20 Şubat 2018 Salı

Siyah Beyaz Aşk: Ayrılık çanları mı o çalan? Olmasın...


Mutluluk öyle kolay elde edebildiğimiz bir şey olmamıştır hiçbir zaman. Elde ettikten sonra da uğruna bir bedel ödemek zorunda kalırız hep. Hayat, bize ders vermek için mutlu eder sanki. Çok mutlu olduğunda da, sillesini ensene indirmek için pusuda bekler. İndirir de hani, hiç acımaz... Aslı'nın ensesine de indirdi şimdi hayat, o silleyi. Dolaylı olarak Ferhat'ın ensesine de. Her şey çok güzel gidiyordu, elbet bir çelme gerekti çiftimize...

18. Bölüm


Geçtiğimiz bölümü, aşk dolu bir sahnenin etrafında örülü kaos içerisinde bırakmıştık. Cüneyt'in hainliğinin nereye varacağı merak konusuydu. Sonuca ulaşır mı, ulaşırsa sonunda kim ölüme yaklaşır; teoriler üretmiştik. Ne oldu? Aslında tahmin ettiğimiz gibi gelişti. Aslı ya da Ferhat'ın başına ölümcül bir durum gelebilirdi ama konağa dinleme cihazı yerleştiren Azad, onları korumayı da ihmal etmemişti. Hatta direkt Ayhan tarafından o kaos tuzla buz edildi. Çok güzel, izlemesi keyifli bir sahneydi. Ayhan'ın usta bir nişancı olduğu daha ilk sahnesinde bizlere gösterilmişti zaten, bu kurtarma girişimi de nişanesi oldu. Elbette o ara, Cüneyt'i de öldürmesini çok isterdim ama soteye yatıp olanı biteni izleme kararı alması, paçasını yeniden kurtardı. Ve ne acı ki bu ne ilk ne de son olacaktı...



Aslı ile Ferhat'ın bu anlarda hiçbir şeyden habersiz aşklarını tam gaz yaşamaları, çok büyük lükstü gerçekten belirtmek isterim. O kadar mutluydular ki, hani fragmanı izlemesem de burada es geçen o belanın bir şekilde yeniden peşlerine takılacağından emin olurdum. Nitekim, kendini Ayhan'ın gazabından kurtaran Cüneyt çok gecikmeden yeni bir plân kurmuştu bile... Uzun zamandır onların birbirlerini incitmeden anlaşabilmelerini, birbirlerine geçmişlerini ve sırlarını anlatmalarını bekliyorduk. Şahsen tatmin olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Yani, neden bir anda bu güzellik bozuldu diye saydırmayacağım. Tabii ağzımıza çalınan bir parmak balın, midemizde ne varsa çıkartmamızın istendiği bir noktaya getirilmemesi şartıyla... O kısacık zaman diliminde nasıl güzel anlaşabildiklerini, birbirlerinin dilinden nasıl anladıklarını ve her zaman da anlayabileceklerini gördükten sonra işi dramatik bir boyuta taşıyamayacaklarını düşünüyorum. Peki yanılır mıyım?..


Şunu kabul edelim ki, bizler de kaostan besleniyoruz. Romantik sahneler peşi sıra geldiğinde mayışıyor, kendimizden geçiyor ve o hazzı çok çabuk tüketiyoruz. Tam da bundan sebep, ne kadar kızsam da Cüneyt'e durmadığı, hemen yeni bir dümen çevirdiği için kızgın değilim. Ama bu noktada tek beklentim, artık son dümenini çevirmiş olmasıydı. Hakkından gelinecek ve Ferhat'la uğraşan yeni bir kötü peydah olacaktı. Benim beklentilerim kenarda şöyle dursun, izlediğimiz tamamen farklıydı... Daha önce de yazmıştım, "Bir karakterin yapacaklarının sınırını çizmezseniz, eninde sonunda istediğini alacak fırsatı yakalar" diye. Karşısına geçmiş ablak bir şekilde kendisine bakan birini bulduğunda elbette kurşunu sıkacak ve kaçacaktı. Senaristimizin onunla işi daha bitmemiş görünüyor. Ben de buradan diyorum ki, benim için kredisi bu bölüm itibariyle doldu Cüneyt'in. Bundan sonra sergileyeceği tüm kötülüklerin kabul edilemez ve katlanılamaz olduğunu her fırsatta yazacağım ve asla bunları çeşitli geçerli bahanelerle yumuşatmayacağım. Akıl var, mantık var nihayetinde...


Asıl kızmamız gereken kişinin Namık olduğunu, ona bu şımarıklığı sergilemesi için yeterli krediyi sağladığını biliyorum. Ve yine, asıl yok edilmesi gereken karakterin o olduğunun da farkındayım. Lâkin onun sonunun Ferhat'ın elinden gelmesi gerekiyor. Bugün, yarın da değil. Babası olduğunu öğrendikten sonra, başına açtığı işlerin kızgınlığıyla haklamasını istiyorum. Daha hiçbir şeyden haberi yokken dahi, özellikle Özgür'ün kurtarılması noktasında Yiğit'ten istedikleriyle nasıl nefretinin katlandığını gördük Ferhat'ın. En sonunda bir volkan gibi patlamaması için hiçbir sebep kalmadı. Bu gerçeğin hemen ortaya çıkamayacağını kabullendim yani ancak, bu süreçte Cüneyt'in de her meseleden sıyrılmasını kabullenemem. Bir seçim yapma vaktiniz geldi, Erkan Birgören...


Şimdi ne olacak?.. Cem'in vurulması gerekli miydi, bence değildi. İlla biri vurulacaksa o kişinin Aslı olmasını dahi kabullenebilirdim. Zira Cem ölürse, Ferhat'la arasına muhakkak ki soğukluk girecek bir süre. Yok ölmez de yaşarsa, bu sefer de vicdan yaptırarak ayırmaya çalışacak ikisini. Aslı vurulmuş olsaydı, abisinin söyledikleri fikrini yine değiştiremezdi. Ama vurulan Cem olunca, ister istemez kalbiyle değil vicdanıyla hareket edecek ve yersiz bir soğukluk izleyeceğiz gibi. Bir bölümün yarım saatine sıkışmış mutluluğun ardından haftalarca ızdırap bekliyor anlaşılan bizi... Bu arada belirtmeden geçmek istemem, koskoca başkomiser olası bir çatışma da söz konusuyken neden çelik yelek giymez? Bu ne yiğitlik Cem komiserim, kardeşinizi çok seviyorsunuz ama size bir şey olursa onun ne hale geleceğini düşünüp çelik yelek giyme gafletine düşmüyorsunuz öyle mi? Ağır oluyor o ama değil mi? Adı üstünde, 'çelik' yelek. Ama sormazlar mı size, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye?..


Aslında Namık'ın eline kalmadan, Azad bir şekilde bu meseleyi de çözebilirdi. Ama bir bölüme iki kahramanlık fazla diye düşünmüş olmalılar. Hem AsFer'in heba olması için de güzel bir fırsat yakalanmışken, neden geri tepilsin? Ne desem eksik, içim sıkılıyor düşünürken... Yeter konağa geri dönüyor, Handan ile İdil'in burunlarından fitil fitil getirir umarım. Gülsüm de rahat bir nefes almış olur bu sayede. Tabii uzun vadede ikisinden de kurtulması mümkün değil gibi. Şimdilik ne onu itmediği noktasında bir çıkışı ne de bu yalanı ortaya çıkartmak gibi bir plânı yok gibi görünüyor. Umarım olur. İntikamını alsın Yeter sultan. Önce İdil'den, sonra Handan'dan ve en sonunda da Namık'tan. Sonra da Azad'la el ele tutuşup, ufuk çizgisine doğru yol alsınlar. Yani, neden olmasın?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder