13 Mart 2018 Salı

Siyah Beyaz Aşk: Böylesine aşıkken, boşanamazsınız efendim...


İnsan çok hatalar yapıyor. İlerlemek için de genelde yanlış yolları seçiyor. Attığı her adımda, geri gitmesi gerektiğini biliyor ama yine de durmadan ilerliyor. Bazen kendini gitmekten alıkoyamadığından, bazen de aslında o yolda gitmeyi istediğinden. Ama tüm bunların bir zamanı var, yine insan benliğinde. Sonsuz bir yürüyüşe çıkmışcasına ilerliyorken ve büyük bir mesafe katetmişken, birden durup da geri dönmeye çalışman yersizdir. Hele de yolun ortasında kendine, sonuna değin gideceğinin sözünü vermişken. Evet, kayıplar vermiş olabilirsin. Evet, bu yolda ilerlemenin ne kadar hatalı olduğuna sonunda ikna olmuş da olabilirsin ancak, geri dönmek için geç değil mi gerçekten? Peki Aslı, sen Ferhat'ı bu haliyle kabullenmişken; şimdi çekip gitmen neden?..

21. Bölüm


Bunu daha önce yazdığımda, karşı çıkanlar olmuştu. İki bölüm önce bu anın geleceği bariz belliyken, yok öyle olmaz diye çıkışanların hali şimdi necedir; merak etmiyor değilim tam da bundan. Evet, sevgili Birgören'in kalemini ve hayâl dünyasını çok beğeniyorum ama bu yanlışı görmekten alıkoymuyor beni. Sonuçta eğri, eğridir. Ben de eğriyi düz görmek için çırpınmayacağım... Aslı'nın kafa karışıklığını çok iyi anlıyorum. Abisi öldükten sonra özellikle, esasında onun dediğine gelmiş olduğunu düşünmesini de anlayışla karşılıyorum. Ancak, varılacak sonucun bu olduğundan emin değilim. Hele de hamile olduğu ayan beyan ortadayken. Ne yani? Kendini olmadığına nereye kadar ikna edecek? Olmadı, Ferhat'a hiç söylemeden tıpkı İdil gibi aldıracak mı? Yapmaz sanıyorum...




Çekip gitmek çözüm olsaydı ve bunu Aslı gerçek bir çözüm olarak görseydi eğer, o uçağa atlar en uzak ülkeye giderdi zaten. O da biliyor kaçmanın mümkün olmadığını, Ferhat'a ne olursa olsun çokça aşık olduğunu ve onu bu haliyle kabullendiğini. Herkes hatalar yapar, hele de elinde olmayan sebeplerle başına geldiyse tüm bunlar; alttan alması daha kolay. İşte Aslı'yı Ferhat'a iten asıl sebeplerden birisi de buydu. O korkunçtu, belki karanlıktı ve dahi hatta belki de çirkindi. Ama yaralıydı ve yarası ancak büyükçe bir sevgiyle geçebilirdi. Aslı'da da onu iyileştirecek sevgi sonsuz şekilde vardı. Bunu biliyor ve kabulleniyorken, şimdi başlangıç noktasına geri dönmesi hiç ama hiç olmadı. Bu karakterle aramızda mesafe örüyor ister istemez ve soğukluk yaşıyorsun. Ki Aslı gibi bir karakterin tutarsızlıkla asla işi olmaz. Sonunda ya tüm bunları kabullenip Ferhat'a geri dönmeli ya da karnındaki küçük Aslan hatırına geri dönmeli. Anlayacağınız üzere, dönmemesi gibi bir ihtimali seçeneklere dahi yazmıyorum kesinlikle...


"Gelen vurdu, giden vurdu" derler ya, Ferhat da tam böyleydi bölüm boyunca. Herkes karşısına geçiyor ve onun ne kadar karanlık ve kirli bir adam olduğundan dem vuruyor, onun yanında olan birisinin bozulmamasının mümkün olmadığını söyleyip duruyor. Benim anlamadığımsa şu, bunu bir insana bin kere söyleyince her şey düzelmiş mi oluyor? Mesela Yiğit, neden sürekli Ferhat'ı bununla vuruyor? Tamam, bir savcı olarak abisini adalet sınırları içerisinde tutmak istemesi çok olağan. Lâkin bunun yolu, yüzüne zaten kâbusuna dönmüş gerçekleri vurmaktan geçmiyor. Başka taktikler geliştirmeli kesinlikle. Abisini başka şekilde tutmaya çalışmalı, adalet sınırları içerisinde. Ve Aslı da onun gibi yapmalı. Ferhat hatalı, Ferhat katil, Ferhat acımasız, Ferhat bazen çokça düşüncesiz, bazen çokça kaba, bazen ne dediğini ne yaptığı bilmeyen bir adama dönüşmesi saniyeler dahi almıyor. Evet, bunları biz de biliyoruz. Ama Aslı ile Yiğit'in elinde bizden farklı olarak, onu değiştirme gücü var. Hem de sadece sonsuz sevgileriyle. Başka hiçbir çaba sarf etmelerine gerek yok. Bunu ikisi de artık anlasın ne olur...


Final sahnesinden açıkçası pek bir şey anlamış değilim. İkili diyalogların tümü hayâl gibi duruyordu mâlum. Ancak tam final anında birbirlerine öyle ağlayarak sarılmaları ve Ferhat'ın eldivenini ısırarak o an içerisinde devleşen acıyla mücadele ediyor görünüşü, bunun gerçekten bir ayrılık sarılması olduğunu düşündürmüyor değil. Biz hayâllerindeki yüzleşmeyi dinlerken, onların gerçekte ne konuştuğundan habersizdik zira. Bu karmaşıklığı çözmek oldukça zor olduğundan daha başka teoride bulunmayacağım. Yalnızca, ayrılık gibi amaçsız bir yola sapmalarını hiç istemediğimi not düşmek istiyorum. Hele boşanma aşaması falan, evlerden ırak. "Sen hastasın Ferhat ama ben de doktorum" diyen Aslı'nın Hipokrat Yemini'ne ihanet ettiğini dahi düşünürüm çünkü bu durumda. Ne yani, hastanedeki görevine son verildi de; doktorluğu da mı elinden alındı? Hayır. Onun tek hastası şuan Ferhat kalmış olabilir. O da kariyerinin altın yaldızı yapsın, kimsenin iyileştiremeyeceğini düşündüğü Ferhat'ı. Onu bundan alıkoyan tek şey abisinin hayaletiyse, Hayalet Avcısı olmaya hazır binler bulabilirim rahatlıkla AsFer fandom içerisinde. Yeter ki bizi, bu şahane aşktan mahrum bırakmayın...


Cüneyt meselesine aslında hiç değinmeyi düşünmüyordum. Daha önce yazmıştım, benim için kendisinin miadı doldu ve sadece zaman öldürüyor senaryo içerisinde. Azad'ın sonunda onu ele geçirmiş olmasından, bir güzel de dövmesinden memnunum ancak hiçbir beklenti içerisinde değilim. Eninde sonunda oradan da kurtulur ve insanları trollemeye devam eder nasılsa. Yalnız Aslı'nın onu gözünü kırpmadan vurma cesareti göstermesinin, gözünü nasıl korkuttuğunu izlemek efsaneydi. Kedi gibi koşarak kaçması ise inanılmaz. İşte sen bu kadar güçlü ve vakur bir kadınsın Aslı. Bunu karanlık tarafa geçmiş olmak olarak yorumlaman üzüntü verici. Sen karanlık tarafta ancak, aydınlığa daha gür ışık sağlamaya çalışırsın. Tıpkı uzun zamandır Ferhat'ın yapmaya çalıştığı gibi. Aşkınla, değişmesi gibi...


Hazır şimdi bir de şizofren ablanın, ne idiği belirsiz kızı gelecek diziye; Aslı yalnız kalmasın. Ama gidip de o kasvet yuvası malikaneye de dönmesinler. Onları gerçekten ayrı bir evde yaşatmanın vakti gelmedi mi?.. İdil ve Handan'ın lüzumsuz kibri ve sahnelerini bolca izlemekten yeterince darlandım. Hani bir şey de olmuyor ikisine. Hep bir dört ayağının üzerine düşmek, hep kötülüklerinin yanlarına kalması falan; hafiften onlardan da sıkılmaya başladım. Yeter'in ipleri sıkı sıkıya eline alması artık kesinlikle şart ve bu en kısa sürede sağlanmalı. Bir adım ileri, iki adım geri git gel yapmaktan helak oldu kadın. Azad'la bir aşka düşsün, kendini bu gereksiz aileden o da kurtarsın... Ama en önce, AsFer kendini kurtarsın. Önce ön yargılarından, sonra o malikaneden. Çok şey mi istediğim sorarım?..

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Harika bi yazı olmuş kaleminize sağlık �� ben final sahnesini kendimce şöyle yorumladım Ferhat beni dinle diyor ve karşılıklı konuşma başlıyor aslında yüzleşme ama ikiside aslında kalpten hissetmedikleri birbirlerinden uzaklaştıran konuşmalar yapıyor bu nedenle karşı karşıya değiller aslında çok uzaklar birbirlerine ama dilleri bunları söylerken bedenleri birbirine koşuyor kalpleri titriyor Ferhat bırakmak istemiyor evlenerek ölümden kurtardığı kadını şimdi de sevdiği için kendinden kurtarmaya çalışıyor istemiyor ama çok seviyor dayanamıyor ve ellerini ısırıyor çok kalbe dokunan anlamlı bi sahneydi bana göre ��

    YanıtlaSil