5 Şubat 2017 Pazar

Adı Efsane: Savaşmak...


Hayatın her anında karşımıza verecek bir mücadele çıkabiliyor. Bazen hiç de istemediğimiz serüvenlerin içerisinde buluyoruz kendimizi ama elden bir şey gelmeyeceğini de biliyoruz. Azimle, yılmadan savaştığımızda ise o mücadeleyi en iyi şekilde verebileceğimizi biliyoruz. Savaşmak... O kadar kötü bir kelime ki, altından iyi bir şey çıkartmak gerçekten çok zor. Yüzyıllardır içerisinde olduğumuz kaos ortamını resmediyor. Huzursuzluğumuzu gözler önüne seriyor. Ama savaş, sadece kan akıtmak demek değil; azim göstermek, emek sarf etmekle de olabilir. Kan dökmeden de kazanabilmek mümkündür çünkü. Hem verdiğimiz mücadeleyi daha anlamlı kılar bu hem de kişiliğimizi. Tıpkı, Tarık'ın gösterdiği yol gibi. Azim ve kararlılık; hepsi bu. Gerisi yüreğinin işi...

2. Bölüm




Sorunlu bir Tarık var aslında karşımızda. Yıllarca büyük bir bataklığın içerisine çekmiş kendisini ve el uzatan herkesi de, elinin tersiyle ittirmiş. Yeniden doğmak, tam da olması gerektiği gibi bir adam olmak için mücadele etmeyi seçmemiş. Seçtiği yol, her şeyi daha da kötüye götürmekten ileri gitmemiş o yüzden... Elbette büyük bir yıkım eşini kaybetmesi. Elbette altından kalkması çok güç. Ancak yalnız değildi, iki tane çocuğu vardı ve onlar için dirayetli olmalıydı. Seçil'in ağzına laf, eline de büyük bir koz vermemeliydi. Çocuklarının sevgisini heba etmemeliydi... 


Sevmek gerçekten oldukça zor ve elden gittiğinde kıymetini ne kadar anlarsan anla hiçbir işe yaramıyor. Zeynep daha çocuk olduğu için hiçbir şeyin farkında değil, o yüzden babasına aşırı düşkünlüğü. Melis ise her şeyi birebir yaşamış ve çok iyi anlıyorum tepkisinin büyüklüğünü. Zaman zaman sergilediği pişmanlıklarla, aslında babasını ne kadar sevdiğini gösteriyor bize ama Tarık'a sıra geldiğinde sadece dikenleri kalıyor geriye. Ve bir süre daha öyle devam edecek gibi. Tarık'ın önce o dirayetli adamı saklandığı yerden çıkartması lazım. Ardından da, Seçil'in karşısında daha dik durabilmesi. Eline geçirdiği vazoyu, süs eşyasını kırarak olmaz yalnız o. Başarmak için savaşarak olur; tıpkı öğrencilerine öğütlediği gibi...


Yani nasıl Hakanların ondan öğrenmeleri gerek bir şeyler varsa, onun da Hakanlardan öğrenmesi gerek bir şeyler var. Savaşmanın yalnızca topla, tüfekle, kanla olmadığını; ter akıtarak olduğunu vurgularken, farkında mı acaba kendisinin de Seçil'le bir savaşta olduğunun? Ve gerçekten hakkıyla mücadele etmek için uğraşacak mı?.. Bence, evet. Başarılı olur/olmaz, zaman gösterecek ancak o eski Tarık'ı yeniden getirecek gibi ve onunla birlikte aşka da yürüyecek... Bahar ile olan sahnelerinden şimdiden kıvılcımlar çıkmaya başladı. Her ne kadar didişip dursalar da, büyük bir aşkın içerisine düşmeleri yakın. Bize de bol bol eğlenecek sahne çıkacağı kesin. Zira Tarık tıpkı bir yaramaz çocuk gibi. Bahar ise disiplinde bir zirve. Bildiğin dolu eğlence bizi beklemekte...


Zorlu bir çocukluk, zorlu bir ergenlik, zorlu bir gençlik... Hakan ve çetesinin parolası resmen bu. Ama öyle de güzel ayakları üzerinde duruyolar ki, bu onları sevmek için birçok sebep veriyor bize. Tabi bu güzel dostluğun arasına nifak tohumu ekmek isteyecekler var gibi. Misal Sibel... Ne istediğini bilmez genç kızımız için en uygunu varlıklı bir aday ancak, ondan önce Hakan'la Fikret'in arasını açacağı izlenimini bu bölümden aldım ben. Hele Melis kıskançlığı alevlendikçe, her türlü çirkinliği yapacaktır. Elbette sonunda Fikret de onun gerçek yüzünü görür ama aşk bu, kalbine laf dinletmesi de uzun sürebilir. Şanslılar, yalnız değiller. Sadık, Ali ve Ömer'le günün sonunda her zorluğun üstesinden rahatlıkla gelebilirler. Bu bölümdeki yenilginin ardından, çokça mücadele ederek o zengin kolej çocuklarını bir sonraki maçta potada eritmek de dahil buna...


Aşkın filizleri etrafı en hızlı saran ikili onlar. Gerçekten karşı karşıya geldiklerinde de oldukça etkiliyorlar bizi. Diyaloglarıyla, birbirlerini etkiledikleri de ortada. Özellikle de Hakan'ın... En çileli karakter o görünmekte önümüzde. Bir babası var, düşman başına. Adamın hatta ikinci bir hayatı da var ve çocuk bunu bilerek ona baba demek zorunda. Yaşadıkları, gördükleri, sınandıklarıyla erken büyümüş. Sert bir kabuk var ilk başta karşılaştığınız ama yumuşacık bir kalp köşede sizi içine dahil etmek için de beklemekte... Melis, o kabuğu daha ilk dakikadan aşmayı başardı. Hakan'ın kalbindeki yerini de aldı. Karşısına her çıktığında o da Melis'in kabuğunu kıracak çabayı sarf ediyor ama onun mücadelesi biraz daha uzun sürecek gibi. Görünen, kalbi ve gözleriyle Melis'in de etkilenmeye başladığı. Ancak asıl sorun onun daha çok mantığıyla hareket etmesi ve oldukça da inat olması. Yani kendi içinde bile bu aşk için büyük bir mücadele verecektir. Sonunda kalbine yenik düşer ama ne kadar sürer bilinmez.  Ve acaba o zaman Hakan'ı bıraktığı yerde bulabilir mi?.. Tamam, tamam yersiz dram oldu bu son kısım, adam ne yapacak gidip de başkasıyla aşk yaşayacak değil herhalde? Değil mi sevgili senaristlerimiz? (bi emin olamadı)


Daha çok bencillikle hareket eden Seçil'e gelirsek, bu bölüm açıktan Tarık'a karşı aşk beslediğini itiraf etti. Bu aşkın bir sonu olmadığının farkında ve bu farkındalık onu daha da tehlikeli yapmakta. Yeğenlerini çokça sevdiğine eminim ama çocukları ondan koparmak için verdiği mücadelede daha büyük yüzdenin, Tarık'a acı çektirmenin hazzına ait olduğu kesin. Elde edemediği sürece şiddetini daha da arttıracağı da. Ama Tarık'ın şansına Bahar olacak yanında. Seçil'e ise hüzün deryalarında boğulmak kalacak geriye. Şu an yazarken bile ciğerim soldu haline, demeyeceğim tabi. Beter olsun elbette!..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder