16 Şubat 2016 Salı

Survivor 2016: Haksız rekabet ve mahşerin dört atlısı


Şimdi herkes bir kere kabul etmeli, izliyoruz... Bunun sebebi bazen neler olacağını merakken, bazen de seçilen isimlerin ada yaşamına nasıl adapte 'olamayacağını', birbirleriyle nasıl didişeceklerini izlemek. Yarışların aksiyonlu geçme ihtimaline de tutunduğumuz oluyor tabi. Çoğu zaman hüsran yaşamıyoruz. Ne umduysak onun olduğu da çok oluyor. Lâkin bu durumdan en büyük zararı gören tarafı da unutmamak gerekiyor.
Yüksek izlenme oranları
Survivor yayınlandığı dönem içerisinde en yüksek izlenme oranlarını almayı başaran bir yarış. Özellikle de heyecan ve merak uyandıran fragman ve 'birazdan'ları bu konuda kendisine en büyük yardımı ediyor. Ve reytingleri uçtukça, diğer yapımlarıyla çok yüksek izlenme oranları elde edemeyen tv8, haftanın her gününe yarışı yayıveriyor. Uzun özetleri, reklamları da izlenmemesi için çare değil. -Normalde bir reklam kuşağında maksimum 12 dakika reklam yayınlanabiliyorken, tv8 nasıl 30-35 dakika reklam yayınlıyor o da muamma tabi.- Hâl böyle olunca, olan da diğer kanalların yapımlarına oluyor. Birisine ikisine değil, hepsine kesinlikle zararı dokunuyor. Hiç olmazsa oranlarından yiyor. Peki bu ne kadar adaletli ya da etik?..
Beraberinde getirdiği haksız rekabet
Bir yerden sonra adalet-etik kavramlarından bahsetmek gerçekçi değil. Şuan için haftada dört gün yayınlanan yarışın zamanla yedi güne çıkacağı mâlum. Bu da zaten reyting sıkıntısı yaşayan yapımların ayağına çelme takmaktan çok farklı değil. Bu reklamverenlerle oturulur, konuşulur bir konu olabilir ama bu durumun hepsinin işine geldiği de kesin. Ne kadar az reyting, o kadar az reklam parası demek çünkü. Ne o yapımları ne de içerisinde emek sarf edenleri düşünenini bulamazsın asla... Ne diyeyim, temennim Survivor yüzünden şuan sorun yaşayan dizilerin sonlanmaması. Bunu da kısa zaman içerisinde göreceğiz.
Yine de kötülemeyeceğim
Gelelim yarışa... İtiraf etmem gerekirse, diğer sezonlara göre daha iyi bir başlangıç oldu. 12-13'lere çıkan reytingiyle tüm sezonların en iyi açılışını yapması bir kenara, gerçekten başarılıydı. Şuan için seçilen birçok isme yabancıyız. Hele ünlüler takımında ünlü namına ancak bir iki kişi bulabiliriz ancak, bunun izlenmeyi etkileyecek bir sebep olduğunu sanmıyorum. Zira yarış bu sezon Gönüllüler üzerine kurgulanmış gibi. Başta da Ütopya Semih ve İşte Benim Stilim'den Nihal geliyor. Sevelim ya da sevmeyelim, ikisinin de yüksek bir seyirci profili olduğu kesin. Ünlülerdense öne çıkan iki isim var. Birisi en başından beri öyle olacağından emin olduğumuz Yılmaz Morgül. Diğeri ise kızlarımızın yeni gözdesi, Avatar Atakan. Ünlüler ve Gönüllüler takımından bu dört ismin kolay kolay eleneceğini sanmıyorum. Ada Konseylerinde sıkça elenme adayı olacakları ise garanti. Özellikle de ilk günden herkesi 'mızmız' halleriyle bıkıp usandıran Nihal'in...

Ada şartlarına uyum konusunda sorun yaşayacağını bilerek oraya gitmişken, her gece bu sebepler yüzünden ağlaması da saflığın dibi kusura bakmasın. Performansının da diplerde olduğunu düşünürsek, aslında ne kadar uzun süre yarışta kalırsa takımı o kadar aşağı çekeceği kesin. Bir zaman sonra uyum sağlayabilirse hayrına, yok beceremezse kendi isteğiyle yarıştan çekilmesini öneriyorum. Yazık cidden, yarışırken dahi podyumda yürür narinliğine özellikle de. Tamam zaten çok bir şey istemiyoruz. Ama biraz çaba hiç olmazsa...

Semih, Ütopya'da da genelde çalışmayı sevmeyen birisiydi. Bu noktada değişip değişmediğini zamanla göreceğiz-şimdilik durum aynı-. Lâkin ilk yarışta Nihal'in, "Hiçbir şey yapmıyorsun bari bağır Semih" diyişi sonrası onun, "Tespitlerimin ne kadar hayat kurtarıcı olduğunu biliyor musun?" çıkışı unutulmamalı. Evet, Semih Ütopya'da da finale kadar beynini kullanarak geldi. Günlerce elini kolunu kaldırmak dışında bir şey yapmadı ama yine de kimi yazdırdıysa, o isim elendi. Elemeye kaldığı nadir anlarda da korunup kollandı. Şimdi de değişen bir şey olmayacak. Lobilicilik faaliyetlerine başlamak için fırsat kolladığını, kendine bu uğurda 'yönetecek' takımdaşlar aradığını da belirtti zaten. Onun maksadı finale kadar kalmak değil. O zaten garanti; asıl maksadı bu lobicilik faaliyetiyle güçlü tüm rakiplerini tek tek egale etmek. Ta ki sıra, kendi lobisine gelene kadar. 
İşin üzücü tarafı, neredeyse tüm takım arkadaşlarının ona olabildiğince mesafeli yaklaşıyor oluşu. Mesafeli dediğime bakmayın, durumu yumuşatmaya çalışıyorum. Daha ilk günlerden büyük kavgaların göbeğinde yer alıyor olması şaşırtıcı değil ancak, Ütopya'daki gibi her kavganın sonunda kazanan olamayışı kendisi için üzücü olmalı. Onun klâsik taktiği, dişli rakibi ya da taktığı ismi kendisine vurması için elinden geldiğince gazlayarak diskalifiye ettirmesi. Bu konuda ne kadar başarılı olduğunu da biliyoruz. Ancak unutmamalı ki, her ne kadar "Adını yazmaya bile tenezzül etmem" dense de hepsi onu bir güzel araştırmış ya da gözlemlemiş. Bu bir yerde Semih için gurur verici olabilir ama uzun vadede getirisi asla yok. Belirtmeden de geçemeyeceğim, o olayda sadece Semih'i suçlu bulmadım. Serkay'ın da ciddi bir ego problemi olduğunu düşünüyorum...

Yarışın ilk duyurulan ismiydi. Hatta, "Olur mu olmaz mı?" diye bir zaman da konuşuldu. Kimsenin inanamaması normaldi de, kendisinin Survivor adasına gitmesi bir o kadar garip oldu. Yılmaz Morgül, sevelim ya da sevmeyelim iyi bir televizyon yüzü. Bazen şarkılarıyla içimizi baysa da, yerinde tespitleri ve kıvrak zekasıyla başarılı olma potansiyeli taşıyor. Kabul etmeli, iyi de yarışıyor. Ama ada şartları için fazlaca narin davrandığı ve herkesin de aynı narinlikte davranması gerektiğine inanması büyük handikap. Ateş yakmak için dahi ortak karar alınması gerektiğini düşünmesi de yersiz. Tüm bunlar onu sıkça eleme listesinde göreceğimizin işareti. Biraz normal standartlarda bir yarışmacı olmaya çalışırsa, kendi hayrına. Öbür türlü yitip gitmeyecek bir eleme stresi bekliyor kendisini haftalarca...

Ünlüler takımının bir diğer öne çıkan ismi Atakan'ın hem yarışlarda hem de ada şartlarına uyum sağlama noktasında başarılı olduğu/olacağını anlamak için uzun zamanlar geçmesine gerek kalmadı. Boksör olması sebebiyle vücut direncinin yeterince yüksek oluşu da kendisi için bir avantaj. Bu avantajın bir diğer boyutu da, birçok fan yaratacak olması. Tabi bazı patavatsızlıkları da atlanmamalı. Ona da sanıyorum 'her güzelin bir kusuru vardır' diye bakacaktır fanları. Kendisini şimdiden finalde, Semih'le birlikte birincinin belli olacağı o anda görüyorum diyebilirim. Ama birinci olamayacağına da eminim... 
Geçirdiği sakatlık sonrasında diskalifiye edilmek zorunda kalınan Serkan için de üzüldüğümü belirtmeden olmaz. Ütopya'da Semih'le birbirlerine karşı edindikleri rekabeti düzgün bir şekilde kullanmak için güzel bir fırsattı. Ancak yaşadığı talihsizlik bu fırsattan ikisini de alıkoydu. Kendisine çokça geçmiş olsun diliyorum.
Daha uzunca zamanlar Survivor izleyeceğiz, konuşacağız. Şimdiden öne çıkan bu mahşerin dört atlısının zamanla yerini dolduranlar çıkması zor ama öyle olmasını gerçekten cani gönülden isterim. En önemlisi de yarışın plânlandığı gibi haftada yedi gün olmamasını. Bildiğin cinnet sebebi yahu...

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder