6 Şubat 2018 Salı

Siyah Beyaz Aşk: Çay soğudu Ferhat, Aslı da yoruldu...


İnsan yaptıklarının bedelini bir şekilde ödüyor. Kimsenin hakkı da ahı da kimsede kalmıyor. Mutluluk için çaba sarf edenle, mutsuzluğa kucak açan arasındaki fark kadar keskin; ektiğini biçme hızı. Gün geliyor, rüzgar tersten esmeye başlıyor. Sen, onca mücadeleyi görmezden gelirken şimdi kendini bir anda kucak açtığın o mutsuzlukla baş başa buluyorsun... Çay soğudu Ferhat, Aslı da yoruldu. Her ne kadar bu kaçak dövüş halinden çokça sıkılmış olsam da, bu dersi hak etmediğini söyleyemem...

16. Bölüm


Ne ekersen, istisnasız onu biçtiğin bir hayata aitiz. Bedel ödetmeyi de çok seviyoruz. Bazen karşımızdakine sırf gıcık olduğumuzdan bazen de hatalarının farkına varsın diye. Belki o süreçte bizler de birer kötü oluyoruz ama burada niyet önemli sonuçta... Ferhat haftalardır deyim yerindeyse, Aslı'yı peşinden koşturuyor. Kız ne olduğunu, Ferhat'ın ne yapmaya çalıştığını anlamakla geçiriyor günlerini. Öyle ki, çok sevdiği mesleğine bile doğru dürüst konsantre olamıyor. Eskiden hastaneden çıkmak istemeyen o kadın, yol üstünde geçerken uğruyor ve sonra konu yine yeni yeniden Ferhat oluyor... Bu kadar çok heder olmanın karşılığını göremeyince, muktedir olmak istemesinden daha âlâ ne var? Onda bu güç ve cesaret zaten var... "Ne istiyorsun benden?", bildiğiniz gibi bu soru cümlesi Ferhat'ın şifresi. Bu şifreyi girdiğinizde, otomatikman öpücük hakkı kazanıyorsunuz. Aslı bölümde tekrardan o şifreyi girdi ve vereceği ders için hazırdı...


Tabii her şeyin spontane geliştiği ortada. Aslı'nın en başında bunu plânladığını sanmıyorum. Değişen şartlar her şeyi kolaylaştırmış olabilir o kadar. Nasıl zamanında Ferhat gol attı, şimdi de Aslı ona attı. Hem de tam doksandan... Bu haklı ders verme girişimini bir kenara bıraktığımdaysa, acı bir gerçek bekliyor karşımda. Aslı ile Ferhat'ın mutlu olduğu anları hep sınırlı göreceğiz sanırım. Hatta göremiyoruz bile, her şey olup bittikten sonra öğreniyoruz. Hepsinde de iş işten geçmiş oluyor, zira her seferinde büyük bir bomba patlıyor ardından. Birisi adım atıyor, öteki kaçıyor... Aslı neden bu kadar inat ediyor, bu kadar çok örseliyor Ferhat'ı diyoruz; yumuşuyor ama bu sefer de Ferhat kendini geri çekiyor. Sevmekten, sevilmekten korkuyor diye dişimizi sıkıyor şimdi de onun yumuşamasını bekliyoruz; yumuşuyor ve bu sefer de Aslı bir geri adım atıyor. Dön dolaş, kendimizi yine aynı yerde buluyoruz. Bulmaya da devam edecek gibiyiz...




Şimdi gelecek hafta barışsınlar, çifte kumru olsunlar da demiyorum yanlış anlaşılmasın. Benimki sadece içinde olduğumuz o sarmalda yuvarlanıp durduğumuzu vurgulamak. İşin acı tarafı sevgili senaristimiz öyle bir senaryo matematiğine sahip ki, kendisine bu yüzden kızamıyoruz... Yine kızamayacağım, Ferhat'ın burnunun biraz sürtmesi gerektiğine inanıyorum çünkü. Eğer şimdi Aslı yumuşarsa, Ferhat yeniden eskisi gibi olacak. 'Ben ona ders vermeliyim' tavrına bürünecek. Ancak sonuna kadar direnirse, Ferhat'ı yaptıklarına ve dahi hatta yapmayı düşündüklerine iyice pişman ederse işte o zaman bu aşk bir mesafe katetmiş olur... Suyunu çıkartıp boşanmayla noktalanmasın yalnız sonu. O mahkeme salonuna girilecekse yine girilsin ancak, boşanmadan çıkılması gerektiği kesin. O kadar dallandırıp budaklandırmaya gerek yok mâlum. Birer adım geri gitmelerinden şikayet ederken, başlangıç noktasında bulmayalım kendimizi. Anlayacağınız bu çatışma halinden yorulmuş olsam da, Aslı'nın arkasındayım. Ferhat'ı olması gerektiği adama böyle döndürebileceği artık ispatlandı zira...


Herkes doğuştan anlayışlı ya da doğuştan orta yol bulucu değil, olamaz da. Yaşadıkları, gördükleri, başından geçenler; her şey ama her şey insanın benliğini değiştiriyor. O çocukluk zamanlarını izlediğimiz, babası henüz ölmemiş olan Ferhat bugüne gelseydi eminim her şey bambaşka olurdu. Tabii hayat acımasız... Bu noktada Abidin bir başka örnek. Kasvetli bir ortamda büyümüş, Ferhat kadar çok yıpratılmamış ama aynı insanları solumuşlar nihayetinde. Lâkin Abidin, Ferhat'tan bağımsız olarak yaşadıklarının esiri olmamayı seçmiş. Gördüğü insanlar gibi davranmamak için direnmiş ve başarmış da. Bu onu gamsız, yancı, vurdumduymaz, iş bilmez vs. göstermiş ev ahalisine karşı ancak sonuca bakalım. Gerektiğinde gür sesle istediğini alacak kadar cesur bir adam saklı içinde. Keşke Ferhat da böyle olsaymış demeyeceğim, sadece Abidin'den de biraz ders almalı diyorum. Belki zamanla alır, kim bilir...


Gülsüm'le evlenme kararı alması, bunun arkasında durması çok şıktı. Her ne kadar abilik yapacağını söylese de, kalbinde bir yerlerde onun için artık farklı hisler taşıdığı çok net belli oluyor. Kendi içlerinde mutlu bir aile olacaklarını düşünüyorum. Odalarından çıktıkları andan sonrası içinse garanti vermem mümkün değil. Mâlum ev değil, savaş meydanı... Handan'ın yalnızca kuru gürültü olduğuna inandığımdan sadece varlığından rahatsız oluyorum ancak, İdil için aynı şeyi söylemem mümkün değil. Koyu bir Yeterci olarak, eskisinden daha çok şeytanlık yapacak İdil'le nasıl baş edeceğini pek merak ediyorum. Çocuğunu daha önce aldırdığı ayan beyan ortadaydı zaten. Şimdi de merdivenlerden düşüp, çocuğun yokluğunu meşrulaştıracak. Suçu da at Yeter'in üstüne, nasılsa mimlendi. Oh bak keyfine... Yok öyle dünya İdil hanım. Yeter bunu kendinin yapmadığını ispatlar, seni de kapının önüne koyar. Yani umarım. (koyamadı)


Yeter konağa geri dönsün isterken, başına yeni bir çorap örülmesini de kabul etmiş olduk sanırım. Çocuk noktasında Namık'ın ne kadar gözü dönebildiğini düşündüğümüzde de, bu sefer Yeter'i tehditleri kurtarabilir mi bilemedim. O iftirayı bir an önce temizlemesi şart yani... Temizleyemedi mi? Dert değil, aslan gibi Azad var. Namık'la olan hesabının sebebini de öğrenmişken, seve seve onu bitirmek için yardım edecektir Yeter'e. Hem platonik aşkı da böylece anlamlanmış olur... Bu noktada anlamadığım şeyse, Namık'ın neden Azad'ın karısını öldürdüğü. Ayhan'ın beş yaşında olduğu yılda hâlâ tetikçi olması mümkün değil, daha önce izlediğimiz flashbacklerle örtüşmüyor çünkü. Altından başka ne çıkabilir, onu da bilemedim. Bildiğim bir şey var ki, o da Yeter'i kimsenin hafife almaması gerektiği. Geçtiğimiz sefer üç kurşundan ikisini isabet ettirememiş olabilir ama bir sonrakinde o isabet ettirebildiği tek kurşunla Namık'ı alnının çatından vuramayacağının garantisi var mı?..

Beklenen Kral

2 yorum :

  1. Aslı is back! Ferhat ilk kez huzurlu derin uykusundayken Aslı onu terk etti ve Ferhat'ın ruhu duymadı. Ya kız o kadar laf söyledi bu öküz gibi öptü tek söz etmedi. Tamam sıkıca sarılması falan çok duyguluydu ama insan bir şey der yani. Daha önce de kıza 'seni seviyorum' dedi öptü sonra gitti salonda yattı. Neyse ilişkileri adına Aslı'dan gelen bu hamle çok iyiydi. Çünkü Aslı uzunca bir zaman kendinden çok ödün vermişti, sarsılan imajını toplaması mutlu etti :)

    YanıtlaSil
  2. guzel bir bölüm izledik. bu bölümde takıldığim tek yer asli'nın "ben dr'um iyileştiririm" dedikten hemen sonra ferhat'ı bu kadar çabuk terk etmesi oldu. gitmeli miydi? bence kesinlikle evet çünkü ferhat'ın bunca nasihate ve asli'nın çabasina rağmen adım atamadığını gördük zaten. bu yüzden en kötüsünü yaşamak belki onu kendine getirecektir. ama o zaman asli bize ne olursa olsun düzeltmeye uğrasirim imaji vermemeliydi. tabi bu hamlesini ferhat'i iyilestireceği umuduyla yaptıysa o başka.
    ferhat'ın ne aslı, ne de abidin kadar cesur olamayacağına şahit olduk. hem sevdasına sahip çıkamadı, hem de boşanarak ayrilmayi planladığını söyleyemedi. fakat asli bunu öğrenince kendisi için çok önemli iki şeyi; not kağıdını ve yüzüğünü ferhat'a bırakarak gitti. ferhat bunları gördügünde yaşadığı acıyı görduk. umarım yasanan ayrılık ikisi icin de sevdalari icin de çok iyi seylere vesile olur. çünkü ayri kaldiklari her dakika yasarken ölü gibi olacaklari kesin.

    YanıtlaSil