13 Aralık 2016 Salı

İçerde: Patron olma hali...


Çıkış yolu bulmak için sürekli bir mücadele içerisinde olmak da, içerde olmaya dahil sanırım. İnsanın hep bir arayış içinde olması, attığı adımı güvene alma çabası da bunun kanıtı. Ya da Sarp'ın mı desem?.. Onu dört bir yanda savaşırken görüyoruz, mücadelesini sürdürürken nasıl titizlikle hareket ettiğini de biliyoruz. Ama bu titizlik, bazen beynimizi çokça zorlamıyor değil. Ters köşelerin kendini belli etmesinden oldukça laf çarpmışken, şimdi ters köşenin en keskinine maruz kalmak da sevdaya dahil mi?..

13. Bölüm


Şahsen 'patron patron' diye ortalarda gezmelerinin üzerine, uzaktan silüetini gördüğümüz adamın Yusuf müdür olduğunu düşündüm. Hazır istifasını da vermişken, iyice ipleri eline almaya karar verdi herhalde dedim (bu durumda gerçekten başarısızlığı sebebiyle istifa etmiş oluyor sanırım). Köstenceli'nin olma ihtimali yoktu zaten. Onun dışında çok çok Sarp'ın babası ölmemiş de, şimdi sahnelere çıkıyor olabilirdi. Ama Sarp aklımın ucundan dahi geçmedi. Ters köşe oldum bu sefer, evet. Umut ismini kullanması da muhtemelen Umut'u aramasına ithafen. Peki nasıl oldu da, "Patron" diye anılır oldu?.. 


Köstenceli'nin eşinin hırsla dolup taşması şaşırtıcı değil elbette. Ayrıca onu bir kere gören birisi, sadece bakışlarından bile böyle bir hırsa bürüneceğini tahmin edebilirdi. Ama aklına gelmediğine göre kimsenin, o kendini kimselere göstermemiş belli ki. Ancak Sarp'ın boyunduruğu altına neden girdi sorusu muamma... Avukatı takip eden Sarp, evde ikilinin görüştüğünü gördü ve bize önemsiz diye üzerinde durmadı olarak gösterildi. Acaba anladı da, gitti iş birliği mi teklif etti? Yoksa, Köstenceli bir şekilde en başında onu kendinden sonra bu düzenin başına geçecek isim mi ilan etmişti? İkinci ihtimal çok olası değil ancak, sadece Celal'i bitirebileceği sözüyle Leyla gibi bir kadına Sarp boyun eğdirebilir mi bilemedim. O nokta açık kaldı. Gelecek bölüm flashbak marifetiyle gösterilecektir Sarp'ın 'patronluk' yolu... (Belirtmeden de geçmek istemem, Şenay Gürler ile Emre Erçil dev yakıştılar diziye. İkisi de rollerinin hakkını o kadar muazzam verdi ki, o kadar olur. Keşke daimi kalsalar diye iç dahi geçireceğim neredeyse...)


Hâlâ intikamı baki ama içerisinde olduğu yeni düzende şimdiden tepe noktalardan birine yükselerek, geleceğini kararttığı bir gerçek tabi. Celal'i bitirdikten sonra polisliğe dönme eğilimi göstereceğine artık daha az inanmaya başladım diyebilirim. Böylesi bir düzenin parçası olarak devam etmek istemesi daha olası gibi. İyi tarafta olacağı kesin de, o düzen içerisinde iyi tarafta olmak dahi çamura batmak demek. Bakalım sonunda Sarp'a nasıl bir yol çizilecek...


Mert'e nasıl bir yol çizildiği de hâlâ muallak. Coşkun ortaya çıktı ama çıktığıyla kaldı bu bölüm. Mert'in onu kolay kolay konuşturamayacağı da bir gerçek. Ayrıca, Celal'in ağzından laf almak için bir plân kurup, sonradan onun kurduğu plânın bir parçası olması ise tamamen iyi kalbinden. Zaten en başında kaybedişi de ondan değil mi?.. Melek'in, Celal'in öz kızı olduğu gerçeği tamamen şüphelerinin üstünü örten bir argüman oldu. Celal işini biliyor gerçekten... Ancak iyi tarafı Mert'in gerçeği öğrenmekten vazgeçmemesi. Çokça zorlanacak belli ki lâkin, görünen o ki Coşkun'dan başka kimseden de bu gerçeği öğrenemeyecek. Bakalım, taktaktakatak Coşkun ne zaman anlatacak gerçekleri...


İlk etapta o gerçeklerde büyük bir hüzün saklı olacak, doğru. Ama ondan sonrası da Mert için büyük bir mutluluk kaynağı. Füsun'u ne kadar sevdiği ortada. Ayrıca Eylem'e olan aşkı da. Dört bir yandan çekildiği bu saadet, umarım onu daha fazla bekletmez. Ve o saadete kavuşmak arzusuyla Celal'e karşı bir cephe de o açmış olur. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi Mert'in gerçeği öğrenmesi demek, hemen gidip de Füsun'a "Ben senin oğlunum" diyecek olması demek değil. Önce Celal'in kuyusunu kazacak demek... 

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder