28 Nisan 2017 Cuma

Vatanım Sensin: Mağlubum, mağlupsun, mağlubuz...


Bencilliğin sınırları yok gerçekten değil mi? "Benim olsun, ben olayım, bende olsun, benimle olsun, benle olmazsa yok olsun!" Bu kafayla hiçbir zaman mutlu olunmaz gerçekten. Bu kafanın insanı götürebileceği hiçbir yer yok. Sonunda mutsuzluktan başka bir getirisi de yok. Ancak, o acı son gelene kadar bunu kavrayamayan insanla dolu dünyamız. Geçmişte de öyle olmuş, günümüzde de öyle ve acı ki, gelecekte de böyle olması kaçınılmaz. Bencillik bir kene gibi yapıştığı yerden beslenir ve hiç durmaz. Doğurduğu kötü sonuçları ise zerre umursamaz... Yıldız yine olmadık bir işin peşinde ilerlemekte. Kendisinin olmadı diye, Hilal'e de yar etmeye niyeti yok anlaşılan Leon'u. "Ya benimsin ya kara toprağın" kafasını yüz yıl öncesinde yaşamaya başlamış. Lâkin, eline hiçbir şey geçmeyeceği de ortada. Aslında bilmeden Hilal'e iyilik yaptığı da...

25. Bölüm



Veronika her geçen bölüm biraz daha hayâl kırıklığına sebep oluyor bende. Ben onu bu kadar alık bir karakter olarak tanımadım aslında ama sanırım haline, tavrına kandım. Onlarca yıllık asker eşi değil de, daha dün Vasili ile evlenmiş gibi davranmasını anlamıyorum. Askeri erkânı, hangi davranışın ne sonuçlar doğuracağını, en ufak hatanın dahi nasıl cezalandırılabileceğini bilmiyormuş gibi, Leon'un yazdığı mektubu alıp da Vasili'ye gitmek neydi gerçekten? Tamam, çaresizliğini anlarım. Leon kendine bir şey yapmadan, onun bulunması için çaba gösterilmesini istemesini de. Ama "Mektupta bahsettiği ihanet ne?" ne demek? Bilmiyor musun silah mevzunu, hiç mi duymadın kontrolü onun yaptığını? Evet, konakta bu konunun konuşulmasını istemiyordu ve lafı konuşmaya çıkanın ağzına tıkıyordu ama bu bilgiden de mahrum olma ihtimalini pek olası görmüyorum. Alıklığına kurban edecek resmen Leon'u...


Haklının hakkını teslim etmek olsa da, yaptığının adı vatana ihanet. Bir Türk'ün, Yunan'a aynı yardımı yaptığını izlesek; asılmasından tutun da, kellesinin uçurulmasına kadar kırk tane ölüm çeşidini sıralarız peşi sıra. O sebeple, Vasili'nin oğlu olsa da böylesi bir tavırda olmasını yadırgamıyorum. Stavro zaten kendinden önemli herkese düşman olduğundan, hele onu hiç yadırgamıyorum. Ama keşke mektubu onun okumasına da izin vermeselerdi. Aslında, Vasili'nin oluru olmadan aldı eline mektubu. Bir şekilde bu olaya da dahil olmuş oldu. Onu dışında tutabilseydiler, Leon meselesini kapatmak daha kolay olabilirdi. Stavro'nun gözü dönmüş kişiliğinin, büyük bir ceza verilmediği sürece bu durumu kabullenebileceğini hiç sanmıyorum. Bir şekilde, kandırılabileceğini de. Çok çok, o ihaneti Hilal'e duyduğu aşk olarak gösterilirse yeme ihtimali var. Ama Hilal buna razı gelir mi, Leon o razı gelse dahi onu zora sokmamak için kabul edip de der mi bilmem. Ancak ve lâkin ve hatta mamafih, yetmez ise velhasılıkelam Leon'a bir şey olmasın rica edeceğim. O bizim müşkül prensimiz yahu, ne demek ölmek ya da uzaklara sürülmek?..


Uzaklara gitme fikri, Leon'un kurtuluşu için tek çareydi. Bana sorsalar Azizelerin evinde kalmasını ve Hilal'le karşılıklı yataklarda yatmalarını isterdim. Yunanların ani baskınında da, hemen korurdu müşkül prensini. Hem de bol bol mağlup olabilirdi ona... Tabi ağzımıza bir parmak mağlubiyet çaldılar tam da o sırada. Gitmesini sindirmemiz daha kolay olsun diye tamamen. İkinci kez ama ilk defa iki tarafında tüm şehvetiyle yaşadıkları mağlubiyete ne desem bilmem. Alnından öpseydin keşke Leon!.. Mağlup oluyorsunuz, bari tam olun. Neyse, buna da şükür. Hem mağlup oldular hem de Leon gitmedi, daha ne olsun?.. Yıldız, Leon'un başına bir şey gelmediğinde asıl ne yapacak onu pek merak ediyorum. En kötü ihtimalle askerlik görevinden el çektirilecektir. Böylece safını değişmesinin de önü açılmış olacak. Belki de Cevdet'le sırt sırta Kuvâ-yi Milliye için savaşacak kim bilir... Bildiğim bir şey var ki o da, Yıldız'ın kötülüğünün günün sonunda yine eline yüzüne bulaşacağı. Bencillikle hiçbir yere varamayacağını yine anlayamayacak ama Leon'un uzaklara gitmesine mani olduğu için büyük bir pişmanlık yaşayacak. Beter olsun!.. 


Karşımızda durdurulamayacak ve artık üçüncü kişilerinde haberdar olduğu bir aşk var. Hilal artık aşkına, değil Leon'a dile getirmekten sakınmak, gerekirse dünyaya haykıracak kadar çok sahip çıkıyor. Bu da onlar için yeni bir maceranın başlangıcı demek. Şimdi ilk öğrenen Mehmet oldu. Hem de en acı şekilde öğrendi. Hilal'e tavır yapmasına sebep olacak da bir argüman oldu bu. Tabi yapacağı ilk şeyin, matbaadaki çocukları ona karşı tavır aldırmak olmamasını umuyorum. Hele Ali Kemal'e söyleme gafletine düşerse, "YUH!" derim. Ama ondan da tıpkı Tevfik ve Yıldız gibi her şeyi beklerim. HiLeon'un kolay bir aşk yaşayacağını hiçbir zaman söylemedim, bunu beklemedim de. Ben aşkın zor elde edilip, yaşananına daha çok değer veriyorum. Ve ikilimizi sevmemdeki asıl etken de bu. Mehmet ya da Yıldız ne yaparsa yapsın, sonunda aşkın kazanacağına inanıyorum. O son ne zaman gelir tabi hiçbir fikrim yok. Yeter ki arada böyle bol yiyişmeli mağlup olsunlar, ben ona da tavım...


Şerefsizliğinin bir alnında yazmadığı Mirliva Tevfik'in, büyük bir piyon olduğu Kuvâcı avında, acı ki başarılı olduğunu görüyoruz. Bir süre daha böyle olacağını da biliyoruz. Bu uğurda birçok mebusa da acımasızca kıyıldığını izledik. Misak-ı Milli'nin kabul edilmemesi için her türlü çirkinliği yapacakları da kesinleşti. Sonunda kabul edildiğini bilmiyormuş gibi, kendimi yerken buldum bu sahnelerde ciddi ciddi. Tevfik tam bir şerefsiz, kırkayak, rezil ötesi bir adam. Ancak, Onur Saylak öyle bir karakter performansı sergiliyor ki, hayranlıkla izliyorsunuz nefret ettiğiniz bu karakterin her sahnesini. Ve hatta yalan yok, uzun zaman sahnesi olmadığında gözüm de arıyor. Tabi bu demek değil ki, bu devran hep böyle sürsün istiyorum. Tevfik hep böyle şerefsizlik yapsın ve yanına kâr kalsın... Mebus Rıza'nın da bu noktada hareket edeceğine inanıyorum. Ben, onun Hamilton tarafından Kuvâcıların içerisine sokulduğunu düşünmek istemiyorum. Tam tersi, o Kuvâcılar için onların safında görünecek diye yaklaşıyorum meseleye. Umarım yanılmam. Eğer yanılırsam da, Hamilton'un Azize ile ilgili öğrendikleri sonrası Tevfik'ten onu öldürmesini ya da terk etmesini istemesini bekliyorum. Tevfik ne kadar şerefsiz olursa olsun, Azize'ye olan aşkından ona bir şey yapamayacağından muhtemelen terk edecektir. Ve Cevdet ile yeniden birlikte olmalarının önü açılmış olur böylece... Yani iki türlüsü de makbul gibi, nasılsa Misak-ı Milli'nin her türlü kabul edildiğini biliyoruz. Ha bir konuda sorun yaratma ihtimali var, o da alt paragrafta gizli... -Bu arada Avni Danyal, hoş gelmiş.-


Her zaman mücadelesi zorluydu ama şimdi bir de Azize'den bir çocuğu daha olacağını biliyor ve kafasında kurdukları derya deniz olma yolunda ilerliyor. Ona babalık yapacak adam da vatan haininin önde bayrak sallayanı olduğu için, Cevdet'in bu durumu kabullenmesi iki kere imkansızlaşıyor. O sebeple, Tevfik'in gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için elinden geleni yapmaktan hiç çekinmeyecektir. Bu noktada aklın Kara Fatma'dan -Demet Evgar da hoş gelmiş.- gelmesi ise yerindeydi. Tevfik'le Azize'nin evli kalması önemli. Daha hızlı hareket edebilmek, hakkında aleyhinde kullanmak üzere bilgi toplayabilmek için. İşte bu sebeple, Rıza beyin karşı tarafa oynaması mühim... Azize'nin Tevfik'ten kurtulmasını ve Cevdet ile yeniden birlikte olmalarını çok istiyorum ama Tevfik'in bu durumda gücüne güç katma ihtimalinin artacağını da kabullenmek gerek. Karda yürüyüp izini belli etmediği mâlum. Lâkin yardımlarına, Yunan tarafının görüldüğü yerde Rıza beyin gözaltına alınması emri koşabilir. Karşı tarafa oynamıyor çıksa bile, belki de Rıza bey henüz Azize'nin ismini vermemiştir. Ve Cevdet'in onu gözaltına alması sonrasında da veremeyeceği kesin. İhtimallere kaldı yani işimiz. Neler olacak, göreceğiz...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder