11 Aralık 2014 Perşembe

Ütopya: Semih'in Dünyası


Adıyla çelişen bir yarış olarak gördüğüm Ütopya, çoğunlukla hakkında izlenim elde edebilmek için baktığım bir yarış oldu. Ne yazık ki yarışmacılar -yarış ismine yaraşır biçimde- isteneni veremedi, isteneni verenler ise çoğu zaman kendisiyle çelişti... Daha sonra ikiye ayrılan gruplar ve hep bir gruptan elenen yarışmacılar derken, sonu da başından belli oldu... Kimseyle kurduğum bir bağ yok ama bazılarının hakkının yendiğini düşünmekten de kendimi alamıyorum. O yüzden, bazı isimlere karşı sempati beslediğim de doğrudur...


"Semih'in Dünyası" diyebiliriz artık Ütopya için. Semih ve çevresinde ona itimat eden herkesin korunduğu ve gözetildiği bir yarış halini aldı zira. Yarışın başlarında oldukça antipatik bir karakter olarak gördüğümüz Semih, daha sonra aklını kullanmaya başladı. Bizans oyunları oynamadan, karşısındaki herkesi Bizans oyunlarına taş çıkartırcasına saf dışı bıraktı... Bizans oyunundan kastım, kimsenin arkasından dümen çevirmemesi. Kim hakkında ne düşünüyorsa, arkasından konuştuğu kadar yüzüne de söylemekte. Bu sebeple bence yarışın en dürüst ismi de o. Onun dışındaki herkes üzgünüm ama arkadan farklı konuşup, yüze farklı söylemekteler... Her ne kadar Kurretülayn ile olan yakınlaşması ve kızın sevgilisi olduğu halde ayartmaya çalışması çok yanlış olsa da, bunu bir yerden sonra parodi olarak izlemeyi seçtim. Çünkü öbür türlüsü, bu anları gördüğüm her seferinde kanal değiştirme sebebim olabilirdi. 


Tabi bunun bir başka yan etkisi, Kurretülayn'ın karakterindeki değişim oldu. Semih'in sürekli pohpohlaması ve ne isterse bir telefonla önüne getirmesi, elbette "küçük dağları ben yarattım" egosunu beraberinde getirdi. O başlardaki sessiz, sakin ve ılımlı kız gitti, yerine her şeye atarlanan, sürekli ağlayan ve şımarık kız çocukları gibi mızmızlanan bir kız geldi. Bu durum elbette Semih'in de dikkatini çekti ve en son izlediğimde-dün-, karakterindeki değişme sebebiyle artık peşinden koşmayı bırakacağını söyledi. Malum ekranda geçmiş zamanı izliyoruz ve ben internet üzerinden oturup canlı yayın izleyecek bir meraka da sahip değilim, o yüzden bu konuşma bir oyun muydu, yoksa Semih sözlerinin hala arkasında duruyor mu bilemiyorum. Dilerim duruyordur da, Kurretülayn kendisine çeki düzen verme gayreti sergilemeye başlar... 


Hayvan hakları konusunda duyarlı olmak bana göre en önemli insani görevlerden birisidir. O yüzden hayvan seven insanlara karşı ayrı bir sevgi beslemem kesinlikle kaçınılmaz. Bu yüzdendir ki Türkan, bahsettiğim o sempatiyi duyduğum isimlerden. Yarışa katıldığı ilk günden beri tek derdi, ahırda duran inek-lerdi- ve tavuklar. Kadın sabah kalkıyor direkt yanlarına gidiyor, akşam da son kez onları kontrol etmeden yatıp uyumuyor. İşte bu gerçek bir hayvanseverlik göstergesidir. Onlara sadece sütünden ve yumurtasından beslendiği bir araç olarak bakmıyor; konuşuyor, seviyor, herkesin sevmesi için çaba sarf ediyor ve en önemlisi de onlar için mücadele veriyor... İneklerin satılmaması için en başlarda büyük bir mücadele verdi. Hatta oturdu, onlar için ağladı. Sonunda iki ayrı grup olunca yarışmacılar, ineklerden biri hemen satıldı. Satıldı da ne oldu peki?.. Beş bin lira gibi yok pahasına sattıkları ineğin parasını birkaç günde yedi İnci'ler ama Türkan'lar hala sütlerini, peynirlerini, yoğutlarını, ayranlarını bedavaya getiriyorlar. İşte asıl kazançta bu ve bu kazancı yarışta oldukları sürece kâr hanelerine yazacaklar. Umarım o süre zarfında Türkan orada kalır da, o hayvanlar korunup gözetilir... 


Herkese farklı konuşmak, her girdiğin kabın şeklini almak yarışmacıların çoğu için bir gereklilik. Bazen kendi gruplarındaki isimlere bile tahammül edemediklerini düşünürsek, buna pek de şaşırmamalı. Bu konuda en çok öne çıkan isim ise Murat... Yarışın başlarında benim için en dürüst isimdi. Ama daha sonra ne oldu bilemiyorum, o da karakterinde bir değişime gitti. Herkese farklı konuşmaya, farklı anlatmaya ve farklı davranmaya başladı. İki grup arasındaki flörtöz halleri hiç bitmedi. Bittiği sanılan her seferinde de, kısır bir döngü gibi baştan devam etti. Şimdilerde her ne kadar baktı ki karşı grupta kim varsa tek tek gidiyor, kendisini onlardan soyutladı ama yaptıkları beyinlere çoktan kazındı. Favori yarışmacılardan birisiyken, kendi kuyusunu kazdı ve şimdi o kuyu içerisine düşmemek için büyük bir mücadele vermekte... 


Eline kağıt kalem alıp da bir şeyler çizebilen insan, en ferah iç ödüllerinden birisine sahip demektir; canı sıkılmaz çünkü... Eline ver kağıt kalemi, çizsin atsın tüm stresini... Sanırım bundandır ki, hiçbir oyunun içerisinde sivrilmeyen Altar göze batmakta... Onun şimdiye kadar yaptığı tek hata, bir tencere nohutu dökmesiydi... Her ne kadar şimdi bolluk içerisinde olsalar da, yarışın ilk zamanlarında kıt kanaat geçinmektelerdi ve bu hareketiyle herkesin kendisine cephe almasına sebep oldu. Ama bu kadar fazla büyütülmesi, büyük bir haksızlık bence onun için. Adamın etliye sütlüye karıştığı yok, hiçbir konuda sivrildiği görülmemiş, yaptığı çizimlerle grubuna para kazandırıp ılımlı bir şekilde herkesle yardımlaşmaya da açık ama nedense herkes ona cephe almış durumda. Sadece karşı grup değil, çoğu zaman kendi grubundaki insanlar bile ona karşı fütursuzca davranmakta. Ben bu adamdan ne istediklerini zerre anlamıyorum... Anlayabilen de varsa, mümkünse beri gelsin... Umarım o da yarışın sonuna kadar orada kalarak, kendisine cephe alanlara en büyük cezayı yaşatmayı başarır...


Dedikodu pek iyi bir şey değil bana göre ama çoğu zaman ben de, erkek olduğum halde yapabiliyorum. Herkes de yapıyor, kim yapmıyorum derse çarpılır söyleyeyim... E buraya kadar her şey tamamsa, neden herkes Özlem'in dedikocu olduğu yorumunda birleşmiş?.. Yarıştaki diğer herkes de dedikoducu değil mi?.. Özlem belki onlardan çok dedikodu yapıyordur ama bu neyi değiştirir ki?.. Sonuçta dedikodu bu, azı da çoğu da aynı; tıpkı sigara gibi... Bazı kontrolsüz hareket ve söylemlerini ben de kesinlikle tasvip etmiyorum ancak, herkesin bir köşeye savurmak istemesini de anlamıyorum. Ellerinden gelse kadını iki gruptan da atıp, ayrı bir yerde yaşamasını isteyecekler. Kendisiyle ilgili izlenimim çok sınırlı aslında, belki benim görmediğim başka birçok şeyin altında parmağı vardır bilemeyeceğim. Karakteri ve yaptıkları üzerinde ahkam kesemeyeceğim yarışmacılardan birisi zira kendisi... Yine de hak ettiği yere kadar orada kalması temennim...


Bir konuda doğru olan şeyleri bilip de, o doğrulardan kaçmak ne kadar da anlamsızdır değil mi?.. Yetmezmiş gibi bir de başkalarını o doğrular üzerinden yargılamaya cürret etmek var ki, aman aman... İnci işte böyle birisi... Mesela Kurretülayn ile Özlem restoranda kavga ederken, "Kurretülayn kendinden büyük birisinin üzerine bu kadar gitmemeli" diyor. Ne kadar da haklı aslında ama  kendisi neden kendinden daha da büyük olan Türkan'ın üzerine bu kadar gidiyor peki?.. Bu ne yaman çelişki?.. Ne demişler, insan önce kendisini bilmeli...


Serkan ve Tuncay birbirlerini tamamlayan ikili bana göre... Birbirlerinin zıtlıkları, yine birbirlerini tamamlıyor... Çağdaş'dan boşalan liderlik koltuğuna geçmeye çalışan ama hüsrana uğrayan Serkan'ın yanında, Tuncay her ne kadar yummuş yıkanmış olsa da; bendeki izlenimleri bu. Bu arada Tuncay'ın bir artısı, gerçekten oldukça maharetli olması...


Yarışın başından beri varlığı ve yokluğu bir olan bir isim Gamze... Hakkında yazabileceğim hiçbir izlenimim yok kendisiyle ilgili. Bazen doğrucu, bazen doğrularına yabancı... Farklı bir karakter ve yakın zamanda oradan elenmesi olası... 


Yarışa yeni katılan isim, Popstar Abidin... İlk geldiği zaman önce grupları birleştirmek, sonra da yeni bir grup oluşturmak izlenimleri aldım kendisinden ama şimdilerde Türkan'ların grubunda Ütopya yaşamını sürdürmekte. Her ne kadar Semih'in resmi olmayan liderliğinden pek memnun olmadığını açıkça belli etse de, mevcut şartlarda bu konuda yapabileceği pek bir şey yok bana göre... 

Ütopya aslında kendisine çok yabancı olmamız gereken bir yarış olmalıydı. Ama bir önceki yazımda da dediğim gibi, Ünlüler Çiftliği ve BBG'nin karışımı. Her ne kadar onlardan farklı olarak, dışarıdan insanlarla içli dışlı olsalar da, konsept ve yaşamlar aynı... Mevcut haliyle saflar çoktan belli oldu. Semih ve onun çevresindeki herkes yarışın sonuna kadar kalır ama sonu başından belli bir yarış kime ne fayda sağlar bilemeyeceğim... O yüzden yapılması gereken şey, iki yüz elli bin başvuru içerisinde neye göre seçiyorlarsa artık, daha çok kişi seçerek yarışa dahil etmek olmalı... Her ne kadar Semih'i sevsem de, tek adamlık fazla... Ona gerçekten dişli rakipler gerek... Çünkü ne zaman bir kişi herkesten farklı ve güçlü olduğunu hisseder, işte o zaman her şey çığırından çıkar...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder