21 Mayıs 2017 Pazar

Adı Efsane: Elinize mi yapışırdı yahu?..


Ayrılıklar, üzer... Vedalar, geri dönülmez kararlar... Bu bölüm Adı Efsane'yi izlemenin tam bir işkence olacağını düşünerek oturdum ekran karşısına. Tarık dört bölüm sonra gidecek efkârının yanında, aşırı dramdan bileklerimizi kesecek noktaya yeniden geleceğimiz düşüncesi hakimdi tamamen. Ama yanıldım. Uzun zamandır izlediğimiz en keyifli, en sağlam bölümdü zira. Zerre sıkılmadım, aklıma da özel birkaç an dışında hiç gelmedi Tarık'ın gideceği gerçeği. 'Gençlik dizisi' kıvamında yaz boyu ekranda olacak dizinin bu tonda devam etmesi halinde, tadından yenmez; söyleyeyim...

17. Bölüm




Kendisini dünyanın hakimi zanneden insanları oldum olası sevmemişimdir. Bencillikle, sadece kendine yontanların bir zaman sonra kaybetmeye mahkûm olduğu da açık... Kıvanç'ın babasına tam da bu özellikleri sebebiyle katlanabilmek çok zor gerçekten. Hadi Kıvanç'ın yine sevimli bir yanı var, babasında olumlu tek bir yan yok. Oğlunu dahi sürekli ezikleyen birinin, başkalarına insan gibi davranması da beklemem. Bundan sebep, Tarık meselesini yumuşatabilecek tek unsur okulun müdürü olabilirdi. Ama o da paranın kölesi olduğundan, hazin sonun taşları döşenmeye bu bölümden başlandı... Takımla birlikte başarıdan başarıya koşmalarını izlemeyi isterdim doğrusu. Erdal Beşikçioğlu mükemmel bir oyuncu ve her sahnesi ders niteliğinde. Bundan mahrum kalmak da ayrıca sıkıntı olacak. Sürecin nasıl tasarlanacağı, sonunda Tarık'ın komple nasıl gideceğini hiç düşünmek istemiyorum şuan için lâkin çokça üzüleceğim kesin. Bakalım, neler olacak bu konuda...


Melis beni şaşırtmaya devam ediyor. Tarık'la bütün sahneleri çok iyiydi. Çok dokunaklı ve sağlamdı ayrıca. O çocuksu hareketleri, söylemleri yoktu. Erişkin bir insan gibi yaklaştı meselelere ve şimdiye değin tam da olması gereken zaten buydu. Velayet konusundan bağımsız olarak, Hakan noktasında da çok iyi konuştu. Aslında Tarık'ın bam teline dokunması sebebiyle, onun biraz olsun bu aşka karşı yumuşamasını bekledim ama şimdilik hâlâ o yönde bir ilerleme yok. En azından, bir süre daha olmayacağı da garanti gibi. Seçil'in ideal karakter evrimi noktasında, velayet meselesine çok da müdahil olmaması, hatta neredeyse bile isteye velayeti Tarık'a bırakması ise ona çok yakıştı.


Onu desteklemek şimdiye değin çok kolay olmadı ama böyle devam ederse, bunu zevkle yapabileceğimi düşünüyorum. Şahsen nasılsa karakter gidecek diye velayet meselesinde Melis'in teyzesini seçeceğini düşünmüştüm. Ama senaristlerimiz kırıp dökmeden toparlamayı seçmiş, çok mutlu oldum... Tarık'ın okuldaki görevinden atılması sonrası hikâye nasıl şekillenecek göreceğiz. Müdürün kararından dönmeyeceği ortada. Bizim tayfa ne yapar, ne eder tekrar koçlarına kavuşur diyeceğim ama diyemiyorum işte onu da... Bu arada Seçil'in üzerindeki Tarık formasıyla Bahar'ı çatlatmaya çalıştığı sahnede çok güldüm. Kadın deliler gibi aşık, ne yapalım...


Basket maçlarını, o ruhu nasıl da özlemişiz değil mi? Bu duyguyu en yoğun hissettiğimiz bölümlerden birisiydi kesinlikle. Tabi olmazsa olmaz, her basket maçında olduğu gibi başını bir entrika bekliyordu ama sonu güzel bağlandı... Kıvanç'ın ne kendisine ne de takımına zerre güveni yok. Adam sadece bir şeyler istiyor ve onu elde etmek için şanını kullanıyor. Mücadele fikrinden o kadar uzak ki, güzellikle halledemezse; tüm çirkin yüzünü ortaya çıkartıyor... Hakan'ı, Sibel ile köşeye sıkıştırmak ve maçı kazanmaları halinde Fikret'e her şeyi söylemekle tehdit etmek tam da ona yakışır bir girişim. E, babasının oğlu. Ancak başlarda bu tehdide biraz boyun eğmiş olsa da, son kertede takımın maçı kazanması için gerekli tüm çabayı sergileyen Hakan'ı tebrik ederim. Mâlum, bu tehditlerin bir sonu yok. Bugün o maç için tehdit eder, yarın başka bir konu için eder; eder de eder, Kıvanç bu. En sonunda da sırf gıcıklığına gider her şeyi Fikret'e anlatır... Ondan sebep sonucu ne kadar kötü olacaksa olsun, bu gerçeği Fikret'e onun söylemesi çok iyi oldu. Umarım dostluklarının çok büyük yara aldığını görmeyiz. Elbet sınanacaklar ama rica edeceğim çok da uzun sürmesin. Burada da iş, Sadık ve Ali'ye düşüyor. Renkli tayfamız, solmasın...


Aşk mevzuna gelelim... HakMel'e bir türlü, "tam oldular" diyememek çok üzücü geliyor bana. O aşkı iliklerinde hissetseler dahi, her daim bir sorunun aralarına girmesi gerçekten can sıkıcı. Hakan'ın kolay pes etmeyi seven yapısı sinir bozucu ama Melis'in şükür ki onun tam tersi pes etmekten vazgeçmeyen kişiliği, ikilimizi hep bir arada tutacaktır. Aralarında daha nasıl sorunlar patlak verir bilemiyorum ancak onlar için birlikte olmak kaçınılmaz. Kim karşı durursa dursun, bir yolunu bulup yeniden aşkın en derin noktasına saplanıyorlar çünkü... Tarık'ın, Hakan'a neden bu kadar ön yargılı yaklaştığını anlamıyorum. Kendisi ile bir tutmak, yaptıklarının aynılarını yapacağını varsaymak ne kadar sağlıklı onu da bilemedim. Hakan bu yahu, altın gibi çocuk. Derdi, kederi, ızdırabı bitmiyor ama her daim güvenilir ve sağlam karakterli. Melis için en ideal sevgilinin o olduğunu düşünmeli aksine. Görürüz belki de bunu kısa süre içinde.


Yalnız koskoca bir ay boyu, yine öpüştüklerini göremeyeceğiz Hakan'la Melis'in. Mâlum, haftaya cumartesi Ramazan başlıyor. El ele tutuştuklarını görsek, ona dahi şükür edeceğimiz bir ay olacak. Bari insafa gelip, "Kuruttuk bu insanları, Ramazan girmeden bir öbüştürelim" deseydiniz ey senaristlerim! Elinize mi yapışırdı yahu, söyleyin?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder