27 Nisan 2018 Cuma

Vatanım Sensin: Hazır değilim hem de hiç...


Hüzünlü bir toprağın insanlarıyız. Derdimiz de kederimiz de bir ama hep anlaşamamayı seçiyoruz el birliğiyle. Doğrunun değil, bize hoş gelenin tarafını tutuyoruz. Gerçeğin değil, bağlılığın peşinden gidiyoruz. Hepimiz hatalıyız, hatalar yapmaya da devam ediyoruz. Hiç birimiz, geçmişten ders de almıyoruz. Bugünlere nasıl gelindiğinden pay çıkartıp, ona göre bir yol çizemiyoruz. Başladığımız noktaya geri dönmek için çırpınıyor, uzanan tüm yardım ellerini geri çeviriyoruz... Dedim ya insanız hepimiz, hatalar yapıyoruz. Bir daha batarsak, tekrar nasıl kurtulacağız hiç düşünmüyoruz. Öylece cebelleşiyoruz. Arkamızda büyük bir hayâl kırıklığı bıraktığımızı bilmeden, gelecekte karşına dikilip hesap soracak nesli düşünmeden yaşıyoruz. Birimiz değil, hepimiz suçluyuz...

53. Bölüm


En başından beri vatanı için mücadele etmiş bir adam. Başına gelmedik kalmamış, her birinin üstesinden gelmiş dahi bir asker. Güçlü, gözü pek ve atılgan. Sevdiği herkesin kendisini vatan haini bilmesini kabullenebilecek kadar büyük bir görev insanı. Mustafa Kemal Paşa'nın izinden giden, ona yakışan bir Miralay... Tabii kalp taşıyor nihayetinde o da. İçi alev alev yanıyor bedeninin ve bunu belli etmemek için verdiği mücadele ayrı bir olay, kendi içinde... Şimdiyse sırtındaki yük daha ağır. Zira bu sefer annesi son nefesini verirken öğütledi ona, vatanı kurtarmasını. Bu kesinlikle onu daha gözü pek yapacaktır ve eskisi gibi dikkatli atacaktır adımlarını... Açıkçası Hasibe yetişmese, Flippos'un kafasına sıkmış olmasına asla kızmazdım sanırım. Hele o bayrak muhabbeti, en fenasıydı. O an kendini bir odaya atmasa, bir katliam çıkması da kesindi... Tüm bu amansız saldırılara karşın, kendine sahip çıkıp görevini sonuna dek yerine getirmeye çalışacaktır yeniden. Ne kadar zor olsa da, katlanmak zorunda bir süre daha Flippos'a. Şimdi onu da bir kumpasla öldürse, yerine gelenin daha cani olmayacağının garantisi yok neticede...




Oğlunun bir vatan haini olmasını kabullenemeden geçirdi yıllarını. Tünelin sonundaki ışığa o kadar çok gidip geldi ki, her birinde keşke bir an önce öğrense dedim gerçeği. Hasibe dizinin en tatlı yanlarından birisiydi kesinlikle. En kızgın olduğu zamanlarda dahi, al al olmuş yanaklarını öpsen her an yumuşayacak gibiydi. Zaten hiçbir zaman Cevdet'e de o kadar çok kızmamıştı. Ta ki, başında olduğu askeri birliğin bir Türk birliğine büyükçe bir zayiat verdiği güne değin... Sindirilebilecek şeyler var, sindirilemeyecek şeyler var sonuçta. Özellikle mevlit sırasında o saldırıda şehit olan askerlerden birinin annesinin tavrı, zaten zorla hayatla mücadele eden kalbinin son çırpınışlarına sebep oldu. Son nefesini vermeden gerçeği de öğrendi. Onun huzuruyla göçtü, gitti... Üzüldüm, bundan sonraki bölümlerde görebileceklerimizin ön izlemesi gibi olduğu için özellikle de. Umarım daha büyük zayiatlar vermeyiz son kertede. Diziyi Poyraz Karayel'in senarist ekibinin yazdığını düşününce, umut etmesi çok zor ama deniyorum ben de işte... Celile Toyon'un emeklerine, mükemmel performansına sağlık. Onu bu özel dizide izlemek büyük bir şerefti.


Halit Ergenç ile ilgili hiçbir methiye yeterli değil, bunu hep söylüyorum. Ama bir şekilde bu durumdan bahsetmezsem de, hak yemiş gibi hissediyorum. Böylesine hissedip oynayabilmesi tüylerimi tiken tiken ediyor. O yüzden ağladığı sahnelerde genelde ben de dağılmış oluyorum. Onu ağlatmayın diyeceğim ancak, çok şey istemiş olurum. Mücadelesinin kurtuluşla taçlandığı kendi gözleriyle görür dilerim diyeyim öyleyse. Bu çok bir şey beklemek değildir sanırım?.. Alnının çatından vurup öldürmek çare değil, biraz önce de yazmıştım. Lâkin bu demek değil ki, Flippos azalarak da bitmesin. Onca yaptığı hata, ayağına dolanan plân sonrası şimdi birden her yaptığı başarılı olmaz herhalde? Son bölüme değin, zaferlerden zafere koşan bir Flippos'a tahammül edebileceğimi hiç sanmıyorum... 


Vatan müdafaasında hep en önde yer almasını istedim. Bu bir şımarıklık değildi, karakterin varoluş amacı buydu; haliyle olması gereken de... Şimdi son birkaç bölüm kalmışken finale, hâlâ tekerlekli sandalyede oturuyor olmasına çokça içerliyorum. Hatta öyle ki, Halit İkbal olup yazılar dahi yazamadığı bir sürecin içerisinde. Bunu her zaman dedim ve yineleyeceğim, Hilal'in hakkının bu yazılanlar olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Senaristlerin bir bildiği vardır kısmını aştık bence, artık varsa o bilinen şey hayata geçsin lütfen. Günün sonunda onu tekerlekli sandalye üzerinde uğurlamak istemiyorum... Bir de arkadaşları onun Halit İkbal olduğunu bilmiyorlar mıydı, hiç emin değilim. Ben biliyorlar olarak hatırlıyorum ama umarım yanılıyorumdur.


Leon'un üzerine her halukârda daha çok iş düşüyor. Sadece Hilal'in moralini yüksek tutmak için değil, tıpkı Cevdet gibi üzerine zorla giydiği o üniformanın hakkını ver'me'mek için de mücadele etmek zorunda. O da hayatını hep fedakârlıklar yaparak geçirmiş. Şimdi de yapmak zorunda. Bunun vatana ihanet olmadığının, savaşın bir çirkinlik hali olduğunun farkına çok önce varmış olmasıysa şansı. Yanında her zaman destek bulacağı bir sevdiği olması da... Finalde cumhuriyetin tadını çıkardıklarını görebiliriz umuduyla bekleyeceğim. Olur da paylarına kötü bir son düşerse, benim helvam lütfen fıstıklı olsun.


Sonunda barıştılar ama tabii bir türlü rahat durmayan Yıldız, yine başına iş açtı Yakup'un. Gelecek bölüm Aleksi'nin bin bir yeni saçmalıklarını izleyeceğiz kesin. Sonunda rica ediyorum artık hak ettiği ölümü kucaklasın. En başından beri atıl olan bir karakterin, varlığıyla hikâyeye renk katan Yakup'a meydan okuyor olması bile yeterince trajik çünkü... Düğüm düğüm olduğum bir bölümdü. Aslında bir yazı yazmak fikrinde de değildim son ana dek. Bölümü beğenmediğimden değil, yanlış anlaşılmasın. Sadece ne yazacağımı bilemedim, hatta not dahi almadım. Öylesine afalladım yani. Final günü için de Acil'e rezervasyon yaptıracağım sanırım. Hazır değilim efenim, hiç değilim...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder