12 Nisan 2018 Perşembe

Börü: Kalite asla tesadüf değildir.


İnsan dediğin kuş misali. Bir gün var, bir gün yok. Ne olursa, ne yaşarsa yaşasın eninde sonunda yalnızca toprak olacak. Değer mi bu durumda, can almaya. Değer mi can yakmaya? Değer mi, bunun bir parçası olmaya?.. Değmez elbette. Ama işte düzen böyle. İsteyerek ya da istemeyerek dahil olduğun ve kopamadığın bir düzen. Kopmaya çalışsan da faydası olmayan, bir süre sonra kanıksadığın ya da... Yıllar sonra hakkında neler izleyeceğiz, neler söylenecek, neler yazılacak bilemiyorum ama 15 Temmuz'a gelinen süreci şimdiye değin en iyi anlatan yapım şüphesiz ki Börü'den başkası değil.

6. Bölüm - FİNAL


Kurulmuş bir düzeni bozmak, ele geçirilmiş kaleleri geri almak zordur. Mücadele gerektirir. Azim ve kararlılıkla çaba sarf etmeyi de. Börü'de izlediğimiz de buydu. Zaptedilmiş kaleleri geri almak, çaresizliğe mahkum binlerce insanı ve hatta bir ülkeyi kurtarmak. Başarıldı mı? Bence çok iyi hissettirdi. Sonucunu filmde göreceğiz ama kurgusal evrenin dışına çıktığımızda, içimizdeki kahramanlara çok şey borçlu olduğumuz kesin. Bu uğurda ölümü göze almış olanlara ise daha çok şey borçluyuz. Mustafa Kemal Atatürk'ün kahraman askerine, polisine yakışır şekilde sonuna dek vatanını savunan kahramanlarımıza binlerce teşekkür ederim ben de bu vesileyle... Hakkında kaleme aldığım daha önceki yorum yazılarında da belirtmiştim; asker/polis dizilerini kullanılan yoğun hamaset dilinden ötürü, duyguları sömürmekten başka bir şey yapmadığı düşüncesiyle izlerken çokça darlanıyorum ve Börü'ye dair en büyük beklentim de bu hamaset dilinden olabildiğince uzak olmasıydı. Nitekim ilk bölümden son bölüme değin, asla bir şeylerin arkasına sığınmadan cesurca bir dil kullandıkları için kendilerine müteşekkirim. Şahane kadrosu bir yana, diziyle aramda güçlü bir bağ oluşmasının en büyük sebeplerinden birisi buydu zira.


Daha önce yaşanmış olayların çevresinde gelişen, içerisine kurgu sosu bulanan bir dizide önemli olan şey cesur olmaktır. Hamaset dilini bir kenara bıraktığımızda, otomatikman cesur söylemler duymamız gerektiği açıktı. Bu konuda da Börü asla hayâl kırıklığı yaratmadı. Neyse o söylendi, ne gerekiyorsa o şekilde hareket edildi. Geriye dönüp baktığımda, keşke şu kısım da böyle olsaydı dediğim tek bir sahne bile yok yani. Böylesine cesur bir dili başta alışık olmadığımızdan yadırgamadım değil. En son Behzat Ç.'de benzerlerini duyuyorduk ve üzerinden geçen zaman her şeyi değiştirdi. Başta da, o zaman Behzat Ç.'nin en çok üzerinde durduğu FETÖ'nün bugün olduğu yer değişti. Bu noktada kullanılan en ağır dilin dahi olumsuz bir geri dönüşü de olamazdı. Ama benim çekincem Mustafa Kemal Atatürk için sarf edilen şahane repliklerde gizliydi. Yazmama dahi gerek yok, biliyorsunuz kendisi hakkında söylenenleri. Bu noktada da bir dirhem geri adım atmadan, hatta her hafta dozu biraz daha arttırarak verdikleri mesajlarla gönlümüzü ayrı fethetti. Börü en çok da bu sebeple benim için özel olacak. Her daim hatıramda böyle anacağım Alper Çağlar'ın şahane kalemini... 




Tüm bunları bir kenara bırakalım. Şahane mesajlar verebilirsiniz, şahane replikler de yazabilirsiniz. Ama kurduğunuz dünya yapay ve gerçeklikten uzaksa, hiçbir önemi olmaz. İş ne kadar sağlam olsa da, o dünyanın içerisine asla giremezsiniz. Börü burada da sınıfı geçmeyi başardı. Repliklerin şahaneliğine mi mest olayım, izlediğim sahnelere mi bilemediğim çok oldu. Alper Çağlar'ı senaryodaki mahareti nezdinde içtenlikle kutluyor, yönetmenler Cem Özüduru ile Can Emre'yi ise o dünyanın kapılarını bize sonuna dek açtıkları, her daim inandırıcılık noktasında bir dirhem sıkıntı yaratmayan kareler yakaladıkları için tebrik ediyorum. Senaryonun şahaneliğiyle birleşince, o bir saatin nasıl geçtiğini anlamak mümkün olmadı... 


Elbette kaliteli işlerin hepsi hak ettiği değeri görmüyor. Ne yazık ki Börü de onlardan birisiydi. Reytingleri hiçbir zaman istendiği gibi gelmedi, o seviyeye yaklaşamadı bile. Peki bir şey değişti mi?.. Reytingleri düşük geldiği için Börü kalitesiz bir yapım olarak anılmayacak asla. Hatta bundan yıllar sonra da konusu açıldığında, bu kadar başarılı bir yapımın nasıl o kadar düşük reytingler aldığına şaşırıyor olacağız hâlâ. Kalite asla tesadüf değildir ve mevcut reyting sistemimiz de, kesinlikle bir yapımın kaliteli olup olmadığına düzgün cevap verebilecek olanak ve yapıda değildir. İyi yanı, verilebilecek çok güzel bir cevap saklı bu duruma. Film vizyona girdiğinde, hak ettiği gişe sayısına ulaşacağından eminim. Hele de dizinin nasıl bir noktada final yaptığını düşünürsek. Asıl heyecanlı ve bizi duvardan duvara çarpacak kısım filme saklanmış mâlum... 


Gelelim bu dünyanın kare aslarına. Giydikleri karakterleri bir dirhem sırıtmadan taşıyan ve tüylerimizi tiken tiken eden performanslarıyla göz dolduran oyuncularımıza... Ahu Türkpençe benim için her zaman başarılı bir oyuncuydu. Ama Börü içerisinde kesinlikle bir başka parladı. Ve bundan sonra giyeceği her karakterin ayrı bir önemi olacak hem onun hem de bizim için. Belki Asena'dan izler taşımayacak ama Asena'yı taşıdığı gibi sağlam taşıyacağından emin olmamızı sağlayacak... Serkan Çayoğlu, 'romantik komedilerin prensi algısını nasıl yıkabilir?'di; işte tam da böyle. Kumaşının ne kadar sağlam olduğu, Kaya'yı üzerine bir zırh gibi giymesinden belli. Ve bundan sonra da kesinlikle bir dramada rol almalı. Sinema filmi mi olur, bir yerli dizi mi bilmem ama onu böyle izlemek pahabiçilmez... Murat Arkın'ın bende sevgili babası Cüneyt Arkın vesilesiyle yeri zaten ayrıdır. Ama dizinin ilk bölümünden sonra Dağ serisindeki performansınlarından kesitler izledim ve hayranlığım iki kat arttı. Yer aldığı projeyi artık sırf o var diye dahi izleyebilirim... Mesut Akusta hakkında yorum yapmak bana düşmez ama yapımcıların bir rolün inandırıcılığı noktasında gözü kapalı güvenebileceği birkaç isimden birisi olduğuna inanıyorum. Zira asla oynamayan, etine kemiğine kadar yaşayanlardan kendisi...


Emir Benderlioğlu'nu daha önce çokça kereler izledim ve her bir yapımda üzerine yeni şeyler koymaktan asla yılmadığını görmek çok güzel. Turan'ı ondan başka kim böylesine ilgi çekici giyebilirdi hiç bilemiyorum gerçekten... Fırat Doğruoğlu'nu Kadir İnanır skeçleriyle özdeşleştirmiş birisi olarak, kesinlikle sonuç bir travma olabilirdi. Bu algım tamamen köreldi diyebilirim. Benim için artık her rolün hakkından gelebilecek birisi. Yine de arada gözümü kapattığımda Kadir İnanır tiplemesini görmeme kızmaz herhalde?.. Ahmet Pınar için ne desem eksik. Bir robot olduğuna falan inanıyorum ben gerçek manada. O kadar gerçeklerden, doğrulardan şaşmaz; her zaman ne gerekiyorsa onu yapar bir hali var ki, insan ancak robot olabilir diye düşünüyor ister istemez. Börü'nün benim için izlemesi en keyifli üç karakterinden birisiydi... Armağan Oğuz'un Ayı Murat'ı başta biraz gözüme sıkıntılı gelmedi değil. Hani her dizide bir tane çıkıntı olur ya, o da öyle olacak gibi gelmişti. Ama daha ilk bölümün sonunda karaktere dair fikrim tümden değişmişti. Hele şehit olduğu sahne. Uzun zamandır bu kadar sahici, iç burkan, aynı zamanda da gurur içinde izlediğim bir sahne olmamıştı. Oyunculuk neydi, işte o izlediğimizdi... 


Can Nergis benim için ülkenin en karizmatik ve hakkı yenen jönlerinden birisidir. Hak ettiği yerde olduğuna inanmıyorum. O da her yer aldığı projede bunu sonuna kadar kanıtlamayı ihmal etmiyor sağolsun. Şu an karakterine karşı iyi duygular beslemiyorum ama bir dirhem sırıtmadı o hal de üzerinde. Karanlık tarafa da sorunsuz geçmişti... Ozan Ağaç, Bedii Akın, Gürol Tonbul ve Tan Altay da keza, bir dirhem sırıtmadan ifa ettiler rollerini. Turgut Başkan özellikle bir an ikileme sürükler gibi oldu ama güzel bir ters köşeyle, vurucu replikleriyle karakterine güven tazeletmeyi çok iyi başardı... O romantik komedi dizilerinin prenseslerinden. Bundan sonra dramaların kraliçesi olmaması için hiçbir sebep yok kesinlikle. Gökçe, Özge Gürel'e çok yakıştı. Umarım yapımcılar da bunun farkına varmıştır ve kendisini bir sonraki projesinde dram dizisinde izleriz... 


Son kertede filminin ne zaman vizyona gireceği henüz net değil lâkin eminim ki, o zaman da yeri yerinden oynatacak Börü. Bunca kaliteli insanın bir araya geldiği işten, başka bir şey beklenebilir mi zaten?..

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Benim düşünceme ve tavrıma göre dizinin düşük reyting almasının sebeplerinden biri, bu kadar kaliteli bir yapımı her hafta beklemeden bitince hepsini izlerim düşüncesi. Ben bu şekilde yapmayı planlıyordum. Oyunculuklar ve kurgu her aşamasında güzel olan bir mink dizi oldu.

    YanıtlaSil