9 Nisan 2017 Pazar

Adı Efsane: Bence, ikincisi...


İnsan seçimlerinin bedelini elbet öder. Yaptıklarının ve hatta yapmadıklarının da. İnsan, mutlu olabileceği her seferinde kendini mutsuzluğa ittiği için hak eder, mutsuzluğu. Ve sonra ne kadar dövünürse dövünsün hiçbir şeyi değiştirememe ihtimali var ki, aman aman... Melis'in yaptığı gibi yani. Bencilliğin ona hiç yakışmadığına tanıklık ettik bölüm boyunca. Sırf kendi çıkmazı yüzünden, onca hayatı dinamitlemeye çalıştı hiç düşünmeden. Babasını alıp götürmek, tek başına babasını alıp götürmek değildi çünkü. Onunla birlikte, tüm çeteyi de umutsuzluğa hapsetmekti. Asıl niyeti, Hakan'a işkence çektirmekti ama daha sonradan başını çok ağrıtacak bir vicdan azabının altına eline koymayı tercih etti...

11. Bölüm


Normalde bu huy, dizi sınırları içerisinde Seçil'e aitti biliyorsunuz. Sırf, Tarık'a olan aşkından yeğenlerine büyük bir yalnızlığı ve babasızlığı reva görüyordu. O şimdi görece değişmeye başlamışken, huyunu bir başkasına devretmesine gerek var mıydı bilemiyorum. Bu tür şeyleri kafasına takan bir kız gibi durmuyordu açıkçası. Aslında kendisine dair tüm teorilerim farklı çıkıyor. Takılacağı şeylere yaklaşımı bambaşkayken, çok da takılmaması gerek şeylere fazlaca tepki veriyor. Evet, Sibel ile Hakan'ın öpüşmüş olması 'masum' bir şey değil. Ama Hakan'ın bile isteye, öpmesine müsaade ettiğini düşünmesi de biraz saçma... Ona ben de kızdım, Sibel'in fazlaca yakınlaşması sonrası kendini geri çekmedi diye lâkin bu kadar ağır bir yaftalamaya da gerek yoktu. Bu noktada Hakan güzel bir ders verdi ona. Birinin yaklaşması ve öpme eşiğinin aslında ne kadar kontrol edilemez olduğunu gösterdi. O andan sonra da Melis'e dank etti ama babasını koleje gitme fikrinden yine de vazgeçirmedi. 


Tarık'ın hayatı hep bu ikilemlerle geçecek zannediyorum. Ne zaman bir yanı toparlasa, diğer taraf batıyor mâlum. Bazen hiçbir şey yapmadığından, bazen de ne yaparsa yapsın engel olamadığından... Melis'in darlamaları ve yine kendileriyle onu tehdit etmesi hoş değildi. Ama yine de tek başına, boyun eğdirmezdi bu. İşin içerisine bir de Zeynep girince, otomatikman renk de değişmeye başladı. Melis'in tehditleri, Zeynep'in vicdanına vicdanına yüklenmesi derken; çaresiz kabul etti kolej meselesini. Tabi son anda bir şekilde imza atmaktan vazgeçeceği kesin. Müdürün bizim çete için, "Kenar mahalleli" demesi bu noktanın fitilini ateşledi çünkü. Aslında normal şartlarda kendisine bu tabir sebebiyle çokça kızmam gerekirdi ama Tarık'ı vazgeçirecek o an için yegâne argümanı sunduğu için pek de bir şey demeyeceğim. O da istemiyor neticede, Tarık'ın okulunda olmasını...


Benim bu noktada istediğim ve beklediğim asıl şeyse, Tarık'ın kızları için yine de imza atacağı sırada içeriye Melis ve Zeynep'in girip, buna mecbur olmadığını söylemesi açıkçası. Hazır maç sonrası ikilinin, babalarının mutluluğunun kendi mutlulukları olduğuna dair bir konuşmasını izlemişken. Bakalım, nasıl bir vazgeçiş izleyeceğiz. Nasılsa Kıvanç'ın burnunu sürtmesi için illa ki koçu olmasına gerek yok. Ondan her türlü kıvılcım çıkartır zaten istediğinde... Eline koz geçen kötülerin bu kozu kullanma hızlarına her zaman ayar olmuşumdur ve kendisine de pek fazla ayarım. Çetenin antrenmanını mahvetmese olmuyordu sanki. E eline, Tarık'ın kendisine daha çok diş bilemesi dışında ne geçti? Hiçbir şey. Hâlâ Melis ile mutlu bir ilişki hayâli kuruyorsa, boşa beyin kıvrımlarını yormasın bence...




Bak, Tarık Hakan'la kızının bir ilişki yaşamasına müsaade eder mi onu da bilemiyorum. Tabi bizim ikili, bir ara imkan bulup da çıkmaya başlayacak mı o bile meçhul. Biliyorsunuz, tam 'bir oldular' dediğimiz her seferinde kaos yaşanıyor ve aralarına aşılmaz duvarlar örüldüğünü görüyoruz. Sil baştan o yolu yeniden adımlamalarını izliyoruz sonrasında da. Şimdi yeniden o başlangıçtalar. Melis, Sibel noktasında fazlaca üzerine gittiği kanısını pekiştirdi. Son provası sırasında Hakan'ın gelmesi, iyi bir çözüm oldu. Elbette hemen onun ardından Kıvanç'ın da gelmesine gerek yoktu. Ne güzel, öbüşeceklerdi belki? Nedir bu çıkmaz? Yazık değil mi bu çocuklara? Ayıp değil mi? Günah değil mi?!.. (tam bu satırları yazar iken, tarafıma "kısmetten ötesi yoktur" diye twit atan sevgili Tunus Taşçı'ya ithaf ediyorum bu soruları) Hiç oluyor mu efenim gerçekten?.. 


Olmayan şeylerin başında, bir de Seyfi geliyor. Bu kadar hafta sabrettim, dedim yazmaya dahi değmez ama artık bir şeyler yazmam farz oldu hakkında. Zira adam her hafta, şerefsizlik noktasında level atlıyor. Kötü karakter olur da, böylesi alçağını da az gördüm. İnsanın en azından bir omurgası, kötülüğünün kayda değer bir dayanağı olur. Hiçbir savunulacak tarafı yok. Karısının evine göz dikmiş, onu evden atıp yerine metresini yerleştirme derdinde inanabiliyor musunuz? Televizyon camından ağrı kafasına bir şeyler atmak istedim gerçekten. Bu nedir yahu? Bu nasıl bir aymazlık? Bu nasıl bir yüzsüzlük? Bu nasıl bir utanmazlık?.. Aslına bakarsanız o kadına zerrece üzülmüyorum. Çünkü ciddili alık. Bu şerefsizin nasıl bir adam olduğunu çözememiş hâlâ. Benim üzüldüğüm nokta, Hakan'la kardeşi. O kadının saçmalıklarının faturasını, kendisinden çok o ikisi ödeyecek çünkü. Tek kurtuluş, Hasan'ın Melis'i vuran adamları gözaltına almış olması. Birisi ser verip sır verme taraftarı değil ama az biraz pısırık olan sonunda dayanamaz da Seyfi'nin adını verirse bomba. Verir mi? Umarım. Hakan'ı daha fazla yıpratmayalım...


Bahar ile Tarık'ın çift olmasını uzunca zaman desteklemedim. Bahar'ın despot tavrı sebep, bu fikirden kolay kolay vazgeçeceğimi de düşünmüyordum. Lâkin, kendisi artık o eşiği aştı bana göre. Tavrında çok olumlu bir değişme var. Sadece tavrı değil, hafiften kişiliğinde de değişimler seziliyor. Ve Tarık'la da çok yakışıyorlar. Annesinin bu ilişkiye her daim maydanoz olacağı kesin ama bir şeyler yaşamasının önüne de geçmesin artık. Ne olacaksa, yaşayıp görmesine izin versin. Belki de çok mutlu olacak, bu ihtimali atlamasın. Çünkü Tarık da değişti çok fazla. İlk bölümlerde izlediğimiz karakter değil artık... Tabi Seçil'in bu ilişkiye tavrı nasıl olacak belirsiz. Onların artık önlemez duran aşkına sergileyeceği yaklaşımı ise gelecek hafta dans ederlerken görmesi sonrası şahit olacağız. Ya çaresizce kabullenip köşesine çekilecek ve aşk acısını yaşamaya devam edecek ya da gemileri öyle bir yakacak ki, uzaydan dahi ateşinin şiddeti görülebilecek. Bence, ikincisi...

Beklenen Kral

1 yorum :