25 Ekim 2016 Salı

İçerde: Bu nasıl bir olmayacaklar silsilesi?..


Gerçeklerin gölgesinde bir yalanı yaşıyor olmak nasıl bir duygudur acaba?.. İnandığın tüm doğruların birer yalandan ibaret olması ve şimdiye kadar yaptığın birçok şeyin, bu sebeple sadece kendine zarar verdiğini anlamak gerçekten acıtır herhalde insanın canını. Adım atacak dirayet bulamaz, kime güveneceğini şaşırır, neye inanacağını bilemez ve pişmanlık başlar. Ama hangi pişmanlık olanı değiştirebilmiş ki? Hangi pişmanlık kendini kurtarmak uğruna bir başkasının bertaraf olmasına, hatta ölmesine seyirci kalmayı hafifletebilmiş?.. Mert kendisiyle ilgili gerçekleri öğrendiğinde hayatının en büyük pişmanlıklarını yaşayacak, doğru. Ama duyduğu hiçbir pişmanlık, kendisini aklamak uğruna görev arkadaşının başını yakma cesaretinden daha büyük olamayacak...

6. Bölüm


Evvela bir dizi izlerken kabul etmeniz gereken değişmez, asil bir kural vardır; kötüler her zaman daha çok kazanır, iyilerse arada başlarına gelen galibiyetlerin dışında hep ızdırabın içine çekilir. Celal ve Mert'in durumu da bunun bir benzeri. Resmen koskoca polis teşkilatını parmaklarında oynatıyorlar. Her şeyi öğreniyorlar, her şeyi tahmin ediyorlar, her şeyi çözüyorlar, kendileri hariç herkesin başını yakıyorlar... Celal ilk defa iyice tufaya getirilmişti, başına bir şey gelmesi mümkün değildi ama ensesinde hafif boza pişirilse hiç fena olmazdı. Lâkin bizim çakal Mert, sevkiyat yapan tırlardan birinin şoför koltuğunda oturan amirinin gülüşünden, tüm meseleyi lap diye çözeceği adımları atıverdi ve sonunda yine Celal kazanmış oldu. 


Yetmedi, Sarp peşine takıldı Celal'in. Gitti sarnıcın içerisinde kıstırdı da ama tam o sırada Mert ile lak lak yapan Celal'in imdadına Sarp'ın çalan telefonu yetişti. Onun öncesinde de zaten susmak bilmeyen Mert, Sarp'ın gelişiyle şansa birden sus pus olmuştu. "Yusuf müdürün anladı mı?" diye soruyor Celal, Sarp bu sorunun cevabını öğrenemiyor çünkü Mert birden dilsizdir o an!.. Bu kadar kör göze parmak da ne bileyim, can sıkıcı oluyor. Güpegündüz trafik arkasında akarken elinde silah öylece durması bile sorun olan Mert, kapıya beş el ateş ediyor ve arkada trafik olağan akışına devam ediyor. Tamam artık bu tür seslere aşinayız, hayatımızın bir parçası kılındı; ama bu da değil yani karşılığı...


Mert ve Celal'in her şeyin ve herkesin bir adım önünde olmasına daha ne kadar katlanabilirim bilemiyorum ama şimdiden bu durumdan oldukça sıkıldığımı altını çizerek, not düşmeliyim. Yahu bu emniyet müdürlüğünde kamera yok mu? Aslan gelip, "Musa'nın dolabında bu telefonu buldum, numarayı araştırdığımda da hattın sahibi Celal çıktı" dediğinde, ilk gambazlayan o ve bu yüzden de suçlu o diye düşünmeden hemen önce kamera kayıtlarına bakamaz mıydı Yusuf; o telefonu en başında oraya kim koydu diye? Bu üçüyle ayrı ayrı konuşalım, birbirlerine karşı dolduralım fikrini neden destekledi Yusuf?.. 


Koskoca emniyet amiri neden sürekli Sarp'tan akıl almak zorunda?.. Hadi tamam bunları da geç... Musa'nın dolabında Aslan o telefonu buldu ve Yusuf'un gözünde bir numaralı şüpheli oldu. Sarp evine gidip bulduğu birkaç sim kart ve iki balya paradan nasıl Aslan'ın Celal'in adamı olduğunu çıkardı? Ona bakarsan Mert'in altında son model bir jip var ve gayet lüks içinde yaşıyor. Bunlar kimsenin mi dikkatini çekmiyor? 


Hadi o da çekmedi, Aslan her şeyi kendi başına halletmeye çalıştı. Mert'in elinde aynı eski telefondan olduğunu gördü ve anladı içerdeki kişi olduğunu. O harabeye kadar onu takip ettikten ve Celal ile konuşmalarını kaydettikten sonra, daha Mert oradan ayrılmadan bir sevinç haliyle tam da herkesin göreceği bir şekilde yürüyüp gitmek nedir yahu? İnsan az bekler, ikisinin de uzaklaşmasını izler. Bu ne keyif, bu ne acele? Hadi bunları da yapmadın, bari o videoyu Yusuf müdüre gönder; internet paketin mi bitti?.. Şimdi ölümle karşı karşıya. Muhtemelen Celal sesleri duydu ve geri geldi. Aslan'ı da vurdu. Sarp ile Yusuf yetişemeden de Mert alır cebinden telefonu; oh oldu mu sana, "Celal ile konuşurken yakaladım ve vurdum." Nasılsa onlar da inanıyor buna. Yırttı Mert, dünya ne güzel; çiçekler açmış baksanıza!..


Bir diziyi izlerken oturup da tek tek hatalarını aramaya koyulmam ama bu bölüm gerçekten, "Yok artık!" dedirtecek bir sürü şey oldu. Bu kadarla da sınırlı değil olanlar. Misal Sarp, Yusuf müdürü dikkat çekmesin Celal tarafından diye 'aşkım' olarak kaydetmiş telefonuna. E be Sarp, madem böyle bir şey yaptın bari akıl et de Melek'in evine gelirken o ismi değiştir. Sen gizli işler çeviriyorsun, telefonu öylece ortada bırakmak niyedir? Hadi onu da yapmadın, bari telefonu şifreleseydin?.. Ciddili travma sebebi bir bölüm izledik ve bir sonraki bölüm için şevk falan kalmadı bende. Umarım bir şekilde toparlarlar bu peşi sıra gelen aksaklıkları...


Mert hiç suçu olmayan bir insanın başını yakmaktan zerre gocunmadı, öldüğünden de gocunmayacaktır. Ama Celal'in gerçek yüzünü gördüğünde en büyük pişmanlıklarından birisi kesinlikle Aslan olacaktır. Lâkin geri dönüşü olmayan bir yola hızlı adımlarla ilerlemekte ve bu karda yürüyüp izini belli etmeyen haliyle, yapamayacağı hiçbir şey yok. Yani gerçeği öğrenmeden bizim dahi bir daha onu affedemeyeceğimiz bir karaktere evrilebilir. Mâlum, güç insanın lap diye değiştiriverir...


Sarp'ın ise yapması gereken çok önemli bir şey var, Melek'ten uzak durmalı. Eğer gerçekten Celal'i bitirmek istiyorsa, bir aşkın içerisine düşmemeli. Çünkü aşk bu durumda tüm kötülüklerin anası kıvamına gelecek ve Sarp'ın yumuşak karnına dönüşecek. Sonra da belki sırf Melek istiyor diye Celal'i enseleyemeyecek... Bir an önce sadece kardeşini bulmaya ve Celal'i bitirmeye odaklanmalı. Yeşim'in, mal mülk Melek'in eline geçiyor diye kullanacağı bir tehdit unsurundan daha değerli konuma yerleştirmeli kendini...

İyi bir bölümdü demem imkansız. Bunca hata ve göze sokulan 'olmayacakların' arasında keyif de aldım diyemem izlerken. Evet, sıkılmıyorum ama keyif de almak hakkım. Lütfen şu senaryoyu daha altıncı bölümde sokulan bu keşmekeşlikten bir kurtaralım...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder