31 Mayıs 2017 Çarşamba

Hayat Şarkısı: Mutlu bir son çok mu zor?..


Mutluluğa giden yolun, süslü taşlarla ya da ışıltılı ledlerle döşenmediği bir dünyada yaşamaktayız. Atacağın adımı on kere düşünmek zorunda olduğun bir hayatı kucaklamışız çünkü, doğduğumuzda. Geri kalan her şeyse, ya mutluluğu ya da mutsuzluğu çağıran kendi kararlarımız olmuş... Hülya gibi... Kendi kararlarını, hep kendisi verdi. Kendi hayatını yaratmak için didindi. Kendine çocukluktan itibaren bir yol çizdi ve o yolu izledi. Çok yanlış yaptı, çok hatası var, çokça kez suçluydu ama en sonunda aradığı o mutluluğa ulaştı. Peki ya daimi olacak mı?..

56. Bölüm



Hülya bir okyanus gibi. Dışarıdan baktığında uçsuz bucaksız, içerisine daldığında sonu gelmeyecekmiş gibi derin. Bir bilinmezlik hali hep var, o sebeple. Bir karmaşa hakim yaşamına. Tam da arzuladığı hayatın kapısı tamamen açılmışken, çok korkuyorum tökezleyecek diye daha adımını atar atmaz... Kerim'le bölüm boyu didişmeleri kesinlikle çok komik, çok eğlenceliydi. Ama bir yerden sonra artık psikolojik olarak rahatsızlık vermeye de başlamadı değil. İnsan hep diken üstünde yaşamaktan hoşlanmaz neticede. Ondan sebep, birine bir şey olmadan güzel bir sonuca ulaşılmasından ötürü mutlu oldum. Tabi bu durumu ilk başlatan olarak, Hülya'nın suçsuz olmadığını düşünüyorum... O nasıl bir ders vermekti öyle Kerim? Kadının yüreğine indi yahu, dik ve hatta yamuk yumuk olan merdivenleri ayağında koca topuklularla koşa koşa katetti. Sonra karşısında ona ders vermeye çalışan kocasını, sinsi sinsi gülerken gördüğünde başka ne yapacaktı ki? Hülya bu, elbette eline geçirdiği ortamdaki en sert cismi isabet eden yerine indirdi. Arada bir posta dayak da Mahir yedi tabi. Ama o da hak etti!.. Sen git kırk yıllık şefini sat, şimdiye değin hiç anlaşamadığın Kerim'le birlikte arkasından iş çevir. Kafasına indirseydi keşke Hülya o odunu!


Bu noktada yaratılan psikiyatri sahnesi ise yine yıkılıyordu. Dizide psikiyatriye gitmeyi gerektiren anlar o kadar güzel hazırlanıyor ki, evlere şenlik resmen. Bu sayede bir türlü anlaşamayan, sürekli karşı karşıya gelen Mahir ile Kerim bir orta yol buldu. Bundan sonrası için çok da iyi anlaşabilecekleri hissettirildi ve hatta Kerim'in, Hülya'ya evlilik teklif etmesi fikrini de bu dostluğu pekiştirme anlarının ilkinde Mahir verdi. Ondan sonrası ise masallarda geçen süslü evlilik teklifleri gibiydi. Görkemli bir malikanenin önünde, ışıl ışıl parıldayan bir gecede... Hülya'nın içerisindeki ukde sonunda gerçekleşti. O arzuladığı evlilik teklifini aldı ve artık evlilikleri daha gerçekçi. Mutlulukları da daha destekli. Geçmişi geride bırakmak en güzeli olacağından yeniden açmayacağım o defterleri ama Küçük Hülya, neyi arzuladıysa tam da ona sahip şimdi. Tek bir bilinmezlikle; o mutluluk hali sonsuza değin devam edebilecek mi?.. Final fragmanı oldukça kaotik. Mahir ile dedektiflik girişimlerinden biri muhtemelen patladı ve başlarına kötü bir şey gelecekmiş gibi. Mahinur Ergun'un finallerde mutlu sonu sevmediğini bildiğimizden, yüreğimde bir korku yok dersem yalan olur yani... 


Artık ne olur, nasıl olur ve sonucu ne getirir bilemiyorum ama ben Hayat Şarkısı için mutlu bir son arzuluyorum. Hülya için, Mahir için, Kerim, Bayram, Süheyla, Bade, Zeynep, Hüseyin, Nilay, Kaya, Ceylan ve hatta Hatçe hala için bile... Rica edeceğim, ciğerimizi dağlamadan bir veda çekilmiş olsun. Çok şey mi istiyoruz yahu, Mahinur Ergun hanımcım?.. Bakalım, artık ikinci fragmanı görene kadar kurar dururum kafamda... Hani şu da olabilir, Hülya'yı kurtarmak için olası bir suçlama halinde her şeyi Mahir de üstlenebilir. Bu durumda Hülya serbest kalmış olur ama Mahir için çokça üzüleceğinden asla mutlu olamaz ki. Bildiğin iki ucu şeyli değnek durumu yaşamaktayım, bölüm bittiğinden beri... Bir de iki bölüm önce görmezden geldim lâkin, o nasıl bakıştı be Mahir? O nasıl içinin derin bir yaraya sahip olduğunu göstermekti? O nasıl, oluk oluk hüzündü?.. Ben Hülya ve Mahir'i hep dost olarak görmek, onları öyle hatırlamak istiyorum ancak, Mahir'in bu bakışı yer etti bir kere aklımda. Belli ki çok sevmiş, dili "Şef" demiş ama kalbinden kim bilir neler geçmiş...


Psikiyatriste tek tek gidilmesi fikrini çok sevdim. Süheyla ve Hatçe halanın da gitmesi gerektiğini düşünüyorum bir de. Bu bölüm Bayram Cevher de yaptı açılışı. Görünen o ki, uzunca süre de katılacak seanslara. O nasıl bir bilinçaltıdır yahu? Onu geç, o nasıl bir çakallıktır?!. Süheyla'ya kendini bir türlü tam olarak affettiremeyen Bayram Cevher, resmen biricik torunu Ceren'i kullandı bölüm boyunca! Normalde kızmam gerekir bir durum ama ne kadar güldüğümü hatırlamıyorum bile. Sırf, Süheyla ile yakınlaşabilme fırsatı yaratmak için korkunçlu resimler çizip Ceren'in üstüne atmak nedir ya?.. Bu nasıl bir çıkarcılık?.. Deli adam!.. Süheyla'yı elde etmek için girişmeyeceği hiçbir yöntem kalmayacak o da ayrıca anlaşıldı. Sonu mutlu biten bir aşk olsun, onların ki de. Ama Hatçe de olsun hayatlarında. Zaten kaçarı da yok, bir şekilde malikaneye düşüyor yeniden yolu... Süheyla'ya ondan aldığı öç vesilesiyle kızmıyorum ama gözüm korkmadı da diyemem doğrusu. Kocası ayrı, karısı ayrı manyak. Hatçe hala da hiç sırıtmıyor aslında bu tabloda... 


Zeynep ile Hüseyin ise sonunda evleniyor!.. O ünlem işaretinin, diğer kullanımlarımdan farklı olarak büyük bir kızgınlık ürünü olduğunu belirtmeliyim. Eğer Zeynep, sonradan iyi bir karaktere dönüştürülmeseydi böyle olur muydu peki? Bence asla olmazdı. Şimdi Melek ile Hüseyin'in mutlu evliliklerini yazıyor olurdum... Zeynep'in değişimi mükemmeldi. Şahane bir kadına dönüştü ve çokça seviyorum onu ama bu uğurda Melek'in harcandığı gerçeğini de unutamıyorum. Yani bu evlilik için açıkçası sevinemiyorum. Baştan ya böyle olmayacaktı ya da onca yaşanandan sonra tamamen kopacaklardı. Ne bileyim, ben Zeynep'in daldığı o flashbackleri gözümün önüne getirdiğimde sadece bu görüş yankılanıyor zihnimde. Yanlış anlaşılmasın kızgınlığım karakterlerimize değil, keşke baştan böyle kurgulanmasaydı diyorum. Yine de şuan ki Zeynep'in mutlu olmasını isterim. Hüseyin'le evlilik bakalım bu sefer mutluluk getirebilecek mi? En önemlisi de, acaba onca gerilim çıkarsa evlenebilecekler mi?..


Çok güzel bir bölüm daha izledik. Hayat Şarkısı, dram ve komedinin anlatılamayacak ölçüde kusursuz harmanlandığı bir iş oldu. Bir sahne öncesince katıla katıla gülerken, bir sahne sonrasında gözlerimiz çokça kez doldu. Bir dakika içerisinde aynı karaktere hem çok kızdığımız hem de çok hak verdiğimiz de oldu. Onu özel kılan da zaten bu. Farklılıkları, karşıtlıkları o kadar güzel bir bütün yaptı ki; ortaya bu şahane dizi çıktı. Gelecek hafta son defa hakkında yazacağım. Artık o da gidiyor. O da bizi terk ediyor. O da, unutulmazlar diyarına doğru yol alıyor. Umarım o yolculuğu mutluluğu kucaklamış kahramanlarıyla tamamlar. Gerisi zaten bizim artık göremeyeceğimiz o, paralel evrene kalmış...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder