26 Mayıs 2017 Cuma

Vatanım Sensin: 'Bir gün yine mağlubuz...'


Parçalanmak, darmadağın olmak ne kolay. Ne kolay, suçlanmak, dinlenmemek, hor görülmek. Ne kolay, değer görmemek. Ne yaparsan yap bir türlü göze girememek ne kolay. Nasıl bir mücadele verirsen ver, her seferinde terslenmek ne kolay... Ne zorlu, bir düşmanın yakını olmak. Ne zor, düşman değilken düşman sayılmak. Herkesin seni sahiplenebilmesi ne zor. Söylediklerine, sözlerine itimat edilmesi ne zor. Ne zor, Leon ve Veronika olmak; ne zor... Kolaylıklar da, zorluklar da eşittir aslında. Farklı bir pencereden bakarsın ama gördüğün yine değişmez. Her türlü kaybeden olmak yazılıysa alnında, ne yaparsan yap değer görmez...

29. Bölüm




Öyle bir mücadele hali ki, kendini bir türlü anlatamayan, kimsenin dinlemediği bir Leon var karşımızda. Evet, telgrafı kullanılamaz hale getirmekte suçluydu. Evet, Hilal ölmesin diye babasının kuklası olmuş olsa da, ona yalan bilgi ve istihbarat vermemekte de suçluydu. Ama bu demek değil ki, onu düşman görmek mümkün olsun. Bir kez olsun dinlemesin kimse, bir kez olsun "Sen de haklısın" demesin... Bağırış, çağırış, havada uçan yumruklar eşliğinde; kadersizliğine bir çentik daha attı bu hafta Leon. Kendini -başta- ne Hilal'e anlatabildi, zaten ne yaparsa yapsın Ali Kemal'i ikna etmesi mümkün değildi... En çok canımı sıkan şey, delicesine dayak yerken dahi tek düşündüğünün Hilal olmasıydı. Bu nasıl bir vefadır arkadaş, bu nasıl bir aşktır?.. Telgrafın yalnızca iğnesi alınmıştı, bu iğneyi bulmak ne kadar zor olabilir ki? Leon keşke bir zaman sonra geri verseydi. Ama tabi o zaman da bölüm sonunda izlediğimiz kâbus olmasını arzuladığım sahne yaşanamazdı. Yani aslında Leon bir iğneyle, kurtuluş mücadelesine çelme takmış oldu. Bak böyle düşününce de, o dayağı hak etmedi diyemiyorum şimdi. Resmen ikilemler dizisi yahu...


Hakeza, Veronika da tıpkı Leon gibi sürekli dışlanmaya ve hor görülmeye çalışılıyor. Vasili bin bir dümen çeviriyor, faturasını ikisi ödüyor. Bu durumdan da bir kurtuluş görünmüyor. Hadi yine Leon, Veronika'ya göre daha suçlu pozisyonda; neden bu kadına da herkes atar yapıyor? O pabuçları tek tek getirip önüne atan kadınların kaç tanesi eşine söz geçirebilmiş ki, Veronika'yı Vasili'nin yaptıklarından sorumlu tutuyor? Açık konuşmak gerekirse, Veronika'nın biraz alık olduğunu düşündüğüm zamanlar olmadı değil. Bu olanlardan yana olduğunu düşündüğüm de oldu. Tam olarak belli etmiyordu düşüncelerini ama hissediliyordu. Ama şimdi büyük bir değişimin göbeğinde. O da neredeyse Kuvvacıların safına geçecek kadar kızgın kocasının yaptıklarına. Tabi öyle kolay değil saf değiştirmek de, taraf tutmak da. Yine de, Leon'la ikisinin duruşları benim için oldukça umut verici. Hazır şimdi birbirlerine de kavuşmuşlarken, kafa kafaya verip Vasili'nin karşısında durduklarını izleyelim derim...


Hilal'le Leon'un birbirleriyle bir türlü düzgün iletişim kuramamasından yana çok dertliyim. Hep bir şeylerin engel olduğunu görüyoruz. O telgraf meselesinin daha çok su kaldıracağı mâlum aralarında. Ama yaşadıkları mağlubiyet de enfesti. Ne olursa olsun, Hilal'i bırakmayı aklının ucundan dahi geçiremeyen Leon'u çok seviyorum. Hilal'i, yediği dayağın üzerine ikinci kez yumuşatan şey de bu haliydi. Senin canın için yapmadığı fedakârlık kalmamış, senin için vatan haini olmuş, sen ölme diye casus olmayı göze almış adamın; sen gidiyorsun diye kıta değiştirmeyi dahi göze alması şaşırtmaz elbette. Hilal de artık bunun farkında olsun ve Leon'u bir şeyler için suçlasa dahi aşkını göz ardı ediyormuş izlenimi yaratmasın. Aklının bir köşesinde bunca fedakârlık yer etmiş olsun. Ve rica edeceğim, düzgün aralıklarla mağlup da olsunlar. O ne güzel mağlup olmaktır, insafsız HiLeon!..


Mağlup olmak derken, ironi yapıyoruz elbette ama sanırım kaderin cilvesi bu söylemi ciddiye almakta. Zira şimdi mesele ne telgraf ne de aralarına giren başka sıradan sorunlar. Şimdi mesele, Cevdet'in Yunanların safında görünen bir Kuvvacı olduğunun ortaya çıkması. Ki bu çok su kaldırmaz, zira sel çıkartır. Tsunami yaratır. Hortumlar birbirini kovalar, gök taşı falan düşer... Bu nasıl bir bahtsızlıktır ki, Cevdet akıl edemedi Vasili'nin bir dümen çevirdiğini. Onun gibi bir adım atarken, on adım sonrasını düşünen biri bu oyuna nasıl geldi... Şimdi yine aynı yere varmış olacağız ama sanırım Azize'nin gerçekten hiçbir şey bilmemesi en doğrusuydu. Yahu daha kadın onun gerçeğini öğreneli iki bölüm geçmedi, herkesler de öğrenecek şimdi... Tabi Azize'yi, 'O kağıdı sokacak düzgün bir yer bulamadın mı?' diye azarlamak da doğru olmaz. Neresine soksun yani? O an çıkartıp, ağzına atabilirdi ama olay o kadar ani gelişti ki, kitlenip kalması normal. Zaten Yunan askerlerinin etraflarını sarması da çok uzun sürmedi. Ama o nezaret sahnesi enfesti. Cevdet ne umarak gitti, karşısında ne buldu...


Vasili yabana atılmayacak bir adam olduğunu kanıtladı aslında. Onca yıl dümenini yedi ama ciddi bir açık yaratıp, o açıkta Cevdet'in kendini ele vermesini çok güzel sağladı. Şunu da not düşmek isterim, gerçekten az biraz Cevdet'e meyli olduğunu düşünmüyor değilim. O bakışları, o gülüşleri falan. Veronika'nın karşısında beş karış suratla dolanan adamın, Cevdet'i görünce yüzünde güller açtığını düşünen bir ben değilimdir herhalde?.. Cevdet'in belki de güvendiği bu yumuşak başlı hali oldu. İkna edici birisi, orası da açık. Ama tabi telgraf bozulmuşken, haliyle bunu Leon'un yaptığı ve Leon'un da Vasili'den aldığı emirle Kuvvacıların yanında göründüğü biliniyorken; bu mantık zincirini bir şekilde kurmasını beklerdim. Tam kendisinden şüphelenmesi için şahane bir kanıt sunulmuşken, birden günlerdir hiç olmadığı kadar sana istihbarat verme moduna girmeyeceğini de hakeza... Bilmem, belki de anlamış çıkar. -Salih yok mesela ortada. Lâkin koordinat yanlış olduktan sonra, onu başka bir şekilde hedefe ulaştırmanın da bir mantığı kalmıyor şu durumda- Ancak, ben yine de bu sahnelerin birer kâbus falan çıkmasını arzuluyorum. Mesela, Azize ile gemide öpüşürlerken hayâle dalmış Cevdet, tüm bu olacakları öngörmüş olsun. Sonra da plânın şekli tamamen değişsin. Elbette şu durumda bunun ancak kendi rüyamda olabileceğini biliyorum ama umut fakirin ekmeği dememişler boşuna...


Dimitri defterinin açılma vakti geldi yani. Ali Kemal'in aslında, kendi çocukları olduğunu söylemesi yine uzun sürebilir belki ama en azından kaybolan çocuklarının kim olduğunu biliyor olduğuyla kafalayabilir Vasili'yi. Bu Vasili için tek başına yeterli olmayacaktır, o sebeple Veronika'nın da kulağına gitmesi lazım. Eğer bunu Vasili yapmazsa, bir şekilde Leon mu öğrenir de ona yetiştirir onu da bilemedim... Bildiğim bir şey var ki o da, Dimitri/Ali Kemal gerçeği dışında hiçbir şey şuan Cevdet'i ve ailesini ölümden kurtaramayacak gibi... O ölüm hak edenleri bulmuyor da, masumları buluyor işte böyle. Şerefsiz Tevfik'in yeniden yırtması da gerçekten evlere şenlikti. Herhalde bu saatten sonra onu hâlâ Mirliva olarak falan izlemeyiz? Cevdet'in durumu açığa çıktığına göre, kendi görevinin başına dönmesi gerekiyor bir de. Ne olacak, ne bitecek zerrece fikrim yok. O kadar hızlı ve güzel ilerleniyor ki, şuan bu noktada teori kasmayı da kendime zül addediyorum. En iyisi mi, bekleyelim görelim.

Sonunda bizi her türlü aydınlığa çıkarmayacak mı nasılsa, Mustafa Kemal Paşa?..

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder