10 Kasım 2017 Cuma

Vatanım Sensin: Gözlerimiz yollarda kalmıştı...


Bazı mücadeleler, diğer her mücadeleden daha kutsaldır. Öyle ki, içinde masum milyonlarca insanın hayatını ve toprağını kurtarma çabası saklıdır. O insanlara özgürlüklerini, kimsenin boyunduruğu altında yaşamadan hür iradeleriyle hayatlarını sürmeleri vaat edilmiş ve ardında da bu sağlanmıştır. O mücadele ki, her bir karış toprak için gerekirse gece gündüz savaşılmış, uğruna binlerce insanın kanı akmıştır. Bunun kıymetini bilme onuruna sahip herkes için de Vatanım Sensin çok özel bir dizidir. Beş ay boyunca, merakla başlamasını bekleyecek kadar hem de. Peki beklediğimize değdi mi?..

32. Bölüm


Geçtiğimiz sezon diziyi bıraktığımız yerde değil, İzmir'in tamamen Yunan işgali altında olduğu ve ülke topraklarının yarısından fazlasının kaybedildiği Sevr Antlaşması'nın imzalandığı zamanda bulduk kendimizi. Çok uzun bir zaman geçmemişti belki ama İzmir ve Anadolu için neredeyse her şey, geri dönüşü mümkün olmayacak ölçüde değişmişti. Artık Türkler için İzmir'de huzurla yaşamak mümkün değildi. Hapishaneler dolmuş taşmış, şehir sırf bu sebeple hiçbir günahı olmayan insanların katledildiği bir cehenneme dönmüştü. Bu cehennemden kurtuluşun mimarı olacak Mustafa Kemal ise, "Ya İstiklâl, ya ölüm!" demek için beklemekteydi. Karakterlerimizse ilk bölümde onun bunu söylediği önemli anın kiremit taşlarını döşediler... Her şeyi o kadar değişmiş bulduk, her karakterin öyle derinine indik ki; açık konuşmak gerekirse biraz da ambale olduk. Karmaşık ama bir o kadar da etkileyici olan bölümün içerisine, böylece savrulduk...


Geçtiğimiz sezon sonunda Cevdet'i tüm önemli Yunan komutanlarını öldürerek ölüme yürüdüğü yerde bırakmıştık. Yediği onca kurşunun ardından, patlayan o bombayla normal şartlarda yaşamasının çok da mümkün olmadığı mâlumunuz. Lâkin, Atatürk'ün azmi ve kararlılığını taşıyan birinden de öyle kolay pes etmesini beklemiyorsunuz. Önemli olan nasıl kurtulacağı ve bir yerde intihar saldırısı olan girişiminin sorumlusu olarak anılıp anılmayacağıydı. Zira bu bilindiği takdirde, bundan böyle hiçbir şey ne Cevdet ne de ailesi için katlanılır olamazdı. Şükür ki, tek bir kişi haricinde o saldırıdan sağ kimse kurtulamamış. Kurtulan o asker ise yaşadığı şokun etkisiyle hem hafızasını az biraz kaybetmiş hem de konuşma sıkıntısı çekmeye başlamış. O sırada Cevdet ise İngiltere'de özel bir hastanede komada geçirmiş zamanını. Komadan uyandıktan sonrası ise onun için tam bir cehennem... Kendine gelmesi, toparlanması ve yeniden yürümeye başlaması yukarıda bahsettiğim azim ve kararlılığının bir yansımasıydı. İzmir'e döndükten sonra Azize'nin öldüğünü duyup geçirdiği sinir kriziyleyse Halit Ergenç bir bölüm içinde kaç kez şapkamızı önümüze almamızı sağladı hatırlamıyorum bile. Ne desem eksik kalır gerçekten... 


İşin şaşırtan kısmı da buradan sonra başlıyor. Neredeyse tüm karakterlerin biraz da olsa değiştiğini anlamamız da... Geçtiğimiz sezonun ortalarında diziye giren ve ortalığı tam bir kan gölüne çeviren ve hatta dahi Mustafa Kemal'i öldürmesi için Tevfik'i görevlendiren Hamilton, meğersem artık o adam değilmiş. Saldırıdan kurtulan askerin, Cevdet'i görmesi ardından her şeyi hatırlamasıyla işler tam bir arapsaçına dönecekti ki, onun devreye girmesi kafaları ilk bir karıştırdı. Önce adamı konuşması için cesaretlendirdi zannederken, ardından gerçekleri anlatmaması için tehdit ettiğini öğrendik. Hemen üzerine de İngiliz ajanı görünmek suretiyle saf değiştirdiğini ve Mustafa Kemal'in de bundan haberdar olduğunu. Pargalı ve Kanuni'nin yeniden bir arada hareket edecek olmasına mı sevineyim, yoksa bu durumun karmaşıklığından kafamı duvarlara mı vurayım anlayamadım doğrusu. Tabi inanmadım da önce, altında başka bir sebep aradım. Bir yalan ya da dümen neden olmasın? Öyle olmadığını anlamamız içinse Lucy'nin öldürüldüğünü öğrenmemiz yetti. Onun Türkleri sevmesi ve Türklerin yanında olmasını isteyeceğini bilmesi sebebiyle taraf değiştirmişti...


Bunu yadırgamadım dersem yalan olur. Tamam, bundan sonrası şahane ama ya öncesi? Karakterin onca çevirdiği dümen, onca bombalı saldırı, onca katliam? Bunların üzerine Hamilton'a yapacakları için methiyeler düzmek hiç de kolay olmayacak doğrusu. Pargalı ve Kanuni'yi yine yan yana izlemek ise pahabiçilemez... Bir diğer şaşırtan durum, Yanık Efe'nin kim olduğunun anlaşılmasıyla yaşandı. Tevfik'in hâlâ düzgün bir adama evrildiğine inanmıyorum aslında. Altında başka sebep aramaya da devam edeceğim, iyice ikna olana dek. Ama kahpe bir askerin kendini aklamak için vatanpervere dönüşmesi fikrini çok da sorgulamam belirteyim. Altından başka bir şey çıkarsa da elbette zinhar şaşırmam. Sonuçta bizim Tevfik bu, şerefsizlik kanında var...




Cevdet için vatanı birinci, ailesi ikinci sırada. Onlara bir şey olması fikriyle yaşayamayacağı da ortada. Hatta bu sıralamanın bir an değişme durumu da doğdu ki, hem Hamilton hem de Dağıstanlı'nın tavrı fikrini değiştirdi. Diğerleri gibi -Mesela Mehmet!- teslim olma fikrine uzunca zaman tutunmadan, yeni bir mücadelenin fitilini ateşledi. Peki ya ailesi?.. Hilal bıraktığımız gibi sert bir vatansever. Gözü pek ve mücadeleden kaçmayan o kız olarak karşımızdaydı. Yıldız başta az biraz değişmiş gibi geldi ama sağolsun, yanıldığımızı anlamamız uzun sürmedi. Hele Yunanistan'a giden Ali Kemal'in evlenmek üzere olduğunu öğrenmesiyle tamamen o bildiğimiz karaktere dönüşüverdi. Bu şaşırtıcı bir şey değil, seviyordu ve ona ulaşmak için de elinden geleni yapması normal. Bu uğurda kendine ait olmayan paraları çalması ise kabul edilemez. O paraların daha sonra denize düşmesine ise ne desem bilmem!.. Hasibe de değişmiş, artık konuşmaz olmuş. Nasıl ve ne zaman yeniden konuşmaya başlar bilemiyorum ama onun ağzından "Patlıcanlı bürek" lafını uzunca süre duymadan yapamam belirtmek istiyorum... 


Azize mi? Öldü dediler, yüreğimize indirdiler. Altından bambaşka şeyler çıktı, üniformalı bir adam tarafından yere çalınmasının ardından başına neler geldi öğrenemedik ama o andan sonra onun için de her şey değişmiş. Dağıstanlı'nın bahsettiği o özel misafir de meğersem oymuş... Ailesinin yanına neden gitmediği, -fragmanda gördüğümüz- pencereden onları izleyip de neden hasret gidermediği kısmı da yine şimdilik meçhul. Tek bildiğimiz, bu sezon eski Azize'yi izlemeyeceğimiz. Savaşçı, gözü kara Azize'nin yeni Cevdet olmaması ise tek temennim. Onun gibi ailesine sırt dönmüş gözükmesine tahammül edemem. Sar başa tekrar olur ki, cinnetlik. Hele ki daha Cevdet'in durumunu ailede o haricinde kimse bilmiyorken... Ona arka çıkan Dağıstanlı ise Çerkez Ethem çıkmaz umarım sonradan. Az biraz o gibi geldi, özellikle de hikâyesindeki abisi cephesi sebebiyle. Çerkez Ethem'in abisinin adı Tevfik, Dağıstanlı'nın ise Refik. Ayrıca ikisi de o dönemde aynı şekilde davranmış görünmekte. Bakalım, abisini Cevdet'ten aldığı isimsiz mektup sonrası gözünü kırpmadan öldürmesi belki de Dağıstanlı'nın Çerkez Ethem'e dönmeyeceğinin mesajıydı; göreceğiz...


Aşklarının gücüyle, bizi kendisine esir eden HiLeon'un akıbetine de değinmeden olmaz. Leon'un Yunanistan'a gitmesi, Hilal'in nezarete düşmesi derken; birbirlerinden haber almaları son bulmuş. Leon'un gönderdiği son mektubundaki açelya çiçeği göndermesi ise şahane düşünülmüş... Birbirlerinden haber alamadıkları o sırada ne oldu, nasıl oldu şimdilik bilinmez ama Leon'un kendisini bir daha asla giymeyeceğini söylediği üniforma içinde bulduğunu gördük. Ve yeğeni Aleksi ile İzmir'e döndüğünü... Şansa bakın ki, Hilal'le de karşılaşmaları hemen bu gelişin sonrasına tekabül etti. Onu üniforma içinde gören Hilal'in hayâl kırıklığına, Leon'un ilk zamanlar taşıdığı ukala hali eklenmişti. Yani o da bir sebepten değişmişti... Tabi Hilal'e karşı değişmeyeceğini anlamamız için omzuna çarptığı sırada, cebine bir çiçekle birlikte mektup bıraktığını öğrenmemiz yetti. E buna da şükür. Bakalım Leon neden yeniden o üniformayı giydi ve Hilal'in bu durumu kabullenmesi ne kadar zaman alacak...


Özlediklerim de oldu. Hele de eksiklerininn tamamlandığı yeni karakterleri görünce. Vasili gibi... Filipos da tıpkı onun gibi ilk dakikadan tam bir Cevdet aşığı çıktı ama yine ondan daha gözü kara olduğu da ortada. Ayrıca, İzmir'de yaşanacak mezalimin şiddetini gözünü kırpmadan arttıracağı da. Ben Vasili'yi görmek isterdim görevinin başında, ne yalan söyleyeyim; Filipos'u sevemedim... Bunca şey yazdım ama kafamda cevaplanmamış çokça soru var. Sezon başlangıcı bir yerde geçiş bölümüydü de yani. Etkileyici ve çokça karışık... Dizimizin yeni senarist ekibinin (Uygar Şirin, Deniz Gürlek, Melih Özyılmaz, Melek Seven), gelecek bölümden itibaren kafa karışıklığına son vermesi güzel olurdu... Evet, hayatımıza yeniden hoş geldin Vatanım Sensin. Deli gibi özlemiştik, sezon boyunca o özleme değ olur mu?.. 

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. 31.bölüm biraz değil epey acımasız bitince 32.bölümde bunları toparladılar bundan sonra her şey daha da rayına oturacaktır

    YanıtlaSil