31 Ocak 2016 Pazar

Göç Zamanı: İlk bakış


Doğu temasının hakim olduğu bir dizi uzun zamandır ekranda yok mâlumunuz. Ve şahsen hepsine de olabildiğince mesafeli yaklaşırım. Töre, bu uğurda insanların harcanması ve dizilerde de finale kadar kazananın hep o töre olması benim için pek cezbedici değil anlayacağınız. Ancak söz konusu Vahide Perçin, Talat Bulut ve Oya Yüce olunca tüm ön yargılarımdan soyutlanıp ekran karşısına geçtim ama ne yazık ki tatmin olmanın yakınından dahi geçemedim...

Kemik kadro ve ekip

Dizinin kemik kadrosu, Vahide Perçin (Cennet), Talat Bulut (Yılmaz), Tilbe Saran (Hanım), Engin Benli (Artem), Cansu Tosun (Zümrüt), Arzu Gamze Kılınç (Sevgi), Elif Ceren Balıkçı (Kiraz), Gürkan Günal (Yemin), Bertan Asllani (Demir), Romi Vasiliadis (Leyla) ve Nurana Bagieva'dan (Hande) oluşmakta. Yönetmen koltuğunda yine Vahide Perçin ve Talat Bulut'un başrolünde olduğu Annem dizisini de yöneten Veli Çelik otururken, senaryo Yedi Numara ve Türkan gibi önemli yapımları yazmış Oya Yüce'ye emanet. Limon Film'in yapımcılığında ekrana gelmesi ise ayrı bir referans olarak karşımızda durmakta.

Aslında var olan büyük bir sorun işlenmekte

İnsanların mal gibi alınıp satılmasının hiçbir şart altında kabul edilebilir olmadığı bir dünya düzeni içerisinde yaşıyorken, bundan soyutlanabilmiş de değiliz. O yüzden dizinin önemli bir sosyal yaraya parmak bastığı ve bu yara üzerinden çok güzel mesajlar verme ihtimalinin olduğu gerçek. Ancak bunu anlatış yolu birçok klişe ve tanıdık sahneyi beraberinde getirince, olayın trajedi boyutundan ister istemez uzaklaşıyorsunuz. Eleştirel göz devreye giriyor ve içinden çıkılmazlar silsilesi de baş gösteriyor...

Cennet cephesi


Küçük yaşta, yaşlı başlı bir adama kuma verilmiş Cennet. Bu adamdan dört çocuk yapmış. Lâkin en büyüğü Yemin, bundan bir haber. Zira kuması tarafından ona el konulmuş. Cennet de ne yapsın, el mecbur katlanmış olan bitene. Kızının okuyabilmesi için, kocasına kumar parası kazanmayı kabul edip sabah akşam halı dokumuş. İyi de paralar kazanmış ama hem kocası hem de kumasından kendisine doğru dürüst pay hiç düşmemiş. Yine de kızları için dayanmış, sessiz kalmış. Ancak bir gün büyük kızı Zümrüt'ün üniversiteyi kazandığı haberi, kocasının kumar borcuna karşılık onu bir ağaya verdiği gerçeğiyle tuz buz olunca; o da tek çareyi kızlarını yanına alıp kaçmakta bulmuş... 

Klişelere boğulmaya hazır mısınız? O zaman başlayalım...


Aslında buraya kadar her şey olması gerektiği gibi. Bu bir klişe değil, halen birçok yerde hayatın ta kendisi. Ama bundan sonra yaşananlar, tamamen bildiğimiz dramatik sahnelerin üst üste bindirilmesinden ve klişelerden başka bir şey değildi... Kaçtıklarını öğrenen Cemal (Ali Erkazan) dellenir ve Yemin'le birlikte hemen otogarın yolunu tutar. Kiraz yüzünden otobüse binmekte geciken Cennet, onu bulup da kızlarla birlikte tam otobüse doğru ilerlerken, Yemin'i otobüsten inerken görür ve rotaları tamamen değişir. Uzun yola gidecek bir adama, "Gittiğin yere kadar bizi götür" derler lâkin yolda o adam azılı bir sapık çıkıp da Zümrüt'e sulanınca ormanın ortasında kalıverirlerler...


Bu da yetmez zor bela şehre varıp bindikleri trende iki bohçacı kadın tarafından, -dokuduğu halıları satın alan Artem'in mağazasının kartının da içinde olduğu- cüzdanı koynundan çalınır. Tam beş parasız kaldık derken, kızı Kiraz'ın kendisinin emeklerini dizi dizi altın yapıp saklayan kuması Hatun'un zulasını patlattığını ve altınları yanında getirdiğini öğrenir. Amma velakin o kadar gururludur ki, o sefil beş parasız halde dahi bu gururu sürdürerek, Kiraz'a tokat atıp altınları da trenin camından aşağıdaki ırmağa salıverir. Bu kadarı yeter mi? Elbette yetmez...


Bohçacı kadınlar cüzdanını çaldıktan sonra trende yana yakına onları ararken bir kadınla tanışır. Onlara İstanbul'a geldiklerinde yardım edeceğini söyler ve öyle de yapıp bir otele getirir. Şansa bakin ki o kadın, bir kadın satıcısıdır! Küçük kızı hastalanıp da ona şurup almak için dışarı çıktığında da pek tabi oteli polisler basar. O da kızlarını ararken, karşısına onları bulmak için İstanbul'a gelen Yemin çıkmaz mı? Tabi ki çıkar ve başlasın koşturmaca. Cennet'in şansına Yemin'e araba çarpar da ondan kurtulur. Tam kızlarını yana yakıla aramasını beklerken de, lop diye üçünü de karşısında bulur. Ertesi gün Artem'in Yılmaz'la birlikte ortağı olduğu mağazayı kartta akıllarında kalan semtinden buluverirler. İleride büyük aşk yaşayacağı Yılmaz'la burada karşılaşır ve tabi ki şans yüzüne gülmez. Dün gece araba çarpan Yemin sapasağlam şimdi de orada bitivermiştir. Silahı doğrultur ve ateşler. Gerisi ikinci bölüme saklanır...

Yılmaz cephesi


Yılmaz'ın hayatı da yine mükemmel bir insan olması üzerine kurgulu. Tabi bu ara dizilerde moda olan sapkın eşlerden birine sahip. Sevgi sağolsun adamı illallah ettirecek cinsten bir takıntılı eş. Yılmaz'ın asistanı da, nedenini şimdilik anlayamadığımız bir şekilde Sevgi'ye düşman. 


"Nedenini anlamadığımız şekilde" dedim, hop çılgın eşin kocasının bir başka kadınla aşk yaşadığını düşünmesi sonrası bir araba kazası yaptığına değinelim. Ağır bir kaza ama asistanın düşmanlığı bir bölümlük gibi durmadığından ve Cennet ile büyük bir çatışma ortamı yaratılması için ölmeyeceğinden eminiz. 

Artem'le Yılmaz dostluğunun temelleri noktasında tatmin olmadığımı not düşmekle birlikte; her ikisinin de çocukları Demir ve Leyla'nın flörtöz halleri hissedilmekte. Leyla platonik de olabilir bak, bilemedim şimdi. Demir çok quuldu da üstünüze afiyet, ne hareketleri ne de mimiklerinden bir şey anlayamadım...

Resmen dram!

Bunca klişenin gölgesinde insan gerçekten hayret ediyor değil mi? Ben izlerken ya da not alırken bu kadar fark etmedim de şimdi hepsini peşi sıra yazınca bir başım dönmedi değil. Oya Yüce gibi Yedi Numara'nın mimarı olan birinin diziyi böylesine klişelere boğması da inanılır gibi değil...

Performanslar

Vahide Perçin, Talat Bulut, Engin Benli, Arzu Gamze Kılınç şahane performanslar sergiliyor. Tek kelime laf etmem söz konusu değil. Aynı şekilde Ali Erkazan ve Tilbe Saran'ı da çok başarılı bulduğumu söylemeliyim. Cansu Tosun'un doğulu bir kız edası olmaması dezavantajı gibi dururken, performansını beğendim. Kiraz'a hayat veren Elif Ceren Balıkçı ise favorim. Kumaşına sağlık, çok güzel hakkını veriyor rolünün. Gürkan Günal'ın jön havası var ama ancak yazılan rolün gidişatına göre şekillenir bu durum. Aynı tas aynı hamam olursa hep öne çıkması mümkün değil. Eğer öz annesi ve kardeşleri için mücadele eden bir karaktere evrilirse Yemin, bundan en büyük faydayı kendisi görür. Rolünün handikapı büyük yani. Başarısız olarak değerlendireceğim iki isim ise Bertan Asllani ve Romi Vasiliadis. İleride senaryoda çokça önemli yer işgal edecek bir ikili için umut vaat ettiklerini söyleyemem. Daha farklı, daha ağır ve özellikle de Demir karakteri için daha karizmatik bir isim ne yalan söyleyeyim beklerdim...

Ve kapanış!..

Ama bizim beklentilerimize göre şekillenmiyor mâlum hiçbir şey. Olana bir itimat etmek var, bir de kabullenmeyip pes etmek. Ben bunca klişenin içerisine boğulmuş olduğundan Göç Zamanı'na olan mesafemi koruyacak gibiyim. İleride bir şeylerin değiştiğini fark edersem ancak geri dönerim.

Uzun lafın kısası, tüm ekibin emeğine sağlık. Bol şans ve reytingler...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder