9 Aralık 2014 Salı

Günahkar: Bir masal düşünün...


Bir masal düşünün, üç ana kahramanlı.... Okulunu birincilikle kazanmış ve oldukça idealist, yakışıklı bir tıp öğrencisi, her zaman gözü yükseklerde olan ve bunun için elinden geleni ardına koymayacak kadar gözü kara güzel bir gazeteci ve paranın su gibi aktığı bir hayatı yaşayan ama anne baba şefkatinden başka bir şey arzulamayan sevgi dolu ve çekici bir holding veliahtı...

Bu üç kahramanın ikisi çocukluklarından beri tanışıyor olsunlar... Asıl günahkarlığının çocukluğunda başladığını bilmeden tıp öğrencisi olan bizim yakışıklı oğlan, gazeteci kıza aşık olsun... Gazeteci kızın da hakkını yemeyelim, o da ona aşık ama dedim ya gözü yükseklerde onun... Bir gün gözü yükseklerde kızımız, çok büyük bir gazeteci olup hayatının geri kalanını rahat yaşayabilmek arzusuyla bir işe kalkışsın mesela... Bu işin hedefinde de üçüncü kahramanımız olan, çekici kızımızın veliahtı olduğu holding olsun... Gazeteci kızımız önüne gelen dosyayı gördüğünde korkar gibi yapıp, iş birliği yapmaya çıktığı holdingin eski çalışanını kızdırsın. Adam da düzgün nane değil tabi, gazeteci kızımıza sahip olmaya kalksın ve o da eline geçirdiği bir içki şişesini kafasında patlatsın... Kız buraya kadar ne kadar da haklı değil mi?.. Haklı olmasının yanında, korkmalı da ama adam hareketsiz yerde yatıyor sonuçta... Hemen aşık olduğu tıp öğrencisi yakışıklı oğlanımızı çağırsın yanına... Hasta ve bitap kardeşini bırakıp, koşsun o da gazeteci kızımıza... Geldiğinde oraya, yerde hareketsiz yatan adamın ölmüş olduğunu fark etsin mi?.. Etsin, etsin... Kızımız pasparlak bir geleceği elinden kaçıracağının korkusuyla daha şiddetli ağlamaya ve dövünmeye başlasın hemen sonrasında da... Bizim yakışıklı oğlan da kendi parlak geleceğini yakmak uğruna, onun geleceğine kanat takıp uçurmaya çalışsın... Ve başarsın da... Suçu o üstlensin ve kızımız elinde, öldürdüğü adamın yanında getirdiği dosya ile oradan çıksın... Peki bizi ne bekliyor olursa şaşırırız?.. Mesela, gazeteci kızımız asıl iş birliğini o holdingin patronuyla yapmış olsun mu?.. Olsun, olsun... Aşağıya indiğinde kalantor holding patronuna elindeki dosyayı versin ve o tam da arzuladığı geleceğe bizim yakışıklı oğlanın taktığı kanatlarla uçarken, yakışıklı oğlanımız hem geleceğinden, hem mesleğinden, hem kardeşinden, hem de sevdiği kadından kopup yedi yıl boyunca hapis yatsın...

Ama içeride bambaşka biri olsun... Çıktığında, karşımızda o sevimli çocuk durmamalı... Yedi yıl hapis yatmak kolay mı?.. Hapishanede tanıştığı iyi mi kötü mü olduğu belirsiz bir başka adam, onu hapisten çıktıktan sonra bin bir belanın içerisine çekmeye çalışsın şimdi de... Adamın iyi mi kötü mü olduğu belli değil ya, bu konudaysa tam bir baş belası olduğu kesin olsun. Yine bir gün, o adamın başına sardığı bir mafya patronuyla uçağa binsinler... Mafya falan ama adamı fena haklamışlar ve sürekli yanında ağrısını dindirecek iğneleri yapan bizim yakışıklı oğlan olsun ister. Tabi korumalar canını koruyabilir, peki ya acısını başka kim dindirsin?.. Bizim yakışıklı oğlan çişi gelince uçakta, tuvalete gitmek için yerinden kalksın ve tam tuvaletin kapısını açtığında, kollarına bir kadın düşsün... Nasıl olur?.. Bence güzel... O kadın da, uzun zamandır kendisinden bahsetmediğimiz holding veliahtı çekici kızımız olsun madem... Doktor olamasa da, bir doktor kadar yetenekli yakışıklı oğlumuz, kollarına düşen çekici kızımızı ölümüne ramak kala kurtarmaya meyletsin ama tam bu sırada arkadan bir ses duyulsun... O kalantor holding patronuyla iş birliği yapan, gazeteci kızın sesi... Yakışıklı oğlan kafasını çevirip baktığında, her ikisi de karşılarında birbirlerini görmenin şaşkınlığını yaşasın... Ama kız ölüyor hu!, unuttuk... Seslenen bizim yakışıklı oğlanın uğruna hapis yattığı kadındır ve o mükafat olarak, daha ilk dakikada onun doktor olmadığını haykırsın etrafına... Ah doğru ya, senin yüzünden olamamıştı değil mi gazeteci kızımız?.. Bunu duyan hostes telaşlansın ve yakışıklı oğlumuzun müdahalede bulunmasını istemesin çekici kızımıza ama kız gidici ve yakışıklı oğlanımız son bir gayretle onu tekrar hayata tutundursun... Sonra da düğümler çözülüversin birer birer... Meğersem bizim gazeteci kızımız, çekici kızımızın kalantor ve gaddar babasıyla metres hayatı yaşıyor, yakışıklı oğlumuz bunu öğrendiğinde ise bir Günahkar olsun... 


İşte bu masalın adı da Günahkar a dostlar, sıfırdan uydurmadım yani... Yakışıklı oğlanımız Ali Yusuf, gazeteci kızımız Aslıhan ve çekici kızımız ise Saliha... Uçakta yaşanan son olaydan sonra birbirlerinin hayatını tümünden değiştiren bir eşiği geçti üçlümüz. Aslıhan arzuladığı hayatın içerisinde, hem ondan vazgeçmemenin peşinde hem de Ali Yusuf'u, Saliha'ya kaptırmamaya gayret etmekte. Sevgiden yoksun bir gençlik geçiren Saliha ise sonunda sevgi görebileceği bir adam bulmuş olmanın huzuru içerisinde gözükmekte. Ali Yusuf ise tam iki arada bir derede... Aklı da gönlü de ilk başta tamamen Aslıhan'daydı. Tüm yapmış olduklarına rağmen, hala ona karşı beslediği aşka mani olamıyordu. Ama zamanla onun gönül terazisinde de dengeler değişmeye başladı... Aslıhan'ı seviyordu ama karşısında, kendisini sevdiğini söyleyen güzel mi güzel Saliha vardı... En başta sırf Aslıhan'dan intikam almak için onu kendisine aşık etmeye çalışan Ali Yusuf, aşık etmişti etmesine ama kendisi de kapılıyordu bu oyunun içerisine... Nitekim artık bu aşk üçgeninin tam içerisinde. Aslıhan'ın gerçek bir şeytan olduğunu anlaması çok da uzun sürmemişti zaten. O böylesine vahşiyken, bir o kadar savunmasız ve sevgiye aç olan Saliha'yı elinin tersiyle itecek bir adam da değil. O sevgiye, sevgiyle karşılık verecek kadar cömert... Zaten onun başına ne geldiyse, kadınlara karşı sergilediği bu cömertliklerden gelmedi mi efenim?.. E öyle... 


Aslıhan ne kadar büyük bir düzenbaz olursa olsun, hiçbir şeyi tek başına başarabilecek kadar zeki değil. Burada da onun yardımına, metresi olduğu o zengin kalantor iş adamı Fikret'in sağ kolu gibi gözüken Gökhan yetişiyor. Aslıhan'a gönlünü kaptıran Gökhan, resmen kadının ağzından ne çıkarsa yapmaya hazır bir portre sergilemekteydi ilk bölümlerde. Ama şimdilerde hafif hafif diş göstermeye başladı da, Aslıhan onu kölesi olarak görmekten soyutlandı. Nedenini bilmediğimiz-ya da benim çözemediğim- bir kini vardı Fikret'e ve Fikret, Aslıhan ile Ali Yusuf arasında geçmişte yaşanan her şeyi öğrenip, üzerine bir de Aslıhan'dan olan oğluna şüpheyle yaklaşınca bu kin tam anlamıyla patlak verdi. Kalbi gün boyu olanlar karşısında tekleyen Fikret, öğrendiği bu son gerçekten sonra daha fazla dayanamadı ve şiddetli bir kalp krizi geçirmeye başladı. Onu ölüme götüren bu krizi aşmasının görünen tek çıkar yolu, dil altı hapını almasıydı ama Aslıhan oğluna DNA testi yaptırmayacağına söz vermesi halinde ancak, ilaçları vereceğini söylüyordu... O sırada kriz geçiren adamdan, "tamam" demesini mi bekliyordu bilmiyorum ama son anda olaya dahil olan Gökhan'la birlikte Fikret'in ömrü son buldu... 


Saliha'nın hiçbir günahının olmadığını anlayan Ali Yusuf, kendisini ondan korumaya çalışıyordu ama Saliha'nın ona karşı beslediği aşka daha fazla karşı duramadı. O da onunla bu aşk yolunun içerisine girdi ve Saliha bunun mutluluğu içerisinde eve döndüğünde, çalışma odasında yatan babasının cansız bedenini buldu... Ona zerre sevgi göstermeyen, aksine sürekli küçük düşüren babası ölmüştü ama o tüm bunları unutup, tüm sevgisiyle babasının cansız bedenini bağrına basıyordu... Aslıhan ve Gökhan hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi davranırken, Saliha ve evin geri kalanı göz yaşları içerisinde Fikret'in cansız bedeninin ambulansa koyulmasını izliyordu. Saliha'nın yardımına yetişen, Ali Yusuf olmuştu ve onu teselli ederken göz göze geldiği Aslıhan, hiçbir pişmanlık belirtisi göstermeksizin sadece bu manzaranın hüznünü yaşıyordu... Yanında ise oğlu vardı... Fikret'in DNA testi yaptırmamasını istediği oğlu... İstemiyordu çünkü, Fikret düşüncelerinde haklıydı. O çocuk aslında Ali Yusuf'un oğluydu... 


Saliha tekrar kollarına bayıldığında, bu sefer onu içeriye odasına yatırmaya götürdü Ali Yusuf ve tahmin edeceğiniz üzere, hemen Aslıhan orada bitti... Kız baygın halde yatakta öylece yatarken, onun tek derdi Ali Yusuf'tu... Büyük bir özgüven patlaması yaşayan Aslıhan, tüm yaptıklarına rağmen hala kendisine deliler gibi aşık olduğundan emindi Ali Yusuf'un... Aslında biraz haklıydı da ama artık asla Ali Yusuf onu eskisi gibi sevmemeye kararlıydı... Daha sonra odaya Gökhan geldi ve resmen onu evden kovdu... Saliha kendisine geldiğinde ise ilk sorduğu kişi Ali Yusuf olmuştu. O da evdeydi zaten ve bahçede Aslıhan ile konuşuyordu... Bu konuşma yine Aslıhan'ın özgüven patlamasına sahne olurken oraya Saliha geldi ve o da çekip gitmek zorunda kaldı. Babasının ölümü ardından Saliha, kendisini sadece Ali Yusuf'un kollarında iyi hissediyordu artık ve ikilinin çizdiği aşk portresi birilerini oldukça geriyordu...


Ertesi gün bir başka hayatı çalışını izledik Aslıhan'ın... Bence dizinin dinamik noktalarından birisi olan ve gerilimli sahneleri bile keyiflendiren Kenan, yani abisini ihbar etti polislere... Annesiyle hiç olmadığı kadar sevgi dolu bir vedalaşmanın ardından gemiyle yurt dışına kaçacak olan Kenan, tam evden ayrılacağı sırada etrafın polisler tarafından sarılmış olmasından oldukça korkmuştu... Çünkü tekrar kaçtığı o parmaklıkların ardına girmek istemiyordu ve annesiyle bir kez daha vedalaştıktan sonra evin dışına çıktı. Belindeki silahı alıp havaya ateş etmeye başlamasıyla da, polisler tarafından kurşuna dizilmesi kaçınılmaz olmuştu. Hani bir elinden, bir de bacağından vurmak ne kadar zordu bilemiyorum ama gerçekten etkileyici bu sahnenin ardından, onun da Aslıhan yüzünden hayatına son nokta koyuldu... Hacer her ne kadar şimdiye kadar dilinin açılmaya başladığını saklamış olsa da, sonunda "oğlum" diye yanında bitmiş ve ona sarılıp kendisinin şimdilik erişemeyeceği o diğer dünyaya yolcu ediyordu-Şahane bir sahne, şahane iki oyunculuktu izlediğimiz. Hem Hamdi Alp hem de Zuhal Gencer'i tebrik ediyorum-... Hacer tüm bu olanlardan sonra ise Aslıhan'a karşı ister istemez cephe almak zorundaydı bana göre ve tam da öyle oldu. Abisinin öldüğü haberini alan Aslıhan, annesini eve götürmek için eski gecekondularına geri geldiğinde hiç beklemediği iki şeyle karşılaştı... Birincisi annesinin çok zor da olsa konuşabildiği, ikincisi ise artık onun yüzünü dahi görmek istemediği... Neden bugüne kadar konuşabildiğini sakladığını sorduğunda ise aldığı cevap gerçeğin ta kendisiydi... Gerçekten annesinin konuşabildiğini öğrense, onu öldürebilirdi... Çok etkileyici bir başka sahneydi bu da...



Ali Yusuf'un ise derdi bitmek bilmiyor malumunuz Aslıhan yüzünden... Saliha farklı bir ortam görsün, babasının acısını biraz olsun unutsun diye kendi evine getirdiğinde, Aslıhan elbette delirdi ve hemen onu arayıp aynı şeyleri tekrar etti durdu. Ali Yusuf'un ona olan kızgınlığının bedelini ödeyen ise yakın arkadaşı Halil olmuştu... Çalıştığı türkü bara götürdüğü Ela'yı oradaki erkeklerden kıskanıp, hemen eve getiren Halil'le ikisinin konuşmalarını duydu ve ta taa!.. "Ben sana kardeşim dedim, sen benim kardeşime göz koydun" temalı bir çıkışın ardından, çocuğu silkeleyip attı Ali Yusuf... İçeriye girdiğinde ise karşısına Ela dikilmişti... Konuyu isim vermeden Aslıhan'a getirdiğinde ise ipler bir an da gerildi... Saliha duyduklarından sonra, ister istemez üzülüp oradan ayrıldı ama Ali Yusuf onun gönlünü almakta kararlıydı... Bir akşam yemeğine çıkardı onu... Tabi o akşam yemeğinden haberdar olan Aslıhan ise boş durmadı ve Ali Yusuf''la geçmişte çekilen fotoğraflarını ona mesaj attı... Saliha bu fotoğrafları gördüğünde ise kızın resmen ikinci kez dünyası karardı... Kafasında tüm konuşmaları ve Ali Yusuf'la geçirdiği dakikaları tartan Saliha, bunun ağırlığına daha fazla dayanamayarak orayı terk etti... Ali Yusuf ise gerçeği öğrendiğini, orada bıraktığı telefonunu gördüğünde anladı ve Aslıhan'la başka bir ateşli konuşmanın içerisinde buldu kendisini... Tabi Aslıhan bu yaptığından zerre pişman değildi...


Saliha girdiği şokla holdinge gitti... Odasına geçip, daha önce yardımcısı Tuna'nın içerisinde çok önemli şeyler yazdığını söylediği kağıdı alıp okumaya başladı ve orada yazanlar tam da, biraz önce öğrendiği gerçeklerdi... Tuna'yı arayarak oraya çağırdı ve ne biliyorsa anlatmasını söyledi... Ama yüzü buz kesmiş, bakışları bir o kadar donuk ve halsizdi... Tuna'nın da aynı şeyleri anlatması ve başka bir argüman sunamaması, onu her şeyin geçmişte kalmış olabileceği düşüncesine itiyordu ancak, daha ağır basan diğer düşüncelerinin üzerini örtemiyordu... Ertesi gün evlerine gitti ve Ela ile konuştu... Ela'dan da bir posta aynı şeyleri dinledikten sonra artık, Ali Yusuf'la birlikte olamazdı... 


Saliha'nın ne kadar üzüldüğünü bilse bile bir türlü karşısına çıkmaya cesaret edemeyen Ali Yusuf'un ayağına, o gelmişti... Gerçekleri öğrendiğini söylemeden, aralarında başlayan aşkın bitmesi gerektiğine dair sözler sarf etmeye başladı. En son yedi yıl uğruna acı çektiği kızın isminin ne olduğunu sorduğunda ise Ali Yusuf, ondan gerçeği saklamadan "Aslıhan" dedi... En son birinci bölümde bu kadar duygusal gördüğümüz Ali Yusuf, onu ilk tanıdığımız gibi bakıyordu ama Saliha, oldukça kararlı bir şekilde oradan ayrıldı... 



Onun ardından gelen Sado ise Ali Yusuf'u onun peşinden göndermeye kararlıydı ve hemen sonrasında ikisi de direksiyon başında belirdi... Birbirlerine yaklaşıyorlardı... Durmadan ya da korkmadan sadece son sürat gazlıyorlardı ve iki arabanın birbirine çarpması gereken anda beliren bir beyaz ışıkla, dizinin altıncı bölüm perdesi aşağıya akıverdi...

Orijinalinin sadece ilk iki bölümünü izlediğimi daha önce söylemiştim. O yüzden bu çarpışma hikayesi nedir, nasıl gelişecektir ve ikilimiz bunun üzerinden bir araya gelebilecek midir zerre bilmiyorum. Açıp izleyerek, heyecanımı da kaybetmek taraftarı değilim. Haftaya nasılsa anlarız ne olduğunu... Benim şuan bu upuzun yazıyı yazarken ki tek dileğim, dizinin yeni gününde hak ettiği reytingleri alabilmiş olması. Günahkar, bu zamana kadar izlediğim en akıcı, en sürükleyici ve en narin dramalardan birisi ve onun reyting canavarının masasına meze yapılmasını istemiyorum. Umarım pek sevgili deneklerimizin dikkatini çekmeyi artık başarabilmiştir...

Sevgilerimle...
Beklenen Kral

2 yorum :