1 Mayıs 2018 Salı

Siyah Beyaz Aşk: Yapboz mu bu, dizi mi?..


Hiçbirimiz hayatlarımızın deneme tahtasına dönmesini istemeyiz. Kimse hayatı boyunca yaşadıklarını, daha önce aştığı mevzuları tekrar tekrar önünde bulmak da istemez. Sonuçta hepimiz birer ölümlüyüz ve ne kadar zaman nefes alacağımıza dair bir garanti yok. Sürekli aynı şeylerle boğuşarak hayata tutunamayız tam da bundan. Nihayetinde bir yapbozun parçaları da değiliz. Ne sürekli sınanmaya ne de aynı yollardan geçmeye gelebiliriz. Peki, kurgu evrenine düşmüşseniz? Bir yapboza dönmüş ve her seferinde bozulup en baştan yapılmaya çalışılıyorsanız ne olacak? Elbette isyan edeceksiniz. En azından sizin yerinize başkalarının etmesini bekleyeceksiniz. Hazırsanız, ben de şimdi bolca isyan edeceğim...

28. Bölüm


Aslı'yla Ferhat bölümler boyunca birçok evreden geçtiler. Sınanmadıkları yol ve yöntem de neredeyse kalmadı. Hatta en son biliyorsunuz klişenin dibine kaşık sallandı ve hiç bilinmeyen bir çocuk mevzusu patlatıldı. Haliyle, büyük bir yanlış yapıldığı da hemen akabinde anlaşıldı. Zira ne seyirciden ne de reytinglerden o büyük 'senaryo hamlesinin' olumlu bir karşılığı alınamadı. Peki ne oldu bu sefer? Reytingleri toparlamak lazım geldi. Çocuk mevzusu bir kere patladığı ve DNA sonucuna kadar daha en başında gözümüze sokulduğu için geri adım atılamazdı. İşler gittikçe daha çok sarpa sarıyor, düzeltileceğine kaos daha da büyütülüyordu. Tek bir çare olabilirdi, eskiden enstantaneler sunmak. Belki de seyirci, AsFer'in zamanında geçirdiği evrelerden birisine tav olur ve reytingler yükselebilirdi... İşte tam da bu zehir gibi fikrin ceremesini çekiyoruz iki haftadır. Aslı da Ferhat da çok önce aştıkları şeylerle tekrar sınanıyor ve daha önce bu an hiç yaşanmamış gibi, aynı şekilde davranıyorlar. Zira mottomuz belli, ikisi de olabildiğince inat ve senaristlerin imdadına yetişen de bu...


Öylesine inatlar ki, daha önce aştıkları mevzular tekrar hortladığında bile asla geri adım atmıyorlar. Hiç yaşanmamış gibi hareket ediyorlar. "Ben haftalar önce bu adamla/bu kadınla aynı noktaya gelmiştim ve yaptığım tavırdan hemen sonrasında pişman olmuştum. O zaman bundan ders almış olarak asla aynı şeyi yapmayayım" demiyorlar. Bunu iki yaşında bir çocuk bile yapabilir ama AsFer asla yapmıyor. Çünkü neden? Evet, onlar oldukça inatlar... Peki bu durum nereye kadar sürecek? "Gözlerimin içine bak ve beni sevmediğini söyle" faslını daha önce de yaşamadık mı biz? Daha önce de benzer bir noktanın devamını izlemedik mi? Şimdi ne değişecek onlara dair? İnsanlar ısıtılıp tekrar önüne koyulmuş kopya bir sahnede tutuklu kalıp reyting cihazına alev mi aldıracak? Elbette hayır... Pozitif olmak için bir sebep bulamıyorum ve artık bu durumdan çok sıkıldım.




Ferhat ilk bölümlerdeki karakterine bir gidip geliyor. Arada Aslı'ya değer verdiğini hissettiriyor, arada astığım astık kestiğim kestik bir adama dönüşüyor. Bu bölüm hatta bir ara direkt ilk bölüme gittik ve Ferhat yine ilk bölümdekine benzer komutlarla Aslı'nın ameliyat masasında yatan kişiyi tedavi etmesini sağladı. Aslı da ilk bölümdeki gibi başta bir direndi gibi ama sonra ne derse yaptı... O da değişmedi mi? Elbette değişti. Evden bir an önce ayrılmak için mücadele eden, hiçbir şekilde anlaşma yoluna gitmeyen eski haline döndü. O zamandan tek farkları, ikisinin de dışlarından sergiledikleri tavırlara rağmen içlerinden dillendirdikleri sevgi/pişmanlık sözcüklerinin noksanlığıydı. Geçmişe dair bir nüans tekrar ediliyordu ama tamamen yarım yamalaktı...


Böyle nereye kadar gidecek söyler misiniz? Mesela Aslı neden hiç hamileliğinin tadını çıkartmıyor? Ne olursa olsun bir bebeği olacağı gerçeğine sığınıp kendini avutmuyor? En basitinden neden bir kere bile karnını okşayıp, bebeğiyle dertleştiğini görmüyoruz? Sanki o çocuk istemeden rahme düşmüş de Aslı katlanıyor gibi. Bizim tanıdığımız Aslı esasında böyle ruhsuz birisi mi yani?.. Ferhat ne zaman tam olarak orta yol bulmayı başaracak peki? "Sen üzülme, bebeğimize de bir zarar gelmesin diye doğumdan sonra anlatacaktım" diyen kişi ile birkaç saat önce, "Vildan senin yüzünden intihar etti. Özge de zaten benim kızım" diyen adam aynı kişi mi? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu yahu, el insaf... Karakterlerin fabrika ayarlarıyla daha fazla oynamayın rica ediyorum. Onlara daha fazla canın sıkıldıkça tekrar tekrar bozup bir araya getirdiğin yapboz muamelesi yapmayın. Suyu çıkmak üzere çünkü...


Vildan ya da Jülide'ye dair esasında hiçbir şey yazmayacaktım ama yine de dayanamıyorum. İyi ve düzgün giden her şeyi bozan birer piyon olmak dışında varlıklarının bir artısını göremeyeceğiz artık belli oldu. Hadi Jülide ilk geldiği günden beri böyle birisi, Vildan neden bu kadar tahammül edilemez birisine döndü ki? Aslı'dan bariz şekilde nefret etmeye başlaması da ayrı mesele. Tamam, Jülide'nin dolduruşlarına geliyor da bu kadının kendi aklı mantığı yok mu? Jülide'nin niyetinin aslında iyi olmadığını göremiyor mu? Kim, kendi teyzesi dururken başkasının iyiliği için çabalar da bu dikkat çekmez sorarım? Kendi akrabasına bunu yapan, günü geldiğinde bana neler yapmaz diye düşünmez mi? Gerçekten sinir bozucu... İkisini de görmeye tahammülüm yok ama anlaşılan o ki, daha uzun zaman maruz kalacağız. Yalnızca şunu söylemek istiyorum, Cüneyt bile bunlardan daha sempatik geliyor artık gözüme. Handan'dan hiç bahsetmiyorum bile. Düşünün durumun vehametini...


Ortada bir mektup var, kadın yazmış ve gitmiş. Kimsenin umurunda değil, gerçekten ilginç. İdil bildiğin kim vurduya kurban gitti. İşte de her daim yanında olan kadının el yazısını bilmekten dahi aciz Namık, hiç sorgulamadan kapattı bile konuyu. Pes dedim, izlerken... Peki ya yıllarca evlerinde çalışmış, bir kez bile canlarını sıkacak bir olaya imza atmamış Hülya'yı, ne halt olduğunu çok iyi bildiği Jülide'nin lafıyla kovması? Şimdiye değin bir Namık'ın fabrika ayarlarıyla oynanmamıştı, bu bölümde de onun fabrika ayarlarıyla oynandı. O da hiç tanımadığımız, bilmediğimiz bir adama evrildi. Tam bir komedi. Bende de yakındır, yazacak sözün bitmesi.

Beklenen Kral

1 yorum :