30 Ocak 2018 Salı

Siyah Beyaz Aşk: Bu yanlışı nereye kadar sürdüreceksin Ferhat?..


İnsan yapamadıklarından ama en çok da söyleyemediklerinden pişmanlık duyar. Arkasına dönüp baktığında yüzüne çarpanların büyük kısmı da bu olur zira. Aklının köşesinde hep bir, "Keşke" taşır. O 'keşke'den sonrasını hayâl etmeyi de ihmal etmez. İyi ya da kötü, ne yaşamış olursa olsun; insanın hayatı hep keşkelerle doludur. Ve o boşluğu doldurmanın bir yolu olmadığı için tek çare, inat etmemek değil de nedir? İnsanın sevdiği vede sevildiği birinden kendini uzak tutması nasıl bir çözüm olabilir? Bu ceza değil midir? Aceleci davranmanın, olmadık bir çabayla bir hiçliğe sürüklenmenin nesi insana iyi gelir? "Sevmek, gerekirse sevdiğin için kendinden vazgeçmektir" demişler ama sen sadece kendinden değil, Aslı'dan da vazgeçiyorsun Ferhat. Dön artık yanlışından...

15. Bölüm


Onları geçtiğimiz bölüm sonunda bir öpüşmenin tam ortasında bırakmıştık ancak, bu bölüm öyle karışık bir girişle merhaba dendi ki; öpüştükleri anın tadını bile çıkartamamış oldular. "Hayâl olabilir mi?" diye dertlenirken, bildiğin trollendik yani. Aslı ile Ferhat gerçekten öpüşmüşlerdi lâkin, tam o sırada Namık'ın vurulduğu bilgisinin otelin koridorlarında yankılanacağı tuttu. Ve biraz önce sevdiğini itiraf ettiği kadına, yaşanan yeni olaylar sonrası boşanma davası açma kararı alan bir Ferhat bulduk karşımızda. "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" demeye bile fırsat kalmadan, bu gerçeği Aslı da öğrendi ve dönülmez akşamın ufkuna doğru savrulurken bulduk ruhlarımızı. Biz öylesine sürükleniyoruz hâlâ ama AsFer'in ruhları taş kesilmiş bekliyor. Kalpleri gibi, ruhları da illa ki birinden adım gelmesini bekliyor. Gelir mi peki? Tam bir bilinmez... 


Evet, riskli bir yaşam. Şimdi oturup da Ferhat'ın hayatını, ev ortamını ya da ailesini övecek değilim. Normal şartlarda hepsinden uzakta olmak için elinden geleni yapmasını da beklerim Aslı'dan. Ama durum öyle karışık bir noktada ki, o cehennem azabından farkı olmayan evden gitme fikri bile ağır gelebiliyor. Ortada adı koyulmuş, sonucunda nihayete de erdirilmiş bir aşk var. O aşkla çalkalanan iki de aşık aynı zamanda. Ama gel gör ki, karşı karşıya geldikleri her seferinde didişmekten aşklarını yaşamaya fırsat bulamıyorlar. Tam buna da adapte oldular derken, Cem'in Ferhat'la konuşması ve ardından kalkıp onun da boşanma kararı alması her şeyi mahveden o adım oldu... Buradan önce Cem'e çatacağım, yahu sanane? Kardeşin seviyor ve onca lafına rağmen vazgeçmeyeceğini söyledi. Bu ısrar niye? Onu korumak için arkasından iş çevirmen neden? Aslı bunu öğrendiğinde, "Abim" diye boynuna atlayacak falan mı sanıyorsun? Kardeşini koruma isteğine saygı duyuyorum ama yolu kesinlikle bu olmamalıydı...


Peki ya Ferhat, neden hep kaçmayı seçiyorsun? Aslı'nın her seferinde yüzüne vurduğu bu davranışı sergilemekten bir gün vazgeçmeyi düşünüyor musun? Peki o gün ikiniz için imkansızsa her şey, ne düşünürsün?.. Soru çok lâkin, kendisinin cevap vermeye tenezzül edeceğini sanmıyorum. Durumu nasıl toparlayacak hiç bilmiyorum da, teori bile üretecek noktada değilim. Çok çok Aslı boşanmamak noktasında diretir, yine karşısına geçerse bir şeyler değişir. Yoksa yakın zamanda o Aile Mahkemesi salonunu göreceğiz gibi. Belki oradan boşanmış çıkmayacaklar ama bunca stresi yaşamış olmak da yetmez mi?.. Bakalım, Aslı'nın tavrı kilit önemde. Eğer boşanma kararı alırsa o da, hakkı. Hatta donuna kadar alsın, işi iyice ileriye götürüp. Biz arkasındayız. Ferhat'ın bu sefer gerçekten çok iyi burnu sürtülmeli. Zira dediğim gibi kendine ceza verdiğini zannederken, kendisinden çok aşkına ve sevdiği kadına ceza verdiğinin farkında değil...



Tabii aşk her zaman tek çıkış yolu değil. Özellikle de tek taraflıysa. Açıkçası ben Namık'ın Yeter'e karşı çok da boş olmadığını düşünüyorum ama önümüzdeki tablo, sadece Yeter'in aşk acısı çektiğini gözler önüne sermekte. Namık'ı böyle bir ikilemin ya da azabın içerisinde görmedik şimdiye kadar. Hani kendine geldiğinde azimle onu korumaya çalışması, aşkla değerlendirilebilir ama orada da esas baskın duygunun Ferhat korkusu olduğunu unutmamak lazım. Nihayetinde, iş dönüp dolaşıp annesinin neden dayısını vurduğu noktasına gelecek. O zaman Namık'ın verebileceği bir cevap yok. Her türlü eşek cennetine gideceği kesin. Yeter, artık gözünü kararttığını çok net hissettirdiği için onu aynı şekilde değerlendirmiyorum. Eğer Ferhat, "Anne" diye inadını kırıp da seslenseydi yüksek ihtimalle vurduğunu itiraf edecekti... Aklına kuşku düştü elbette, sık sık kafasında bu olasılık döndü durdu. Bir çıkar yol bulamadı, bulması da pek olası değil doğrusu. Sonunda kartların nasıl dağıtılacağı çok önemli yani. Özellikle de İdil'in çenesini tutup tutmayacağı kısmı. Zira, çok da uzakta değil gibi annesiyle dayısının arasında olanı biteni anlatması. Gözü iyice dönüyor bu ara. E hayırlısı...


Yıllarca bambaşka duygular taşırken, birden yaşananların seni amansızca içerisine ittiği aşklar vardır. Belki bir anlam veremezsin olanlara ama karşı da koyamazsın. Kontrolsüzce çekildiğin bir duygu ile de bir yere kadar savaşırsın... Abidin ile Gülsüm aşkı da tıpkı böyle. Benim pek olur gözle baktığım bir ilişki değildi başta ancak, Abidin'in o koruma mücadelesinden sonra ikna oldum diyebilirim... Handan gibi bir insanın annen olması için nasıl bir günah işlemiş olmalısın çok merak ediyorum. Bu kadar anlayışsız, bencil, vurdumduymaz, kendisinden başkasının doğrularını önemsemeyen bir kadına anne demek bile züldür ya, neyse. Gülsüm'ün gerçeğini öğrendikten sonra en azından bir süre kapalı kapılar ardında iş çevirebilirdi. Hele de oğlu karşısına geçip, susmasını öğütlemişken. Ama o durur mu, kıyameti koparttı. Bundan zerrece pişmanlık duymaması ise işin en acı kısmıydı. Eğer Abidin ama özellikle de Aslı olmasaydı, Gülsüm için şimdi her şey bambaşka olacaktı. Abidin sinirini yatıştırdı, Aslı acı gerçekleri bir bir yüzüne çarparak kendisine gelmesini sağladı. Ondan sonra Ferhat duruldu. "Kırk yıllık kurbağayı bir öpmeyle prense çeviremezsin" dedi ama sonunda Aslı'nın prensi olacağını bu sahnelerde kanıtladı...


Tek iyi yanı da bu oldu bana sorarsanız gerçeğin ortaya çıkmasının. Şahsen Yeter'in konaktan ayrılıp ipleri tümden İdil'e ya da Handan'a kaptırmasını istemem. Onun olmadığı bir konak aksının da Aslı ile Ferhat dahil olmadığı sürece aşırı sıkıcı olacağı ortada mâlum. Tam da bundan, umarım kısa sürede bir şekilde ikna edilip geri dönerler. Kim bilir, belki de Abidin aniden Gülsüm'le evlenmeye dahi karar verebilir... Yeter de Azad'la evlenirse bak sen. Anladık ki, geçmişten kalma başka bir platonik aşk var ortada. Ben geçtiğimiz yorum yazımda, "Ferhat'ın babası neden olmasın?" demiştim onun için ama işin rengi bambaşkaymış. En azından bir tonunu tutturmuşum, gerisi Yeter'in bileceği iş. Namık'tan nasılsa ona hiçbir zaman hayır gelmeyecek... Peki Ayhan? Onun cephesi hâlâ zifiri karanlıkta. O da neyin ne olduğunun farkında değil hatta. Hikâyesi gerçek Ebru noktasına dayanırsa, ne fena. Yok bambaşka bir yolsa çizilen, hissettirilse artık o da...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder