16 Şubat 2018 Cuma

Vatanım Sensin: Bu savaşın mağlup aşıkları...


Karakter dediğin çok önemli bir gereklilik, insan dediğimiz varlıkta. Neyi nasıl yaptığımızın, nasıl davrandığımızın, hareket ettiğimizin ve tepkilerimizin tamamını o belirler zira. Yüzümüze maske takabiliriz belki ama karakterimizi saklayamayız. İster istemez dökülür dilimizden her konuda gerçek düşüncelerimiz, hareketlerimize yansır gerçek tavrımız. Sonra bir bakmışsın, yapayalnızsın. Ölüme bir karış mesafede, hâlâ başkalarının kuyusunu kazmaktasın. Sen karaktersiz bir vatan hainisin Dağıstanlı ve hep öyle anılacaksın...

45. Bölüm


Geçtiğimiz bölümün sonunda çokça yakındığım bir yazı kaleme almıştım. Haksız mıydım? Hayır. Sonradan pişman oldum mu? Asla. Ama bu demek değil ki, bu bölümü beğenmedim ve yine aynı tonda eleştireceğim... Güzel manevralar aldırıldı hikâyeye, açıklar güzel kapandı. Sorunların üzerine güzel gidildi, son nokta iyi koyuldu. Tabii o sorun, bambaşka bir soruna imza atarak çekti gitti ama olsun. Bu da dizinin geleceği noktasında bir gereklilikti belli ki. Bundan sonrasında neler olur göreceğiz... Dağıstanlı'ya da çiftliğine de efelerine de var oldukları ilk bölümden beri katlanmak tam bir işkenceydi benim için. Başlarda vatan mücadelesine yüksek katkıları sebebiyle daha kolay oluyordu tahammül etmek ama Dağıstanlı'nın bencilliği etrafında örülmeye başlandığında o aks, her şey içinden çıkılmaz bir hâl aldı. Hele Tevfik öldü, iyice düştü gözümden. Şükür ki, bu bölüm itibariyle çiftlik defteri kapandı. Efeler Ankara'nın yanında yer almaya karar verdi ve Dağıstanlı da hak ettiği sonu yaşadı... Ufuk Bayraktar ve Şükran Ovalı'nın emeklerine sağlık.




Sevinmek için geniş bir zaman aralığı bırakılmamıştı. Cevdet tarafından bıçaklanmasının hemen ardından Flipos'a yolladığı pusulaya geçiş yapmamız, bizim için sevincin kursağımızda kalması demekti. Cevdet ise haftaya yeni ve büyük bir sınav verecek gibi... Flipos'un, bir pusulaya kanıp Cevdet'e atfedilen suçu gerçek sanacağına pek ihtimal vermiyorum açıkçası ama içine bir kere kuşku tohumu ekilmiş olacak işte. Peşine sıkı takip edecek birisini taksa, her şeyin tam da pusulada yazdığı gibi olduğunu anlaması çok uzun sürmeyecektir. Şu durumda en tehlikelisi, pusuladan hiç Cevdet'e bahsetmemesi olur yani. Hiçbir şeyden haberi olmayan Cevdet mâlum ki, daha özensiz hareket edecek. Bu da Flipos'un onun gerçek niyetini anlaması için gerekli imkanı verir. Ama pusuladan bahseder ve hesap sorma eğilimi gösterirse, Cevdet kısa bir süre köşeye sıkışmış olur lâkin durumu toparlamak için de zaman kazanır. Adam tam öldü sandığı çocuğunun da yaşadığını öğrendi derken, konuştuğumuz şeylere bak...


Dağıstanlı'dan böyle bir hareket gelmesi şaşırttı mı? Hayır. Yunan tarafına yaranmak için, elinde başka bir koz yoktu şu durumda. Sorun da bu değil zaten, Flipos'un kestirilemeyen tavırları... Hatırlarsanız ilk sezonda Cevdet aynı köşeye sıkışmayı bir kez daha yaşamıştı. Ama büyük aşkı Vasili sözlerine inanmış ve deşmemişti. İşte Flipos deşecektir. Cevdet'e inansa da inanmasa da deşecektir... İyi yanı Cevdet'in gerçek kimliğinin herkesçe bilinmesi, bir vatan haini olmadığının öğrenilmesi olurdu. Kötülüğün yanına düşen ihtimallerde ise ölüm ya da sürgün saklı. Ne fena yahu... Bu arada Mehmet'in kendi bebekleri olduğunu öğrendiği sahnede Halit Ergenç yine döktürdü. O ne güzel bir inanamama haliydi, Cevdet resmen öteki tarafa gitti geldi bir an. Tabii senaristlerimiz Mehmet üzerinden onu köşeye sıkıştıracak ayrı bir aks da yazmışlar sağolsunlar...


Aleksi, yüzünü görmeye tahammül edemediğim bir formda haftalardır. Karakter atıla çıktı, yol verilsin derken; birden en sağlam noktadan hikâyeye tutturuldu. Leon'la Hilal'in ilişkisini biliyor oluşu elindeki dev kozken, şimdi bir de Yunanistan'a göndermek için Mehmet'in peşine düşmesi başka büyük bir koz verecek. Daha doğrusu, Flipos'un içine düşen kuşkunun fitilini ateşleyecek. Biliyorsunuz Cevdet'i eğlenceye götürmek için geldiğinde Mehmet'in sesini duymuştu. O an için rahatça geçiştirildi bu ağlama ama bebeği Azize'ye veren Yunan aile muhakkak ki her şeyi anlatacaktır kapılarına dayanan Aleksi'ye. Azize'nin Hilal'le Yıldız'ın annesi olduğu detayını vermesi de, onun için kimden bahsettiklerini bulmanın kolay yolu olur. Sonra gider babasına yumurtlar, Flipos zihninde o geceye döner ve... Cidden düşünmek istemiyorum. O aile bir şey anlatamadan birisi şunun kafasına bir kurşun sıkıversin rica edeceğim...


Leon yapsın diyeceğim ama onun elinin artık kana bulanmasını da istemiyorum. O el mecburiyetten silah tutuyor mâlum, hakkı olan bir kalem. Mahlasıyla siyasi bildiriler/analizler yazsın, sonra kalbindeki büyük aşkla Hilal'e şiirler... Bu savaşta öyle güzel bir noktaya savruldular ki, ikisi de birbirlerine ilk zaman ki bakış açılarıyla bir saniye dahi bakamaz halde. Öyle ki, zamanında sinirle karşı çıktığı Halit İkbal'le bile şimdi çok iyi anlaşıyor Leon. O haklı bildiriyi okuduktan sonra sevdiceğinin alnına öpücük konduruyor hatta... Tabii bizim oğlan onun Halit İkbal olduğunu öğrendiği ilk anda da, bu savaşta mağlup olduğunu söyleyerek dudaklarına öpücük kondurmuştu. O Halit İkbal'le hep gurur duyuyordu da, Hilal için korkuyordu işte... Şahsen ben çok memnunum bu durumdan. Hilal vatan müdafaasında daha önde ve sık rol almalı. Gerekirse Halit İkbal kimliğiyle, gerekirse hemşireler birliğinde. O her iki görevin de üstesinden başarıyla gelecektir nasılsa... Latife hanımla olan sahnesi ise şahaneydi bak, yine hatırladım. Bu şansın ona nasip olması da efsaneydi. Hele konunun Latife hanımın amcası Halit Ziya Uşaklıgil üzerinden açılması, o derin sohbet; gözlerim ışıl ışıl izledim sahneyi. Hare Sürel'in de performansına sağlık ayrıca...


Şuan için HiLeon'a dair tek sıkıntım, birlikteliklerinin bir adının olmayışı. Umuyorum senaristlerimiz onun da bir hâl çaresine bakacaklar. Böylesine birbirine aşık, böylesi birbirine kıymet veren iki insanı, sanıyorum kalplerinde kocaman bir boşlukla ortada bırakmazlar... Yıldız'la Yakup'a gelirsek, durumu toparlıyorlar gibi. Sonunda ikisi de aşka teslim olacak, bu bölüm mesajı verildi. Olsunlar da zaten... Keyifli bir bölüm izledik, reytingde de karşılığını bulur dilerim. Ve yine dilerim, umarım en kısa sürede Mustafa Kemal'in gülcemalini başarılı bir canlandırmayla görür, aydınlık fikirlerini onun ağzından Vatanım Sensin'de dinleyebiliriz. Buna ihtiyacımız yok değil...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder