30 Nisan 2017 Pazar

Adı Efsane: Ooo yeni bir çıkmaz, alırım bi dal!..


Arada olur öyle, insanın başına olmadık işler açılır. Hiç olmadık şeylerin altından, bambaşka şeyler çıkar. Verdiğin tepkinin ya da gösterdiğin yolun üçüncü kişilerce yanlış anlaşılma ihtimali doğar. Attığın adımın, ilerlediğin yolun sonunda karşına kocaman bir duvar dahi çıkabilir... Önemli olan kendinden emin olmaktır. Ancak bu, içerisine düştüğün yanlış anlaşılmalardan ve zorluklardan sıyrılmanı sağlayabilir. Ve kesinlikle bu, olmadık işin sonunu hazırlayacaktır... Hakan yine hiç olmadık bir yanlış anlamanın tam göbeğinde. Hem de olabilecek en hassas noktalardan biri üzerine. Pozisyon itibariyle de, her şey o kadar yanlış anlaşılmaya müsaitti ki Tarık'a, çıkıştığı için kızmam dahi yersiz olacaktır. Burada devreye girmesi gereken kişi Melis'ten başkası değil. Bakalım girecek mi? Bakalım, ikna olsa dahi Tarık bir ilişki yaşamalarına izin verecek mi?..

14. Bölüm




Hakan'ın hayatı resmen yanlış anlaşılmalar ve fedakârlıklar arasındaki ince çizgide ilerlemekte. Karakterin nefes alması için dahi neredeyse zaman zaman aralık bırakılmıyor. O dirayetli olmasa, çoğunun altından kalktığını da göremeyiz zaten. Yeni yanlış anlaşılmanın sebebi biraz daha trajik... Bir babanın, kızının kolunu tutmuş "Hayır hiçbir yere gidemezsin!" diye bağıran bir adama tepkisi nasıl olabilirse, Tarık'ın tepkisi de muhtemelen ilk aşamada öyle olacak Hakan'a. Haklı olarak, buna asla da kızmam. Ama eğer Melis tarafından ikna edildikten sonra hâlâ, Hakan'ın ondan uzak durmasını isterse, bak işte o zaman çokça kızılmayı hak edeceği kesin. Fragmanda görülen, öyle olduğu. Tabi Hakan'ın gerçek niyetini anladı mı anlamadı mı bilinmez. Umarım, anlamadan önceki çıkışmasıdır ve sonradan durum tatlıya bağlanır...


Melis başı diklikte ve çocukça hareket etmekte bu bölüm resmen Kıvanç'la aşık attı. "O ev bizim de evimiz" diye kalkıp Tarık'a gitmesi, evde gördüğü Bahar'ı resmen kovması, daha sonra tekrar babasıyla Bahar'ı yan yana görünce bu sefer de ortadan kaybolup saklanmaya çıkması tamamen çocukçaydı. Hakan'ı bu çocukluğa alet etmesinin bedelini de, ikisi birlikte ödeyecek aslında. Sadece Hakan ödemeyecek. Çocukça tavırlarının ve akla mantığa sığmaz hallerinin bir bedeli olmasını isterim ama işte ben de Hakan'ı düşündüğümden, buna karşıyım. Melis'in aklı başına başka bir şekilde gelmeli. Yanında Hakan'a da bedel ödeterek değil... Onun karakterinin belirsizliği noktasında her hafta mutlaka bir cümle kuruyorum. Bu gelenek yine bozulmayacak anlaşılan, Zeynep'in öğrendiğinde verebileceği tepkileri verdi. Ki bence, öğrendiğinde Zeynep dahi öyle tepki vermeyecektir Bahar'a. Ablasına aklı selim davranmanın ne demek olduğunu göstermiş olur böylece... Bu bölüm ne yazık ki izlerken karakterin haline, tavrına zerre katlanamadım. O sebeple giydirmeden  de duramıyorum. Daha sert yazmasını da bilirdim ama Melis, Almila Ada'nın naif performansına dua etsin...


Aşklarının önündeki 'gerçek' engellerden bahsetmiştim geçtiğimiz haftaki yazımda. Kıvanç'ın onların yanında hiçbir şey olduğundan da... O gerçek engellerden birisi de Tarık işte. Ne kadar severse sevsin, insanın canından bir parça araya girdi mi kesip atması o kadar kolay olur. Hakan için her türlü yeni bir zorluk daha doğuyor yani. Alnının akı, kaşının yarası, sol gözünün altında arada belirip çoğunlukla kaybolan kızarıklık ve saçının her hafta farklı bir ivme yakalayan kıvırcıklığıyla atlatır umarım bu derdi de. Baktı atlatamıyor, seçmeleri de hazır kazanmışken kalksın gitsin. Şu durumda gitmesini hiç istemem ama ilerleyen zamanlarda çokça haksızlığa uğrayacaksa yine, yeni, yeniden; gitsin kurtarsın kendisini tüm bu dertlerden. HakMel'i seviyor vede destekliyoruz da zaten hayatının her anı elem, keder olan Hakan'ın yeni harcanmalara maruz kalmasını da istemem...


İlk birkaç zaman empati yapma noktasında arşa yaklaştım. Haklıydı, çektiği iflah olmaz bir aşk acısıydı. Terk edilmişti de... Ama eğer etrafında sana destek olan, daima iyiliğini düşünen ve haline, senden daha çok üzülen onca insan varsa; bir yere kadar. Fikret'in, Sibel takıntısının varacağı bir yer yok. Sibel'in ona yar olmayacağı açıkken, gözünü karartıp her an ve daima onu arzulamanın ve bu halinin diğer herkes için zarar olduğunu bile bile böyle davranmaya devam etmenin hiçbir mantıklı yanı yok. Empati eşiğimi arşa kadar çıkarmıştım, şimdi magma tabakasında gezmekte. Karaktere kesinlikle yeni bir aşık getirilmeli. Çişil mi ne, öyle bir karakter varmış (ne kadar da konuyla alâkadar), o arkadaşla bir an önce baş göz edelim Fikret'i. Ayağı iyileşene kadar, eskisi gibi neşe dolu haline dönsün. Bu kasvetli halinden ben darlandım çünkü. Sadece ben değil, sonunda Aliler bile darlandı. Yani bir insan kendine hiç değer vermeyen birisi için daha ne kadar hayatını karartabilir? Bölüm sonundaki düzelme sinyallerini ise sevdim. Fikret neşe saçmak için yaratılmış. Ona bunu çok görmeyin...


Bahar ile Tarık mevzusu ise yine çokça karışık. Belirsizliğinin de uzunca bir süre devam edeceği ortada. Melis'in tavrındaki keskin kırılmayı görene kadar, sabretmeleri gerekecek. Ancak, gelecek bölüm fragmanında görüldüğü üzere Bahar pes etme noktasına gelmiş bile. Kendince haklı. Tarık'ı zor bir durumda bırakmak istemiyor. Ama tabi bunun çaresi, ardına bakmadan çekip gitmek de değil. Bir hale yoluna koyarlar sanıyorum aşk defterlerini. Koyamazlarsa da büyük kayıp olur, söyleyeyim. Harcanmaya değer değil zira, gözlerinden saçılan enerji... Seçil'in ilk müdahalesi, Melis cephesinde oldu ve beklediği etkiyi yarattı. Ama ucu kendisine de dokundu. Melis yavaş yavaş sürekli babasını kötü gösterme halini sorgulamaya başladı. Bunun bir sonraki aşaması, aslında aşık olduğunu anlaması-ki, Bahar'a böyle davranan Melis'in, teyzesiyle babasının aşk yaşama ihtimaline nasıl yaklaşacağını iyi kestirmeli Seçil buradan. "Ooo teyzeciğim, annemi salla sen. Hadi babamla sevgili olun" diyeceğini beklemiyordur bence. Hatta Bahar'a gösterdiğinden daha sert bir tepki beklesin. Ve bence yeğenlerini kaybetmemek için bu aşk defterini, bencillikle intikam alma oyunlarını bıraksın. Evdeki çalışanını da koydu, iyice yalnız kaldı. Bunu hak etmiyor kesinlikle. Kendine bunu reva görmeyi de, bir kenara bıraksın...


Keyifli bir bölüm izlediğimizi söyleyebilirim. Ne kadar ciddi olursa olsun, tüm deli doluluğuyla her konuyu komik bir hale sürükleyen Tarık'a ise kesinlikle tavım... Melis ve Fikret cephesinde de gözle görülür düzelmeler izlersek, tadından yenmeyeceğinden eminim. Hele de Fikret... Ve bir de, bu bölüm itibariyle iki senaristimizle vedalaştık. Nazlı Sunlu ve Hilal Yıldız'a emekleri için teşekkürler. Tunus Taşçı'nın yine başı çektiği senaryo ekibine, Eylem Akın, Muratcan Tura ve Filiz Alpgezmen dahil oldular; onlar da hoş gelmişler. Taşçı olmasa, gelen gideni aratmaz umarım yazardım ama şükür, onu kurtardık. Sadece yeni ekip üyelerinden ricam, Hakan'ı siz bari sevgili Taşçı ile mücadele edin de bu kadar örselemeyin. Ona da, bize de yazık gerçekten... (engellendi)

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder