16 Mayıs 2016 Pazartesi

Hayatımın Aşkı: İlk bakış


Yaz sezonu yaklaştıkça, dozu romantik komedi olan diziler de ekrana birer birer gelmeye başladı. Kanal D'nin, Tatlı İntikam'la başlattığı 'yaz sezonuna giriş'in ikinci halkasıysa Hayatımın Aşkı oldu. İlgi çeken hikâyesi, tanıtımları ve özellikle de kadrosuyla ilk bölümünü izlememek olmazdı...

Kadro

Dizinin kemik kadrosu Hande Doğandemir (Gökçe), Serkan Çayoğlu (Demir), Berk Hakman (Kaan), Zeynep Eronat (Rezzan), Zafer Algöz (Hikmet), Sadi Celil Cengiz (Bartu), Yonca Evcimik (kendisi), Avni Yalçın (Hulusi), Ayşegül İşsever (Nesrin), Deniz Barut (Eylem) ve Seda Türkmen'den (Sema) oluşmakta. İlk bölümünü ünlü reklam yönetmeni Ketche'nin yönettiği diziyi, ikinci bölümden itibaren Osman Taşçı yönetiyor. Senaryo aynı adlı kitabın yazarı Ekin Atalar ve Bir İstanbul Masalı, Kavak Yelleri, Güneşi Beklerken, Acil Aşk Aranıyor vs. dizilerini de yazan Gökhan Horzum'a emanet. Hayatımın Aşkı'nın yapım şirketi ise Lucky Red Film ve TV...

Evlenmek çok mu önemli gerçekten?

Çoğu Türk kızı için belirli bir yaştan sonra yersiz bir şekilde, evliliğin büyük bir gereklilik olduğu mâlumunuz. Bridget Jones'un Günlüğü'nden esinlenmeli Hayatımın Aşkı'nın hikâyesinin üzerine oturduğu temel yapı taşıysa, tam da bu... 30 yaşına gelmiş çevresi, arkadaşları birer birer evlenen ama kendisi için bir türlü kısmet çıkmayan bir kadın ve onun deliler gibi aşık olduğu patronunu elde etme çabası. Dahası, bu uğurda akıl danıştığı bir başka adamı da kendine bilmeden aşık etme ve belki de asıl aradığı hayatının aşkının bambaşka biri olduğunu keşfetme macerası... Okuduğunuzda ilgi çekici geliyor değil mi? Bir de bunu izlemesi var ki pek keyifli. İşte karşınızda, Gökçe'nin çok bilinmeyenli denklemden bile çok, bilinmezliklerle dolu aşk mücadelesi...

Kısaca hikâye 


Tüm arkadaşları birer birer evlenen ve hepsinin dört bir koldan üzerinde, "evlen!" diye baskı kurduğu Gökçe'nin evlenmeyi arzu etmekten başka çaresi olamaz elbette. Hem sadece arkadaşları da değil, annesi Rezzan da evlensin diye pek dertte. Bu baskı ortamının direttiği evliliği yapmak için doğru bir adayı seçmekse öyle kolay değil. "Karşıma kim çıkarsa çıksın, o yola gireceğim" demekle de iş bitmiyor. Sen öyle desen de, karşına çıkanlar evlilikten dört nala kaçmak isteyebiliyor. Hâl böyle olunca, Gökçe'nin de hayatımın aşkı dediği patronunu, büyük bir reklam şirketinin sahibi olan Demir'i elde etme macerası başlayıveriyor. 


Yalnız bu yol öyle zorlu ve mücadele gerektiren cinsten ki, kendisine yardım edecek birisi lazım. Onun da şansına, Kaan çıkıyor karşısına. Bu çılgın kıza karşı ilk gördüğü andan itibaren farklı şeyler hissetmeye başlamış gibi duran Kaan'ın, öğretilerinin hedefinde Demir olduğunu öğrendikten sonraki tavrı da oldukça manidar. Bundan sonra Gökçe'ye, Demir'i elde etmesi için yardım mı edecek, yoksa doğacak aşkına karşılık vermesi için bir mücadeleye mi girecek; onu da göreceğiz...

Çıkarımlar


Gökçe neşe dolu, biraz sakar bir karakter ve elini nereye atsa kurutma kabiliyeti var gibi. Demir ise oldukça kibirli ve burnu havada birisi olunca, onu bir aşka ikna etmek de, evlenmeyi beklemekte biraz sabır gerektiriyor. Gökçe'de bu sabır yokken, ne kadar süre onu elde etmek için mücadele verir merak etmiyor değilim. Demir'in öyle pat diye Gökçe'ye karşı bir şeyler hissetmeyeceği ortada çünkü. Onun payına da esinlenilen Bridget Jones'un Günlüğü'nde olduğu gibi ikinci adam, yani Kaan düşebilir. Senaristlerimiz sonradan bir ters köşe yapmazsa sonunda GökDem değil, GöKan'lı etiketlerle etrafımız dolup taşacak demektir. Bakalım, nasıl bir gidişat bekliyor bizleri...

Eleştiri-yorum-

Öncelikle bir jeneriğin olmaması dizinin en büyük handikabı, bunu iç rahatlığıyla söyleyebilirim. Başarılı bir jenerik müziği varken hem de. İkinci bölüm itibariyle, başlangıçta bir jenerik görsek pek iyi olur. Bir diğer kısmı, hikâyenin odak noktasında Gökçe var ama dizinin her anında kendisinin olması ve bir maraton koşuyormuşcasına mücadele vermesi ne kadar doğru bilemiyorum. İç sesi bitse, dış sesi başlıyor. O bitse, bu sefer kendi kendine söylenirken dinliyoruz. Karakterin ilk bölüm olduğu için bu kadar yorulduğunu düşünmek istiyorum. Tamam, Gökçe'yi çok sevdik ama her şeyin de fazlası zarar neticede. Bir diğer şikayetim ise o pek puslu hâyaller/rüyalar noktasında. Sanki biraz daha canlı olsa fena olmaz. Ekranı kara bulutlar sarmış gibi hissetmeyiz en azından...

Dizinin ilk 45-50 dakikasında oldukça eğlendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Gökçe'nin kendisini, içerisinde olduğu 'evlilik' mücadelesini ve Demir'i elde etmek için hemen giriştiği kendini kanıtlama çabalarını çok sevdim. Ama diğer karakterleri de en azından yarı oranda görmek, tanımak ve hayatlarına dalmak isterdim. Bundan sebep, geri kalan zamanda ilk anda hissettiğim heyecanı pek de yaşamadım. Gökçe'nin başına gelen terslikler arttıkça da, karaktere gülmek yerine üzülmeye bile başladım... 150 dakika dizi yazmak gerçekten çok zor olmalı. Bu noktada eleştiri yapmak haddime dahi değil lâkin, zaman uzadıkça o zorlu mücadeleyi hissetmek de can sıkıcı... Tüm bu noktaları geride bıraktığımızda karşımızda kendini izleten, keyifli bir ilk bölüm vardı.

Performanslar 


Hande Doğandemir'i daha önce Güneşi Beklerken ve bir bölüm Racon'da izledim. Zeynep de biraz deli dolu bir karakterdi ama Gökçe resmen çılgın!.. Karakteri oldukça başarılı giydiği ve bölüm boyunca neredeyse hiç es vermeden sürdürdüğü performansıyla falsosuz döktürdüğü bir gerçek. Katlayacağı ise garanti... Serkan Çayoğlu, romantik prens Ayaz olarak hayatımıza girdi. Kiraz Mevsimi'nin ilk sezonunda dublajlı, kısa ömürlü olan ikinci sezonunda kendi sesiyle ekrandaydı. Hayatımın Aşkı'nda da kendi sesiyle ekranda ama bambaşka bir sese hakimiyet vardı ortada. Bunun üzerine muhtemelen oldukça çalışmış ve şahane olmuş. Performansı ise harika. Tabi diğer bölümlerde daha çok görmek isterim kendisini. Bir de, çok soymayın rica ederim. Kıskananlar olabiliyor. (yazar burada kendinden bahsediyor)... Berk Hakman, şu ana kadar bir dizide düzenli olarak performansını izlediğim bir oyuncu değil ancak, Kaan'ın halinden de tavrından da hiç rahatsız olmadım. Belirtebileceğim tek kusur, saçları. Hiç olmadı sağa ya da sola tarayın çok rica edicem... 

Zeynep Eronat şahane bir Rezzan performansı sergiliyor. Zafer Algöz'le karşılıklı sahnelerinde kesinlikle ekrana ağzı açık bakakaldım. Değerli Ranini ve sevgili dostum Ayten Teksoy'un da belirttiği gibi Neşeli Günler'deki Adile Naşit ve Münir Özkul'un karşılıklı sahneleri gibi insanın içerisine işleyen bir dinamiği vardı. Çok etkileyiciydi. Yonca Evcimik'in ise zerre sırıtmayan performansıyla canlandırdığı kendisini bize daha da sevdireceği garanti. Yalnız erkeklerin tamamı gerizekalı değildir, belirtmeden geçemeyeceğim... 

Hayatımın Aşkı, güzel bir başlangıçla seyircisine merhaba dedi. Elbette, belirttiğim gibi birkaç noktada kusurlar vardı ama hiçbirisi aşılmayacak şeyler değil. Zamanla her şey hale yoluna koyulur. Reytingleri de istendiği gibi gelirse ne mutlu. Ben, bundan böyle boş olan pazar akşamlarımı çoktan kendisine hibe ettim bile. Bol şans ve reytingler...

Beklenen Kral

2 yorum :

  1. biraz annem izlerken biraz da survivor'ın reklam aralarında baktım. beni çekmedi açıkçası, doping basar gibi klişe basmışlar diziye. :D aslında kadro fena değil; berk hakman, zafer algöz, sadi celil cengiz daha önce kaliteli işlerde yer almış isimler hele ki sen eğer berk hakman'ı bir dizide düzenli olarak izlemediysen mutlaka izle derim. bilhassa hatırla sevgili ve suskunlar'daki performansları şmuhteşemdi. çok sevdiğim ve de seçici olduğunu düşündüğüm bir oyuncunun böylesine klişelerle dolu bir dizide neden yer aldığını anlayamadım, muhtemelen ya paraya ya da kadroya tav olmuştur. bu arada dizinin bridget jones's dairy'den uyarlandığı söyleniyordu da berk hakman'da hiç de marc darcy'lik yoktu yani. marc darcy noel'de geyikli kazak falan giyen ve pek de havalı olmayan bir tipti. ha onun marc darcy ile ilgisi yok da hande doğandemir'in bridget ile çok mu alakası vardı? bridget bildiğiniz şişkoydu la! dizideki gibi güzel ve fit bir hatun değildi yani. bana göre büşra pekin ile murat boz'un oynadığı "hadi inşallah" filmi bridget jones's diary'ye bu diziden daha çok benziyordu. neyse... tamamını izlemediğim bir dizi sonuçta, daha fazla yorum yapmam abes kaçar, sadece fragmanlar ve de izlediğim az bir süre üzerinden daha fazla yazmayayım (döşemeyeyim) :)

    YanıtlaSil
  2. bu arada evet, o karakterin ismi mark darcy idi. dövmeyin... :D

    YanıtlaSil