8 Haziran 2017 Perşembe

İçerde: Siz efsanesiniz...


Kötü olmayagör, ayağına gelen fırsatın ardı arkası kesilmez. Yapacağın fenalıklar sıra sıra ipe dizili seni bekler... Kötülük böyledir; hiçbir utanman olmayınca yapacağın şeylerin de sınırı olmuyor. Sergileyeceğin fenalıklar haz veriyor ama insanlıktan çıktığını anlaman imkansızlaşıyor. Son anda fark ettiğindeyse, iş işten geçmiş oluyor. Hiçbir şey bozulanı düzeltmeye yaramadığı gibi, düştüğün oyuk daha da derin oluyor... Celal için de artık bunu bekliyorum ben. Artık kaybetmesi gerektiğini, o zamanın geldiğini düşünüyorum. Bir karakterin, hele de sıradan bir kebapçının bu kadar dört ayağı üzerine düşmesini hayatın doğal akışına ters buluyorum. Evet, kötülükte sınır yoktur. Ama hep mi amacına ulaşır? Hep mi, başarır? Yok artık!..

37. Bölüm



Onun için her şey o kadar kolay ki, birisi kafanı mı attırdı? Sık kafasına gitsin. Canını mı sıktı? Ailesine ulaş yak canlarını. İstediğini vermiyor mu? Çök malına, mülküne neyi varsa senindir... Celal'in mantığı bu ve her birinden yüzünün karasıyla çıkmayı başarıyor. Her seferinde arkasına bakmasına gerek olmadan, yolunda ilerliyor. Tökezlediğini düşündüğü her seferinde zaten, gözündeki korku daha şekil değiştirmeden bir fırsat yaratılıyor. Ve son kertede, yeniden o kazanıyor... Şahsen Eylem'in internete yaydığı haberi doğru bulmuyorum. Kendince doğru olanı yapıyor, Sarp'ın aklanması için çaba sarf ediyor ama her şeyi daha da karıştırmaktan başka bir işe yaramıyor bu mücadelesi. İşte tam da bundan sebep, aslında onun da artık her şeyi öğrenmesi gerekiyor. O zaman, söylenen her şeye uyacaktır. Bu tür cesur adımlar atıp, ardından da ölümün soğuk nefesini ensesinde hissetmek zorunda kalmaz en azından. Beklemesini, sabretmesi gerektiğini bilirse; bu aksiyonlara gerek kalmaz. Ama tabi bu durumda da, Celal'in eline koz verilemez. Mâlum, İçerde değil "Celal'in Zaferleri" serisini izliyoruz...


İnternete sansasyonel bir haber düşmüş, Sarp'ın aslında polis olduğunu ve onun bu gerçeği öğrendiğinde bir dümen çevirip, Yusuf müdürün ölümünü üzerine yıktığı yazıyor. Yani bu durumda, Eylem'e bir şey olursa suçlanacak ilk kişi sensin. Nasıl, Davut'a kafasına sıkması emrini verirsin? Bu kadar mantıktan yoksun bir adamın, hamleleri nasıl başarıyla sonuçlanıyor gerçekten anlamıyorum. Hadi onun kafası basmıyor, biat etmeye ara verdiği zamanlarda en azından Davut diyemez mi; "Ulan bu bana git kızı öldür dedi ama onu öldürürsem ilk şüpheli baba olacak" diye. Hadi öldürdün, ortadan kaybettin. E bu sefer durum değişir mi, yine ilk şüpheli sensin. Polis yine senin kapına dayanır, "Bak, kız şöyle bir haber yazmış ve ardından ortalardan kaybolmuş" diye. Yani evet, işlek bir cadde üzerinde iki kişiyi öldüren ve kimsenin "Birader, bu adamları öldürmüşsün" diye kapısına dayanmadığı birisi aslında Celal. Belki de buna güveniyordur. Polis teşkilatı onu içeri atmak için fırsat kolluyor ama tüm fırsatları da sanki bile isteye tepiyor...


Sarp'ın gelişi ve Davut'u alt edişi süperdi. Bence Davut'un da miadı doldu ve karaktere o sahnede veda edebilirdik. Suyu ısınanlardan birisi de o çünkü. Celal'in genç versiyonu. Ölmezse, yerine geçecek adam da ondan başkası değil. Eğer Celal'in başına bir şey gelirse, öyle ortalığı Alyanak'a falan bırakmaz. Gözünde nasıl bir ateş yandığını o kadar net gösteriyor ki, her şeye geleceğe yatırım olarak baktığına eminim. Bundan sebep, keşke Füsun mani olmasaydı da Sarp kafasına sıkıverseydi.. Bakalım, finale kısmet... Barış'ı ise gerçekten seviyorum. Saf bir karakter olmasının yanında, sempatikliği de tavan. Ve yerinde başkası olsa tavrına, hareketlerine ya da söylemlerine çokça kızabilecekken, söz konusu o olduğunda sadece gülümserken buluyorum kendimi. Bende Alyanak etkisi yaratıyor. O bıçak sallaması neydi yahu? Bu nasıl bir aslında bıçaklamamak için bir mücadeledir. Elinde silahı olan adama efelenmesine hiç değinmiyorum bile. Çok yaşa Barış!.. Şimdi bunu dedim gelecek bölüme nalları diker kesin...


Sosyopat, Joker kılıklı bir adam olarak girdi hayatımıza Mert. Sinir olduğumuz an, sevimli bulduğumuz anından daha çoktu. Sinir bozucu bir karakter olarak görmemizin asıl sebebi de, Celal ne yapmasını isterse istesin, tıpkı Davut gibi ikilemeden yerine getirmesiydi. Zaman, onda da büyük değişikliklere yol açtı. O sosyopat adamı içerisinde bir yerlerde korudu belki ama duyarlı da oldu. Bunda ana etken, Füsun'dan başkası değildi. Onunla zaman geçirdikçe, Mert başka birine dönüştü. Yine çaresizce Celal ne isterse yapıyordu ama bir yanıyla yaptıklarından pişmanlık duyduğu hissediliyordu. Şimdiyse tamamen kendisini buldu. Tam da olması gereken karaktere evrildi. Umut olduğunu öğrenmesiyle, tavrındaki değişikliğin 180 dereceye tekabül etmesi de elbette şaşırtmadı. Yani o yine, Celal'in Yeşim'e vurmasına mani olurdu ama eskiden olsa Celal'e öyle çıkışmazdı. Keşke yine çıkışmasaydı. Zira belli ki o çıkış, Celal'i şüpheye düşürdü ve peşine takıldı. Sonrası ise tam bir kaos hali...


Annesi olduğunu öğrendiğinden beri, Füsun'a özlemle sarılmanın hayâlini kuruyordu. Kim onu bu özlemi sebebiyle yargılayabilir ki? Yine şahane ve çok duygusal bir sahne izlememize vesile oldu. Füsun'un o şaşkın, Mert'in yaptıklarından mahcubiyet duyan ama hasret gidermek için de fırsat kollayan hali enfesti. Arkalarında ağzından tek kelime çıkmadan, hüznünü gözleriyle bağıran Sarp da keza... Ama şunu özellikle söylemek mecburiyetinde hissediyorum kendimi. Aras Bulut İynemli, bambaşka oynuyor. Belki de, oynamıyor. Hastasıyım... O kadar bağıra çağıra geldi ki o kavuşma, ardından çalılıklara sürüklendiğinde kamera aklımdan direkt Celal geçti. Olmasını istemeye istemeye beklerken de, karşımızdaydı büyük baş şerefsiz. Ve gelecek bölüm fragmanı da bu noktada sinir bozucu başka bir nokta... Yahu neden siz bu adamın cezasını çekmesini istiyor vede bekliyorsunuz SarMer kardeşler, çöksenize malına mülküne; neyi varsa hepsine. Onca yıl çektiğiniz ızdırabın faturasını ona böyle kessenize. Ne bu bitmek tükenmek bilmez adalet duygusu?.. Hani tek mesele, ağzından Yusuf müdürü aslında kendisinin öldürdüğünü almak değil. Onu alıp da yine öldürmeyecekler ki, verecekler adaletin eline. Ya içerde krallar gibi yaşayacak ya da yine bir dümenle gerisin geriye çıkacak. Alın karşınıza iki kardeş, çıkartın silahlarınızı Allah ne verdiyse sıkın. Bitti, gitti. Ruh hastası bir bunağın kahrı bu kadar çekilir mi?..


Şuan tek umudum Yeşim. Ona bu bölüm öylesine dellendi ki, elinden gelse bir kaşık suda boğar Celal'i. Her ne kadar evden atılmış olsa da, o bir şekilde Celal'in ipliğini pazara çıkartacak adımlar atabilir. Kimse bu adamı öldürmekten bahsetmiyor, bari o bu yönde bir adım atsın. Yanındayız Yeşim Reis!.. Polislik mevzusu iyice sarpa sarmış haldeyken, Feridun müdür Hızır gibi yetişti. Tabi tam da tahmin ettiğim gibi, Sarp'a olan şüphesi oldukça yoğun ve Yusuf'u onun öldürmüş olabileceğini düşünmekte. Olsun, o defterin zaten kolay kolay kapanmayacağı belli. İlla ki Celal'in ağzından duyulması gerekecek anlaşılan. Benim sevindiğim nokta, Yusuf'un gerizekalı vede andaval oğlu Gökhan'ın yanına kâr kalmadı yaptığı. Koydu emniyet amiri kapıya. Ama bence kapıya koyması gerekenlerden birisi de kendisi. Babasının ölümünün şüphelisi adamın bilgilerine bakmasına izin veren ve o saçmalığı yapmasına da dolaylı olarak fırsat yaratan neticede ondan başkası değildi.

Beklenen Kral

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder