27 Şubat 2018 Salı

Siyah Beyaz Aşk: Ciğerimiz kalmamıştır...


Bazı şeyler birikir, birikir. İçinden çıkılmaz bir hâl alır sonrasında. Elini kolunu nereye koyacağını bilemediğin bir sıkıntı kaplar içini, yüreğin dağlanır ve geriye sadece acı kalır. En tehlikelisidir o birikenlerin taşması, zira sonrası tufandır... Aslı'nın da Ferhat'ın da acısı var. İkisinin de geçmişten gelen dertleri, atlatamadığı travmaları var. İkisinin de kalbi deliler gibi sızlamakta. Hem de bu sefer aşk ile değil, acıyla. Üstesinden gelmesi zor baba özlemi ve abi kaybıyla...

19. Bölüm


Cem'in vurulması, beraberinde büyük sıkıntılar getirir düşüncesindeydim. Ölse de yaşasa da Aslı ile Ferhat'ın arasının açılması için kullanılacağını sandım bu aksın. Ama şükür ki, yanıldım. Daha sonra sahnenin altında başka bir neden olduğunu öğrendik zaten, ferahladım. Cem ölecekti ve Aslı'nın artık hayatta tutunabileceği tek dalı, Ferhat kalacaktı. Aslında böyle yazınca acımasızlık gibi görünecek ama ikiliyi birbirine iyice bağlamak için, oyuncunun ayrılık isteği güzel bir bahane oldu. Beklediğimden iyi, tatmin edici sahneler hazırlamıştı ayrıca... Cem'e karşı ilk bölümden beri nötrüm. Son birkaç bölümdür Aslı ile Ferhat'ı ayırmak için ekstra bir çaba sarf etmiş olması az biraz sinirlerimi zıplatmış olsa da, şahsen ben bir süre sonra onun Ferhat'la iki iyi dost olacağına inanmıştım hep. Kafa yapıları dahi birbirine çok benzer gösterilmekteydi çünkü. Böyle yazılmaması için hiçbir sebep yoktu yani. Evdeki hesabın çarşıya uymadığı çok oluyor lâkin, izlediğin dizi gerçekten işinin ehli biri tarafından yazılıyorsa; karnını da gözünü de çok güzel doyuruyorsun... 


"Abi, küçük babadır" dedi Aslı. Babası onları bırakmıştı ve abisini yıllar boyunca babası saymıştı. Birlikte küçük bir dünya kurmuş, o dünyayı yeşertmeyi başarmışlardı. Günlerden bir gün, o dünyaya bir adam sızdı. Uzaktan bakıldığında çok büyük bir karanlığı da beraberinde getiriyor görünüyordu. Korkmuştu Aslı, Cem ise onu korumaya çalışıyordu. Ama Aslı'nın sandığı gibi olmadığını anlaması çok da uzun sürmedi. O adam bir karanlık taşımıyordu, bir bulut vardı sadece üstünde. Evet, olabildiğince karanlıktı ama niyeti başkaydı. Onun dünyasını daha da yeşertmek, daha gür çiçekler açmasını sağlamak için yağmurlar yağdıracaktı... Tabii masal bu ya, şimşekler yıldırımlar da eksik olmamıştı. Bu sefer de Cem korkmuştu, kardeşini bir sel alıp götürecek ya da huzurla oturduğu bir ağacın altında o buluttan gelen yıldırım çarpacak diye. Ne kadar dirense de vazgeçirememişti kardeşini. Zira Aslı bulutun da o adamın da niyetinin iyi olduğunun farkındaydı... Sonunda bulut yerini güneşe bıraktığındaysa, veda vakti gelmişti. Onu yıllarca tüm kötülüklerden koruyan abisi şimdi en başta hiç güvenmediği o adama, yani Ferhat'a kardeşini emanet edip uzaklara gitmişti... 




Elbette tam bir mutlu son düşmedi AsFer'e bu küçük masalda da. Birbirlerine daha çok bağlanmalarının sebebi bile, bir ölüm olmuştu. Ama bu demek değil ki, en sonunda gerçekten mutlu olamayacaklar. Tüm güçlükleri bir bir aştıklarında, o yeşilliklerde çocuklarıyla koşturup oynadıklarını neden görmeyelim?.. Sarsıcı bir veda sahneleri dizisi izledik bölüm boyunca. Aslı'nın abisi kurtulsun diye mücadelesi, kurtulamayacağını anladığında bunu idrak etmeye çalışması, annesiyle babasının yanına yolcu ettiğinde ise artık tutunacak tek dalının Ferhat olduğunu anlaması ince ve güzel bir şekilde dizayn edilmişti. O tek başına da bu hayatla başa çıkabilir, evet. Ama neden sevdiği adam varken, yalnız kalsın ki?.. Birce Akalay'ı içtenlikle kutluyorum. Duyguyu çok başarılı bir şekilde geçirdiğini düşünüyorum, bir nefes misali içimize çektik her bir anını. Emeklerine sağlık. İbrahim Çelikkol da keza. Çok güzel dirayet gösterdi, çok güzel destek oldu. Birbirlerini şahane tamamladılar. Bundan sonrasında karakterlerinin verecekleri mücadelede ne kadar içten oynayacaklarını, bir kez daha kanıtladılar. Mâlum, aslında her şey yeni başladı...


Ferhat zorlu bir gençlik dönemi geçirmiş, yaşadıkları da bugünkü adamı beraberinde getirmiş. İlk bakışta her şey Yeter'in suçu gibi görünse de, elbette tek suçlu Namık bu süreçte. Yeter de işte bunu anlattı Yiğit'e. Kendisine anne demekten imtina eden diğer oğluna, sonunda herkesten sakladığı o gerçeği söylemek zorunda kaldı. Öncesindeki çorba içirme sahnesi ise yürek dağlar cinstendi. Erkan Birgören bu bölüm eline kalemi, seyirciyi nasıl ağlatsam diye almış resmen. Kendisinin kalemine, Arzu Gamze Kılınç ile Deniz Celiloğlu'nun ise performansına sağlık... Peki şimdi ne olacak? Belirsiz. Elbette gidip Yiğit söylemeyecek gerçeği Ferhat'a. Elinden geldiğince, sonuna dek saklamaya çalışacak tıpkı o da annesi gibi. Ama bu ipin ucu bir yerden muhakkak ki kopacak, hissettirildi. Onu da muhtemelen Ayhan yapacak... 


Karakterin karanlık tarafa geçmiş olmasından nasıl mutluluk duyduğumu tarif edemem. Az biraz atıla çıkmış gibi duruyordu en baştan beri, gelin kabul edelim. Şimdi güzel bir intikamla donatılması, bu uğurda gözünü karartması 'doyurucu' sahneler izlememize vesile olacaktır sanıyorum. Ebru ve bitmek bilmeyen elem/keder/ızdırap/çile sebebi Cüneyt'in ardından ilaç gibi gelecek. Tabii işin ucunu kaçırıp, Aslı ile Ferhat'a bulaşmayacağını umuyorum. En azından doğrudan. Ama dolaylı olarak bunu yapması olası. Nasılsa eninde sonunda öğrenir onun öz babasının Namık olduğunu. Ve annesi ölüm döşeğindeyken, hâlâ Yeter'in peşinde koşan babasından intikam almak için bu gerçeği bir dakika dahi saklamaz. İşte o zaman Aslı'nın bu gerçeği aslında biliyor oluşu, her şeyi kaosa sürükleyebilir. Yani, Ayhan'ın karanlık tarafa geçmesi bir yanıyla pek iyi, bir yanıyla cinnet sebebi. Çokça sabır diliyorum kendimize...


Geçtiğimiz hafta Cüneyt'e artık tahammül etmek için hiçbir sebebimin kalmadığından bahsetmiştim. Nitekim, onu ve yaptıklarını direkt görmezden geliyorum. Sadece Yiğit'in, Namık'ın cebine ayrıca para sıkıştırdığı sahneyi çok sevdiğimi söylemek isterim; onda da Cüneyt denyosunun parmağı yok zaten. Bir karakter bu kadar salak olup, nasıl her işin içinden de böyle kolayca sıyrılır akıl alır gibi değil. Ve alması için asla kendimi zorlamayacağım. Umarım artık işi bitirilir... Büyük de bir soru işareti var. Cem'i kimin öldürdüğünü göremedik. Cüneyt olmadığından eminiz, Namık'ın bir parmağının olmadığı da kesin. Bir başka kötü daha mı peydah oluyor yoksa? Aslı'nın evine, anahtarın nerede olduğunu bilecek kadar hakim kim girip onları gizlice izlemiş olabilir ki? Ablası mı?.. İntikam almak için geri mi geldi? Yoksa Ayhan mı? İşler bildiğiniz arapsaçı... Çok hızlı akan, yüksek tempolu bir bölüm izledik. Sonlarına doğru bastıran duygusal yoğunluk da cabası oldu. Dilerim reyting listesinde karşılığını bulur. En azından yanıp kül olan ciğerlerimize değsin, öyle değil mi?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder