çıkarmakta ikisini de. Yani aslında Leon da Cevdet de aynı şey için mücadele ederken, bambaşka şeyler başlarına gelmekte. Bir arada hareket etmelerinin zamanı gelmedi mi sizce de?.. Evet Leon, Cevdet'in gerçek kimliğini öğrendiğinde babasını bile isteye öldürttüğünü de öğrenmiş olacak. Ancak, bunu keyfi bir sebepten yapmadığını da öğrenecek. Eğer Vasili, Cevdet'in asıl niyetini çözmeseydi ve karşı hamleler yapmaya çıkmasaydı şuan yaşıyor olurdu. Hiç sanmıyorum ki, Cevdet de onu durduk yere öldürtsün. Şimdi olanları düşünürsek, kılına bile zarar gelmesini istemezdi bence. Zira Flipos'la ayrı, kibriyle ayrı uğraşmak zorunda. Düşüncesizce hareket ettiği için ne yaptığının kestirilememesi ise apayrı bir sorun. Kendisine deliler gibi aşık Vasili'yi, Flipos'a bin kere tercih ederdi eminim. Bence Leon anlayışla karşılayacaktır. Belki de Cevdet'in yaptığını bir zaman sonra o yapmak zorunda kalacaktı. Kim bilebilir?.. Artık öğrensin Cevdet'in gerçeğini ve birlikte hareket edebilmelerinin de önü açılsın. Çift başlı bir mücadele yine sonuç getirir ama bir olmaktan daha çok uğraş gerektirir nihayetinde. 


Ha şimdi bunu dedim diye, Leon ile Hilal'in arasına mesafeler koymak için kullanılmaya kalkılmasın sakın bu durum. Leon gerçeği öğrendiğinde amaçsızca Hilal'den uzaklaşmaya falan kalkar; aman diyeyim. Bir tarafı toparlarken, öteki tarafı batırmanın alemi yok. Zaten yan yana gelmeleri bile mümkün olmuyorken, bir de böyle bir topa girilsin istemem... Düzenli okuyucularım hatırlar, Hilal'le Leon'un aşk dolu bol sahnesi olmasından şikayet edilmesine karşı çıkmış ve "Belki de ağzımıza bir parmak bal çalınıyor" demiştim. Ne yazık ki, o noktaya gelmemizin hüznünü yaşıyorum şimdi. Aşk dolu sahneleri rüyamızda dahi göremez olduk. Zaten aşk dolu sahnelerde de anlamlandıramadığım bir eksiklik söz konusu. Ben tam olarak adını koyabilmiş değilim. Tabii daha sanatsal diyaloglar yazılması konusunu gündeme getirmek de isterim. Pek tabii o yazılan diyaloglara uygun mekanlarda çekim yapılmasını da rica edeceğim. Çiçekçide ayakta dikilmek suretiyle, romantik an yaşanmaz biliyorsunuz. İnsanın beli barkı ağrır bir yerden sonra. Hiç olmadı oraya yalandan iki sandalye bir masa atabiliriz sanıyorum?..


Söz konusu sahneye gelirsek, halen ses seda yok. Bir sonuç da çıkmayacak görünüyor. Ben de o olmadıysa, yenisiyle gönül alınmasını öneriyorum. Hazır HiLeon yan yana dahi gelemiyorken, güzel bir aksla karakterlerimizi romantizm dolu bir sahnede yazmaya ne dersiniz? Elbette yapılan kesim senaristlerimizin suçu değil ama gönül alınması gerekiyor ve birinin elini taşın altına koyması şart. Benden bir öneri. Gerisi zaman... Bu arada değinmeden geçemeyeceğim bir nokta var. Biliyorsunuz, Hilal'in başı başkaldırışları sebep Yunan askerleriyle derde girdiğinde, en sert tavrını takınan Leon ona bir zarar gelmemesi için olaya hemen müdahil olur ve Hilal'i ya ortamdan uzaklaştırır ya da koruması altına alırdı. Bu bölüm Hasibe'nin tutsak edilen çocuklar için yaptığı eyleme müdahale eden Yunan askerlerine karşı, hiçbir şey yapmamış olmasına şaşırdım. Evet kendisinden rütbeli birinin emri var o yüzden karşı çıkamaz, Twitter'da yazdığımda hemen bu argümanla karşı çıkanlar oldu. Ben de zaten, "Açılın uleyn!" diye sahneye dalsın demedim. Yukarıda da yazdığım gibi, olaya müdahil olup Hasibe anayı da Hilal'i de Yıldız'ı da koruyabilirdi. Ama o Spiros'la sanat dolu bir konuşma yaparak, Bolşevikler'e katılmasını sağlamayı tercih etti. Bence etmemeliydi...


Düzenli ordunun nasıl zorluklarla kurulduğunu Dağıstanlı üzerinden anlatmak güzel hamle, zaten kendisini bir türlü sevemediğim için sevimsiz işler yapmasından rahatsız olmuyorum. Ama askerlerin silahlarını bırakıp Dağıstanlı'ya katıldığı sahnedeki atmosferin biraz yanlış anlaşılmaya müsait sunulduğunu düşünüyorum. Özellikle de altına döşenen tema müziği sanki olması gereken buymuş gibi bir hava oluşturmuş. Sanıyorum kurgu sırasında yanlış seçim yapıldı. Aman dikkat diyorum, yanlışı doğru gibi aksettirmek gafletine düşülsün istemem. Yalnız tek derdinin vatan müdafaası olduğunu söyleyen Dağıstanlı, nasıl da kendisini yalanlamış oldu ona sunulan binbaşı rütbesini beğenmeyerek. Hayırdır Dağıstanlı? Hangi rütbeyi istersin? Mustafa Kemal ile eşit rütbe tatmin eder mi seni? Seni gidi seni. Al Seher'i de uzaklara gidiver hadi...


Azize için de güzel bir yol açıldı. O da bir kadınlar birliği kuracak anlaşılan. İşin burasında süreç biraz da kurgunun sırtına biniyor olacak ama sorunlu bir hamle olduğunu düşünmüyorum. Yalnız şunu da es geçmek istemem. Hilal'i de bu birliğin içerisinde izlemek istiyorum. Zira karakter ilk bölümden beri tam da bugünler için mücadele etti ve savaştı. Gerektiğinde Azize'yi dahi karşısına aldı. Arada Halit İkbal mahlasıyla yazı yazıp, geri kalan zamanlarda bir köşede ağlamak için uğraşmadı onca zaman. Hadi Azize öldü biliniyor ve hastanede hemşirelik yapamadığı için Hilal de nedense(?!) hemşirelik yapmıyor, bari annesinin kurduğu bu birliğin bir neferi olsun. İkisi sırt sırta mücadele versin. Demem o ki madem geri dönüşü olmayan bir yola sapıldı, Azize Hamilton'un lafına uyup da ailesinden kendisini saklamasın...


Spiros'u susturacak Hamilton, belli. Kimseye bir şey söyleyemeyecek. Bu durumda Azize kendisini göstermeli. Bebeği de yaşıyorken ve hatta ailesinin evinin önüne bırakılmışken; hasretleri en azından böyle giderilmeli. Bu arada ben özenle göremedim ama bebekte doğum lekesi varmış, oradan anlayacaktır Azize gördüğünde kendi çocuğu olduğunu. Tabi ne zamana tekabül ediyor bu, belirsiz... Yanık Efe kimliğine bir türlü ısınamadığım Tevfik ise ölümle burun buruna, Dağıstanlı'nın Ankara'dan gelen emri hiçe sayıp Yanık Efe'yi görevlendirmesi sonrası, Cevdet'in onun peşine düşmesi kaçınılmazdı. Bir yerde başına açılan işin müsebbibi, yine Tevfik'in kendisiydi yani. Ama yine de ölsün istemem. Paçayı şimdi nasıl kurtarır bilmemekle birlikte, şunu not düşmek isterim; yeni gelen karakterlere tahammül seviyem her geçen bölüm biraz daha düşerken, ana kadronun daha fazla erimesine hiç mi hiç tahammül edemem...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder