27 Mayıs 2015 Çarşamba

Survivor All Star: Tutarsızlıklar...


İnsanlar hakkında izlenimlerimin değişmesi hep zamanımı alır. Bir insanın yedisinde neyse, yetmişinde de o olduğunu düşünenlerdenim kısaca. Genelde de yanılmam, yanıldıklarım da tam tersi konuda olur. Zira onların da gerçek yüzünü görememişimdir. Survivor All Star'la ilgili yaşadığım bu iki taraflı çelişkinin uç noktasındaki isim ise şüphesiz ki, Sahra...

Büyük boşluk

"Bir insan yedisinde neyse yetmişinde de odur" düşüncesine örnek vermem gerekse, şüphesiz sayacağım isimlerden birisi de Sahra olurdu bundan birkaç hafta öncesine kadar. Yaptıkları, sergiledikleri, konuşmaları ve kibri de bunu resmediyordu. 'Masumlaştırılamaz' bir duruşu vardı ve o da bundan şikayetçi görünmüyordu... Peki son birkaç haftada ne olmuştu?.. Neden değişmeye başlamıştı?.. Niye artık görece daha iyiydi?.. Onunla aynı şeyleri düşünmek de nereden çıkmıştı?.. Bu sorulara verecek kesin bir cevabım yok ama Sahra noktasında olumsuz düşüncelerimin çoğundan sıyrıldığımı söylemek zorundayım. İyiyi oynadığını sanmıyorum, kendini bulduğuna inanmak istiyorum. Olmaya çalıştığı kişiyle ne prim ne de başarı elde edemediğini anlayıp, doğru olana yöneldiğini umuyorum. Belki de yanılıyorum bilmiyorum; tek bildiğim onun olmadığı Survivor'ın fazlaca boş göründüğü gözüme... Evet, bunu birkaç hafta önce yazacağımı söyleseler gülerdim ama durum şimdi tam da bundan ibaret. 

Sahra yerine Bozok

Hem yarışlar hem de ada yaşamında kendisinin yokluğu çokça belli oluyor. Son dönemde o kadar da sesi çıkan biri değildi, söz konusu yemek ve yarışlar olmadığı müddetçe de her türlü olaydan uzak duruyordu. Bunlara alışık değildik ama bu haline çabuk alışmıştık. En azından durum benim için öyle ve geçtiğimiz hafta elemesinde gitmesinden duyduğum sevincin yerini bu hafta, "Onun yerine keşke Bozok gitseydi" düşüncesi kapladı bile...

Sadece iyi yarışçı olmak yetmiyor

Bozok'un son dönemde iyi bir yarışçı olduğu ortada. Başarılı bir grafik çiziyor ve bu da takımına yarıyor ama onda aynı başarıyı davranışları noktasında görmekten çok uzağız. Tam tersi, her geçen hafta grafiği biraz daha düşüyor ve o da bundan zerre yüksünmüyor... Daha önceki sezonda Duygu ile olan sürtüşmelerinin büyük çoğunluğu, yine Duygu'nun kışkırtmaları neticesinde meydana geliyordu. Bir yerde haklıydı yani ama şimdi Hakan'dan tam olarak ne istediğini anlamıyorum. Evet, anlaşamıyorlar. Olabilir, kimse kimseyle anlaşmak zorunda da değil. Ancak, herkes haddini bilmek zorunda. Senin karşında ya da özellikle sana sergilemediği bir sevinci sırasında sen gidip de bir insana kafa atamaz, sonra da bununla gurur duyamazsın...

'Sözde' ceza

Tabi söz konusu Bozok ise duyar; zira onun -da- arkasında kapı gibi Acun Ilıcalı var... Attığı o kafanın bedelini bir hafta tatille ödüllendiren birinden cesaret almazsın da kimden alırsın zaten?.. Eğer 'sözde' ceza buysa tabi ki kafa attığın kişiden özür dilemez, aksine "iyi ki yaptım" kafasında olursun... Kameralara, "vurmak istemedim, fazla kaçtı" diyip grubundakilerin yanına gidince, "bilerek yaptım" dersin aynı zamanda... Zira orada artık her şey serbest durumda. Çünkü Ilıcalı artık kanal sahibi ve sezon başında anlaştığı parayı reyting ne kadar düşerse düşsün almayacak. Ne kadar reyting gelirse o kadar para kazanacak ve o da bu yüzden, kendi koyduğu tüm kuralları yok saymaya başladı... Bilemiyorum Bozok'un cezasını açıklarken sarf ettiği cümlelere gerçekten içten inanıyor muydu ama bildiğim bir şey var ki, böyle yaparak insanların gözündeki kıymetinden çokça yiyor.

Pascal'ın suçu neydi?

Madem yarış sınırları içerisinde fiziki müdahale serbest, neden daha önce yarıştığı sırada adını anmak istemediğim zatla giriştiği fiziki müdahale sonrasında Pascal diskalifiye edildi?.. Orada saldırı karşılıklıydı da aynı zamanda. Burada olduğu gibi kışkırtılmadan yapılan bir saldırı yoktu. Pascal eğer bu soruyu döndüğünde Ilıcalı'ya sorarsa, verecek bir cevabı var mı gerçekten?.. "Aynı şey değil, onlar aynı takımdaydı ve aynı adada bulunmaları risk taşıyordu" bahanesine de sığınamaz. Zira malum ki hem Ünlüler hem de Gönüllüler aynı adadalar... Eee, ne kaldı geriye?.. Ben yineleyeyim bir üst paragrafta söylediğimi; bunların tamamı reyting kaygısı... Kısacası, daha önce diskalifiye edildiğinde Pascal'ın hakkı yakın dostu Ilıcalı tarafından yenmiş oldu. Böylesi komik bir cezaya imza atarak durumu normalleştirdiği için de, bundan sonra olacakların tüm mesulü onun üzerinde... Bari kazanılacak ödüller nezdinde de cezalı yapsaydın be Ilıcalı. Zira verdiğin 'sözde' ceza ve takımının kazandığı ödüller sayesinde adam bu zamana kadar yapmadığı keyfi, tatili yapıyor. Bundan emimin ki Ilıcalı da rahatsızdır ama mecbur görüyor kendisini böyle yapmaya...

Bu adalar ne diye birleşti?

Bu komik bir mecburiyet bu arada. Hiç bir şey, şiddete uğrayan bir insanın onurundan daha kıymetli olmamalı. En azından bu insanlar aynı adada yaşatılmamalı... Zaten adaları birleştirme fikrinin de saçmalığı iyice ayyuka çıktı. Madem bu insanlar takım olarak yarışmaya devam edecekti, neden adalar birleştirildi?.. Yoksa verilen kira bedeli azalsın diye mi, adanın diğer kıyısındaki kumsaldan taşındı Gönüllüler?.. Yine neresinden tutarsan tut, elde kalan bir konu. Bu kadar çok tutarsızlıkla baş etmek de gerçekten çok zor olmalı...

Adaletsiz yarışlar ve bünyeler

Ünlüler ve Gönüllüler güç olarak birbirlerinden apayrı skaladalar ve takımlarının içerisinde yer alan bir-iki güçlü ya da güçsüz isim itibariyle birbirleriyle mücadelesi keyifli bir yarış sergiliyordular. Ancak ne zaman ki Nadya gitti, işin rengi de değişmeye başladı. On dört günden fazladır Ünlüler yemek ödülü kazanamıyor ve iki takım birbirlerinden adaletsiz bir çizgide yarışmaya devam ediyor. Özellikle her parkurun sonuna koyulan 'şans faktörlü' oyunlar hep Gönüllüler'den yana oluyor... Bu böyle daha ne kadar sürer bilemiyorum ama mevcut durumda Ünlüler'den başarı beklemek yersizlik. Orada da en önemli olan kızılan değil, hak edenin gönderilmesi ve en azından böylece puan kaybetmekten kurtulunması...

Gitmesi gereken kişi Anıl...

Yani diyorum ki, Anıl'ı gönderin Ünlüler... Merve ve Berna, Anıl'dan kat kat iyi performans sergileyen Hakan'ı yazdınız ve o da elendi diyelim; ne olacak haliniz gerçekten hiç düşünüyor musunuz?.. Daha az Hakan konuşacak olmanız neyinize yetecek?.. Karnınızı Hakan'ın olmayışı mı doyuracak sanıyorsunuz?.. Anıl'ın sakatlandıktan sonra hangi yarışta başarılı olduğunu gördünüz de, halen körü körüne onun arkasında duruyorsunuz?.. Adam bitmiş işte, sakatlığından sonra eski formuna kavuşamıyor ve her yarışması bir fecaat ile sonuçlanıyor. Bu insanı takımda tutunca mı doyacak peki karnınız?.. Dedikodu ile mi besleneceksiniz?.. Nedir yani sizin derdiniz?.. Bir Anıl da Anıl tutturmuşlar... Adam kendini acındırarak geldi bugüne kadar ve sizin sayenizde de finale gidecek görünüyor. Vurursunuz ama o zaman da kafanızı taşlara, "keşke zayıf olduğu anda yollayaydık adadan" diye...

Diyorum ya, her yanından tutarsızlık akıyor Survivor'ın... Elle tutulur, savunulur hiçbir yanı yok. Üzerine bir de yetmezmiş gibi haftada altı güne çıkarıldı yayın günü. Maral'ın apar topar sezon finaline sokulmasının sebebi anlaşıldı da, Survivor bittikten sonra Tv8'in ne yapacağı büyük merak konusu. Zira Mayıs ve Haziran ayında da en çok izlenen kanal olurlar ama Temmuz ayında, yani yarış bittiğinde o sıranın en altına düşmeleri kendileri dahil kimseyi şaşırtmayacaktır...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder