18 Ocak 2018 Perşembe

Meryem: Mutlu kalmayı beceremeyen bir #SavMer...


İnsanoğlu hep bir şeylerin plânını yapar. Zengin olmanın, iyi bir kariyer yapmanın, başarılı olmanın, ev almanın, emekli olduğunda Bodrum'a taşınmanın vs... Hayatlarımız şanslı bir kesim hariç, hep dik bir yokuşu tırmanmak kadar zorlu olduğu için ister istemez kendine bir hedef koyman ve o hedefte ilerlemen gerekmekte çünkü. Nasıl ilerlediğin, hangi yollara başvurduğun da kimsenin pek umurunda olmaz. Nihayetinde herkes sonuca bakar. Buraya kadar her şey yolunda ama sadece iyilik için plân yapan çıkmaz ki şu hayatta. Gidiş yoluna bakılmadığından, aynı yolla kötülükler yapmak da revaçta. Ama bu şekilde zafere ulaşmak, hiç mi rahatsız etmez insanı merak ediyorum. O kötü plânları bir bir uygularken hiç mi "Ben ne yapıyorum?" demez?.. Oktay'ın sınırı çizilmemiş kötülüklerinin bir sonu olmayacak mı gerçekten?..



24. Bölüm


İnsanın motivasyon kaynağı, sadece birilerini üzmek olabilir mi yahu? Onca suçu ve günahı bünyende barındıyorken, başkalarını suçlu ve günahkar ilan etmek insafsızlık değil de nedir? Savaş'ın gelecek umutlarını kararttın, nişanlısını ve doğmamış çocuğunu öldürdün. Meryem'in seninle kurduğu gelecek umutlarını karattın, para uğruna senin için üzerine aldığı suçtan en ağır cezayı almasına göz yumdun. Yetmedi babasını öldürdün. O da yetmedi Savaş'ı öldürtmeye çalıştın, o arada Gülümser'in de katili oldun... Bunlar nasıl bir insanın yüzünün kızarması için yeterli olmaz gerçekten anlamıyorum. Nasıl hâlâ kendini mağdur, onları mağrur görebilir inanamıyorum... İşte tam da bundan, ona ve kötülüklerine tahammül edemiyorum. İstediği sonuca ulaşabilmek için yapmayacağı çirkinlik yok, onu durdurabilecek hiçbir güç de yok. Benim de sanırım artık bunu izlemeye gücüm yok. Nereye kadar dayanabileceğim, bilmiyorum...


Bu şartlar altında en azından Meryem-Savaş arasındaki bağın korunması gerektiğini düşünüyor insan. Hani her taraftan bir keşmekeşlik yaratmanın, drama izliyor olmamızla bir bağlantısı olduğunu düşünmüyorum. Sürekli çıkmaza giren, en ufak bir ters düşmede ipleri kopartma noktasına gelen bir çift olmayı hak etmiyor SavMer. Konuşmayı, en azından konuşabilmeyi becermeliler. Gördüğünü kendince yorumlayıp arkana bakmadan çekip gitmek en kolayı, bir kere de sorduğun sorunun cevabını dinleme cesaretini göster. Bakalım ne anlatacak, seni ikna edebilecek mi gör. Bunu başlarda Savaş yapıyordu, şimdi de Meryem yapıyor. Aynı zamanda Burcu ile Güçlü de tıpkı böyle. Sürekli bir çatışma içerisindeler ve aşklarını yıpratmaktan başka hiçbir işe yaramıyor bu hâl...


Dediğim gibi bunun drama izliyor olmamızla bir alakası yok. Evet, ülkemizdeki dramalarda kaos hikâyenin gidişatına hep hakimdir ama birbirini seven iki insanın bu kaosun gücüyle sürekli ayrılma noktasına gelip dayanması sinir bozucu oluyor bir yerden sonra... Ben artık Savaş'la Meryem şimdi ne konuda çatışacak diye izler oldum. Çünkü bir öpüşme sahnesi varsa, gerisinde kapı hep duvar. Onlara da yazık, bize de. Bir bölüm baştan sona dertsiz tasasız izleyemedik. Çok şey değil beklentim, insana yaşama sevinci aşılayacak bir şeyler olması da gerekli. Meryem'in de Savaş'ın da Burcu'nun da Güçlü'nün de yaşama sevincini ellerinden aldınız. Onlar her an bir başka mutsuzluk yaşamayı beklerken, bizden nasıl keyifle olanları izlememizi istersiniz?..


Savaş suçlu, çünkü babasını koruyor ama Meryem suçsuz mu? O kendi yaptıklarından ders çıkartabildi mi? Ders çıkarttıysa neden hâlâ her ufak hatasında Savaş'ın karşısında bitiyor ve anlamadan dinlemeden, tıpkı eskiden Savaş'ın ona yaptığı gibi sadece suçluyor? Kendisi gibi hatalar yapmasını istememek ayrı, ona cephe almak apayrı. Meryem bariz Savaş'a cephe alıyor. Sonra da hatasından dönmesini bekliyor... Kimin karşısına geçip bağırıp çağırarak, doğru yola ulaşması sağlanmıştır ki? Anlatmak lazım, anlattığın kadar da dinlemek. Bunlardan en az birisi yapılamıyorsa, orada sağlıklı bir ilişki yok demektir. Üzgünüm ki, Savaş'la Meryem arasında da sağlıklı bir ilişki zemini yok. O zemini ne zaman sağlamlaştırırlar bilemiyorum lâkin, tek yaptıklarının Oktay'ın ekmeğine yağ sürmek olduğundan da haberleri yok. Lütfen artık kendilerine çeki düzen versinler. Gerçekten aşık iki insan gibi davransınlar. Birbiriyle bu kadar çatışan aşıkların mutluluğa ulaşması zaten beklenemez...


Burcu ile Güçlü için de aynı şeyleri tekrar etmek istemiyorum. Birebir benzer çünkü yaşadıkları. Birbirlerine deliler gibi aşıklar ama en ufak sorunda, öyle bir kopuyorlar ki bir daha aralarının düzelmeyeceğini düşünsen haksız sayılmazsın. Artık onlar da aşklarını rayına oturtmalılar ve en ufak sorunda çatışma içerisine girmekten vazgeçmeliler. Hele de şimdi Burcu'nun eski kocası çıkıp gelmişken, birbirlerine karşı anlayışlı olmaya her zamankinden daha çok ihtiyaçları var... Sırf geçmişte yaşadıkları yüzünden Burcu, Güçlü ile arasına duvarlar örmemeli yani. Eğer onu seviyorsa, bundan sonra hayatının bir parçası olmasını istiyorsa bunu kanıtlamalı. Bu çatışmanın yarayacağı tek kişi, geçmişten çıkıp gelmiş olan eski kocası. Ona daha fazla fırsat vermesin... Bu arada karakter kendinin masum olduğundan pek emin ama ben değilim, hiç de olamayacağım. Umarım bir de Burcu'yu aklı bulanmış olarak izlemeyiz. Bundan da korkmuyor değilim...


Bölümde izlediklerimize dair pek bir şey yazmadım fark ettiyseniz, genel bir yorum yazısı oldu bu aslında. Geçen bölüm yorumumda da yazmıştım, yeni karakterlerle birlikte o kadar çok çözülmesi güç soruları üst üste yığdılar ki; hiçbirisiyle zerrece ilgilenmemeyi seçtim bende. Bu bölümde de eksik olmadı, diğerlerinin üzerine eklendi de eklendi yenileri. Onları da zihnimin ulaşmak istemediğim köşesine yolladım. Bulmaca çözmeyi severim ama bir bulmaca gazetesi çözmek var bir de yirmi beş kuruşluk gazetenin yanında gelen bulmacayı çözmek var. Meryem'de şu sıra izlediğimizin, ikincisinden pek bir farkı yok. Ve ben bir izleyici olarak bu sürece dahil olmamayı seçiyorum. Ne zaman yığdıkları sorunlar kadar çözmeye de başlarlar, o zaman eskisi gibi teoriler üretmeye başlar, olanlara kafa patlatırım... Son olarak, ölen kişi elbette Yurdal değil. Oktay'ın evde karşısına çıktığı ortağı. Mâlum bu saatten sonra yaşamasının mümkünatı yok ve onu öldürdükten sonra nerede saklandığını bildikleri Yurdal'ın üzerine bu suçu atıp, işi daha da büyütmenin hiçbir mahsuru yok. Nihayetinde senaristimiz kötülerin tarafında bu dizide. E hayırlı olsun öyleyse...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder