14 Şubat 2018 Çarşamba

Ufak Tefek Cinayetler: Neler oluyor size senaristim?..


Bir diziye karşı beklentilerimi düşük tutmaya başladığımda, ondan sıkılma eşiğine çok yaklaşmış hissederim hep. İster istemez izlediklerimizin bir manasının olmasını bekliyoruz nihayetinde. Gerçek bir amaca hizmet etsin, sırf vakit geçsin diye yazılmış/çekilmiş olmasın istiyor insan sahnelerin. Tabii beklentilerin gerçeğe yansıması hiç de öyle olmuyor. Resmen üç dakikalık final sekansı için, tam yüz kırk yedi dakika bölüm izledik ve buna gerçekten inanamıyorum...

16. Bölüm


Ufak Tefek Cinayetler başlamadan önce büyük bir ön yargı ile yaklaştığım ancak, ilk bölümünün ardından beni kendisine deliler gibi çeken bir dizi oldu. O sıra yayınlanan başka bir diziyi yerinden ettiği için geliştirdiğim ön yargının elime yüzüme bulaşmasından ne kadar mesut olduğumu da itiraf etmek isterim... İşte bu yaşadıkların ve izlediklerin ister istemez beklentiyi yükseltiyor ve sen o beklentinin karşılanması isteğiyle ekran karşısına geçiyorsun. Şahane bir on dördüncü bölümün ardından, gerçekten son iki bölümün aynı senarist elinden çıktığına inanamıyorum. Yahu hadi bir bölüm tansiyon biraz düşsün diye saldınız kendinizi, özenmediniz. Peki, sonraki bölümde niye hâlâ aynı boşluğu izliyoruz? Ve neden karakterlerin fabrika ayarlarıyla da oynuyorsunuz? En azından o yanıyla tutarlı olsa olmaz mı? Her şeyi mi sil baştan değiştirmeye karar verdiniz yani? Bundan sonra böyle bir dizi mi izleyeceğiz?..


O şeytana pabucunu ters giydiren bir karakter. Aklından geçenleri kestirmek o kadar güç ki, haliyle yaptıklarından etkilenmemek elde değil'di'. Ama şimdi öyle mi?.. Merve gibi bir kadın, ezik gibi kendine çiçek gönderir mi soruyorum size? Bu onun girişeceği bir oyun mu? Tamam, Serhan'ı kontrol altında tutamıyor ve ister istemez yeni taktikler geliştirmek zorunda. Lâkin, onun evden ayrıldığını kimsenin anlamaması için gösterdiği çaba cidden şimdiye kadar izlediğimiz karakter özellikleriyle örtüşmüyor. Bak mesela, Tomris hanımı eve çağırıp Serhan'ı zapturapt altına almaya çalışması tam Merve'den beklenecek bir davranış. Ancak, onun gözünü kararttığında istediğini yapmaktan çekinmeyeceğini bilmiyor mu? Ne yani, Serhan gerçek Merve'yi çok az tanıyor da, o da mı esas Serhan'ı tanımak için hiç mücadele etmemiş şimdiye kadar? İkisi de gerçek yüzlerini bu süreçte mi görmeye başladılar? Bir de boşanacakları ortaya çıkmasın diye bu kadar çirkin mücadele etmek nesi? Sürekli konuşmaları bölmek, araya girmek falan. Gerçekten tanıdığımız Merve, bu izlediğimiz değil. Umarım hakiki entrikalarıyla geri döner, yoksa benim için sıradan olarak kalacak bundan sonrasında...



Dizi izlerken çokça mantık aramamızı istemez senaristler, bunu biliyoruz. Elbette yüz elli dakikalık bir senaryo yazılırken, tamamında sıfır mantıksızlık aramak da belki acımasızlık. Ancak, göze bu kadar çok batan bir şeyi yazmak da ne bileyim, bence başka tür bir acımasızlık. Hem kendine hem de yazdığını izleyen insanlara... Otelin resepsiyonuna geliyorsun ve güvenlik kayıtlarını izlemek istiyorsun. Haliyle buna karşı çıkılıyor ve amacına ulaşamıyorsun. Buraya kadar her şey olması gerektiği gibi değil mi? Peki otelin güvenlik kamera kayıtlarını dahi izleyemiyorken, o her odanın kapısını açan güvenlik kartını nasıl elde edebilirsin? Nasıl kimse kameralarda bir kadının her odayı fellik fellik gezdiğini görmez? Pelin'e yazılan sahnenin elle tutulur bir yanı yoktu. Başka türlü kurgulansa, amenna lâkin, mevcut haliyle kabul edilebilir değil... Evet, artık Serhan'la Oya'nın birlikte olduklarından da emin. Ama şahsen benim için bu gerçeği nasıl kullanacağı, öğrenmesinden daha mühim. Merve ile arası bozukken, gidip de ona direkt zaten anlatmaz. Kuşku tohumları ekerse belki bir işe yarayabilir ancak ondan da umudum yok. Zira Merve'yi Oya'dan şüphelendirmemeye yemin etmiş gibiler. Onun gözünde o kadar aşağıda bir yerlerde ki, Serhan'ın göz ucuyla dahi bakmasını imkansız buluyor kesin. E, ummadık taş baş yarıyor tabii Mervecim...


Sevgililer günü dendi duruldu bölüm boyunca, sevgililer gününe dair hiçbir şey görmedik. Ellerde birer buket çiçek hariç, o atmosferi yaşatacak hiçbir detay yoktu. Serhan'la Oya'nın sevişecek olması da anlamlandıramaz bu durumda o günü. Zira öpüşürlerken bile araya Pelin'in saklandığı dolabın panjuru giriyordu... Ha bir de, şunu da yazmazsam olmaz. Pelin kocasına takıntılı bir kadın değil mi? Normal şartlarda o dövmeyi yaptırmış olmasına ve sevgililer gününde birlikte zaman geçirmelerine önem vermez miydi sizce? Daha iki bölüm önce Taylan'ın koluna tırnakları geçiren kadın o değilmiş gibi şimdi. Başka bir gariplik de oydu benim için bölümdeki... Yine bir gariplik, yeniden hiçbir amaca hizmet etmeyen Oya-Pelin-Arzu gece kulübü sahnelerinde saklıydı. Sonunda o magandaya haddini bildirmek iyi hoştu da, o zamana kadar izlediklerimizin sırf zaman dolsun diye yazıldığı her halinden belliydi. Neler oluyor yahu?..


Arzu ile Mehmet'in durumu artık o mâlum yola girdi. Tek sorun, Mehmet'in Burcu'ya "Senden sıkıldım artık" diyememesi. Tüm bu yaşananların iyi yanı hem Arzu hem de Nilay'ın şimdilik onun geri dönme fikrine karşı çıkması ancak, uzun vadede karşı koyamayacaklarını düşünüyorum bu pişmanlık gösterisine... En başından böyle olacağı belliyken onca dolap çeviren, karısını gözünü kırpmadan aldatan o adamın şimdi düzgün bir koca olacağına kimse inandıramaz beni. Arzu da inanmasın rica edeceğim. Şimdi gelir, bir yıl geçmeden başkasını bulur yine gider. Mehmet kafasında birinden her şey beklenir yani...


Bir yanda da Edip gerçeği var biliyorsunuz. Onları da Merve ile bir yakınlaşmanın tam ortasında bıraktık. Bir sonuca ulaşır mı? Hiç sanmıyorum. Daha önce de dediğim gibi Merve, Serhan'dan çok prestijine ve gücüne aşık. Ve en az onun kadar prestijli, güçlü bir adam çıkmadığı müddetçe karşısına onu bırakmasının imkanı yok. Belki gençlik zamanlarından kalbinde kalan o kelebekler bir süre havalanır ancak, o kadar. Edip'le varabileceği bir yer yok gönül defterinde. Hele de Serhan'ı tümden kaybetme ihtimali her geçen gün daha da artıyorken... İşte kimisi kocasını, kimisi de yavaş yavaş zevkle yeni bölümleri bekleyen izleyicisini kaybetmekle karşı karşıya. Bari birinden birisi istediğini elinde tutabilse. Bunun için gerçek bir mücadele verse. Güzel olmaz mı sizce de?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder