8 Haziran 2018 Cuma

Vatanım Sensin: Çok özleyeceğim...


Bugünlere hiç kolay gelmedik. Hep zorlandık, sınandık ülkece. Hep bir şeyler için ekstra çaba sarf etmemiz gerekti. Özgürlüğümüzü kazanmak için bile... Bugünlere kolay gelmedik ama kıymetini biliyor muyuz? Kesinlikle hayır. Kıymet bilmek bir yana, heykellere saldıracak kadar acizlik gösteriyoruz. Peki neden düşmanız? Bir vatanımız olduğu için mi? Bir ülkenin sömürgesi olmadığımız için mi? Kendi dilimiz olduğu için mi? Demokrasi geldiği için mi? Kimseye kulluk yapmadığımız için mi? Niye? Gerçekten buna verilebilecek bir cevap var mı? Vatanım Sensin'in yayınlanan Veda bölümünü oturup izleyen birisi; o kahramanlara düşman olabilir mi? Sanmıyorum ki olsun...

59. Bölüm -Veda-


O alelade bir asker olmadı hiçbir zaman. Hep atik ve mücadeleciydi. Vatanı için gözünü kırpmadan, canını vermeye ant içmişti. Elinden geldiği kadar da bunu yaptı. Hatta bana sorarsanız, elinden gelenden daha fazlasını yaptı. Canından vazgeçti, cananından da vazgeçti. Ölüme yürürken, sevdiği kadın da beraberindeydi... Cevdet için sonun bu olmasını ister miydim? Asla. Keza, Azize için de. Onları da günün sonunda mutlu ve mesut bırakmak isterdim ardımızda. Nihayetinde 59 bölüm boyu safi çile çektiler. Mutlu oldukları anlar o kadar sınırlıydı ki, hepsinin bir sonrasında yeni bir cendereye çekildiler. Hele de Cevdet... Askeri bir deha olması onu her zaman kurtardı sorunlardan. Bir şekilde yalanını saklamayı başardı ve yoluna devam etti. Ancak bir yerden sonra, gerçeğiyle kandırması gerekti. İşte bu kararı aldıktan sonra, beraberinde ölümü de göze almış oldu... Meğersem Flippos'un eline tutsak düşmek de, Azize'nin Leon eliyle tutsak edilmesi de bir oyunmuş. Hepsi Flippos'u yeniden kandırabilmek içinmiş. Cevdet, Azize'nin göreceği büyük işkencelerin sonunda dayanamayıp konuşmuş olacak; söyledikleri Flippos tarafından asla sorgulanmayacaktı... Leon ise Azize'yi tutsak ettiği için dayısına kendisini yeniden ispat edecek, görevinde yükselecek ve İzmir'deki Yunan ordusunu dayısı adına kumanda edecekti. Böylece plân tıkır tıkır işleyecek; Yunan yenilecekti... 


Öyle de oldu. Flippos yine yedi Cevdet'in oyununu. Keşke biraz daha zaman olsaydı da, ölmeden de kurtulabilseydiler. Ama işte o, olmadı. Plânlarının son halkası da ister istemez yerine oturdu. Cevdet ve Azize kurşuna dizilerek öldü... Beni bu sahnede en çok etkileyen şey, gülen göz bebekleriydi. Biraz sonra öleceklerdi ama onlar görevlerini layığıyla yerine getirmenin gururuyla, yan yana olmanın gönül rahatlığıyla mükemmeldiler. Vatan için, güle isteye canlarını feda ettiler... Cevdet için asla bir karakter eleştirim olamaz ama ikinci sezon Azize'nin hikâyenin merkezine koyulmasından şikayet etmiştim. Hele o çiftlikle sınanmamız, hâlâ düşününce içim ürperiyor. Keşke o aksa hiç girilmeseydi. Girildiyse de, çabucak bitiverseydi. Tüm yaşananların sonrasında, Azize'nin üzerine misyon edilen cesaretle ölüme yürümesi ise hoşuma gitti. Tabii tekrar ediyorum ki, kesinlikle son anda kurtulmalarını isterdim... Halit Ergenç ve Bergüzar Korel için hiçbir övgünün yeterli olduğunu düşünmüyorum. Aksine sanki ne yazarsam, haksızlık edecekmişim gibi geliyor. O kadar mükemmel bir veda performansıydı ki, bir yerden sonra sanki onlara bir kurgu çekildiği hiç söylenmemiş de; gerçekten o anı yaşıyor gibiydiler. İyi ki varlar, iyi ki Cevdet ve Azize'yi giydiler. Emeklerine sonsuz teşekkürler...


Vatanı için gözünü kırpmadan ölüme gideceğini tahmin etmeye gerek yoktu. Önceki bölümlerde bunu yine sadece tahmin edebilirdik belki ama 11. bölüm geldiğinde, tüm çıplaklığıyla ortadaydı... Hilal, tıpkı babası gibiydi. Söz konusu vatan olduğunda, gerisi teferruattı. Bu uğurda canından vazgeçmek de oldukça sıradan bir karardı... Sonraki süreçte de durum hiç değişmedi. Hatta daha ileri bir boyuta taşınmaması için de hiçbir sebep yoktu... Açıkça bunu yazmak zorundayım, Hilal için ikinci sezon tam anlamıyla bir duraklama dönemiydi. Karakterin tüm önemli özelliklerinin elinden alındığını görmek, ikinci plâna atılmasını izlemekse büyük bir işkenceydi. Ve dizinin ikinci sezonuna dair en büyük şikayetim de buydu... Sonradan yine yeterli boyutta değildi ama vatan müdafaasında hemşire olarak üzerine düşeni yapışını izledik. Belki öncesinde kötürüm yazılmasa daha aktif rol aldığını da görebilirdik ama ne kadar istesen de, bazı şeyler olmuyor işte... Son kertede taarruz alanında annesi ve babasının öldüğünü öğrendiğinde gösterdiği metanete şapka çıkarttım. Elinde o değneğin titreyişi, hüngür hüngür ağlamamak için verdiği mücadele mükemmeldi. Zaferi gördüğü içinse çokça mutluyum...


Kendini babasına ispat edebilmek için hiç olmak istemediği bir adama bürünmüştü. Bir asker olmuştu. Bir başka ülkenin topraklarına göz dikmiş Yunan devletinin peşinden yolu İzmir'e düşmüştü. Olay sadece bu kadarla da sınırlı değildi, sıktığı kurşunla ilk Türk'ü de o öldürmüştü. Esasen büyük bir eşeklik yapmıştı ve kabahati büyüktü. Belki de tam da bundan finalde ölmesi gerekli kişi de oydu... Lâkin durum hiç de öyle gelişmedi. Bir hata yapmıştı, büyük bir hata ve bunun farkına varması çok zamanını almamıştı. Yaptığı yanlışlardan geri dönmek içinse, vatan haini olmayı dahi göze almıştı. Belki ikilem yaşamıştı ama geriye dönüp baktığında hiçbirinden pişman olmadığını da biliyoruz. O hatasının bedelini kendi milletine ihanet ederek ödemişti... Böyle yazınca da ekstra acımasız oluyor ancak tam anlamıyla öyle... Günün sonunda onun da zaferi görmesinden yana çokça mesudum... Leon'a dair veda bölümünde en etkilendiğim sahne, Cevdet'le karşılıklı son sahnesiydi. Onunla bir düşmanmış gibi konuşurken, gözleriyle ve mimikleriyle aslında plânlarının tıkır tıkır işlediğini haber veriş şekli harikaydı. Hele son saniyelerde, Cevdet'e ölümünü göremeyeceği için üzgün olduğunu söylerken dolan gözleri, titreyen sesi. Ne diyebilirim ki...




Aşk için doğmuşlar, bu çok net. Çok kötü bir sebeple yolları kesişmişti ama ne bileyim, iyi ki de kesişti... Henüz ortada onların ileride aşk yaşayacağına dair bir emare bile yokken, gözlerinden yayılan enerji olmadık şeyler fısıldıyordu kulağıma. O büyük nefret, kızgınlık, kendini beğenmişlik; sanki günün sonunda büyük bir aşka hapis olacaklarının işareti gibiydi. Nitekim, HiLeon oluşlarını izledik hep birlikte. O birbirine nefretle, soğuklukla bakan gözlerin delicesine aşkla bakmaya başlaması şairaneydi. Zaten onların tüm replikleri de öyleydi. Sanat sanki, yüz yıllar önce onlar için doğmuş; o şiirler, mısralar, yazılar onlar için kaleme alınmıştı... Çok sınandılar, çok karşı karşıya geldiler. Çok yara aldılar. Ama sonunda mutlu oldukları için sevinçliyim. Hilal Vatanım Sensin adını verdiği kitabını yazdığı için, muallime olma kararı verdiği için. Her şey için... Onlar benim sadece shipim değildi, çocuklarım gibiydi. Mutlu olduklarını görmek, çok iyi geldi... Boran Kuzum ve Miray Daner olağanüstüydüler. HiLeon'a böylesine tutulduysam, sebebi kesinlikle yazılanlardan bağımsız olarak onların performansıydı. Genç yaşta, ne kadar yetenekli olduklarını gösterme imkanını sonuna kadar kullandılar ve kariyerleri için mükemmel bir sıçrama tahtası haline getirdiler Hilal ve Leon'u. Tebrik ederim çokça. Bundan sonraki her işlerinde, tam destekle yanlarındayım. Emeklerine sağlık...


Yıldız için mükemmel duygular beslediğimi söylersem yalanın önde gideni olur. Son kertede karakterin evrildiği halinden memnunum elbette ama geçirdiği süreci çok da katlanılır bulmuyorum. Hele de ilk sezonun sonuna değin büründüğü karakter, aman Yarabbi... Ona da Yakup iyi geldi. Karakterini törpülemesi için gerekli her şey onda vardı çünkü... Yakup benim dizideki kıymetlilerimden birisiydi. Onun da sonunda kurtulmuş olmasından mesudum çokça. Bundan sonra vereceği mücadelede, en iyi noktaya geleceğinden de eminim. Ve yine eminim ki Cevdet onunla da çokça gurur duyuyordur... Pınar Deniz ve Fatih Artman'ı da çokça tebrik ederim. Emeklerine sağlık...


Ondan nefret etmem, nefes almak gibiydi. Sanki bir an nefret etmesen, günlerdir susuz kalmış gibi hissediyordun. Öylesine lanet ve kestirilemezdi... Nitekim bilmediği, tek kestirilemeyen kişi kendisi değildi. Yaptığı onca kötülüğe rağmen, centilmence öldüğü içinse Cevdet'e teşekkür etmesi gerekir... Flippos dizideki en kestirilemez karakterden birisiydi. Sürekli bir plân içerisinde olması, hep bir arkadan iş çevirme gayreti açıkçası can sıkıcıydı. Günün sonunda hak ettiği sonu yaşaması ise güzeldi. Cevdet'e bir kez daha güvenmemesi gerektiğini öğrenmek için, tüm unvanlarının elinden alınması gerekmişti... Ben daha acımasız bir son yazılsa açıkçası mesut olurdum ama Cevdet'e yenildiğini kabul ederek ölmesi de az biraz gururumu okşamadı değil hani... Levent Can mı? Olağanüstüydü! Bu sezon diziye dahil olduğuna en sevindiğim isimdi. Trolcü kişiliği, ne kadar nefret edersek edelim Flippos'un tüm sahnelerini keyifle izlememize vesile oldu. Emeklerine sağlık, her şey için teşekkürler ona da...


Baki Davrak, Senan Kara, Onur Saylak, Okan Yalabık, Celile Toyon, Hakan Salınmış, Kubilay Aka, Şebnem Hassanisoughi, Genco Özak, Ufuk Bayraktar, Şükran Ovalı, Tuğrul Tülek, Hare Sürel, Erman Bacak, Ahmet Uğur Say, Ali Hikmet Kürekçi, Ahmet Rıfat Şungar, Berker Güven, Ahmet Saraçoğlu, Ahmet Mümtaz Taylan... Aklıma gelen, gelmeyen eski/yeni tüm oyuncularımızın ayrıca emeklerine sağlık... İlk sezon senaristimiz Nuran Evren Şit'e çok kızıyordum ama inansın ki, çok da seviyordum kalemini. Onun da emeklerine sağlık... İkinci sezon senaristlerimiz Uygar Şirin, Deniz Gürlek, Melek Seven ve Melih Özyılmaz'ın da emeklerine sağlık. O çiftliğe keşke hiç bulaşmasaydınız diye, yine bir yazmadan geçemeyeceğim ama... Yönetmenlerimiz Yağmur Taylan, Durul Taylan ve Burak Arlıel'in de emeklerine sağlık. Ara sıra kendilerine de söylendiğim oldu ama hiçbir zaman büyük bir hayâl kırıklığı yaşamadım izlerken çektiklerini... Görüntü yönetmenimiz Burak Kanbir'in de ayrıca emeklerine sağlık demek isterim... O3 Yapım'la aram pek iyi olmadı şimdiye değin ama bu güzel diziyi bizimle buluşturdukları için sağolsunlar. Keza Kanal D'de, sonradan biraz tökezlese de cesaretleri; sağolsunlar. Yalnız şunu da yazmadan geçmek istemem. Kesilen halvet sahnesi için, kulaklarınızı her zaman çınlatacağım. Ve bir de ne olurdu ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk'ü finalde bari görseydik? Keşke buna izin verseydiniz... 


Ve HiLeon fandom... Dizileri kendi bakış açısıyla yorumlayan bir insan evladı olarak, birçok fanla yollarım kesişiyor. Bazıları beni sinir ediyor, bazılarını da büyük bir hayranlıkla izliyorum. HiLeon fandom kesinlikle o hayranlıkla izlediklerimdendi. O kadar güzel işlere imza attılar ki, onlarla aynı çifte düşmek de pahabiçilmez oldu. Bundan sonra da ellerini taşın altına koymaktan hiç çekinmeyeceklerinden eminim. Onlara da her şey için teşekkür ederim...


Ne kadar uzun bir yazı oldu değil mi? Bitirmemek için çocukluk anılarımı dahi anlatacağım sanırım. Ama her güzel şeyin sonunun geldiği gibi, yazının da sonu geliyor. Veda etmek kaçınılmaz oluyor. Bana kattıkların için teşekkür ederim Vatanım Sensin. Her zaman gönlümün en parlak köşesinde olacak yerin...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder