29 Temmuz 2017 Cumartesi

Kalp Atışı: Artık inat etmesen diyorum...


İnsan kendi zihninde yarattığı düşmana muhtaç olursa ne olur? Bir şeyler değişmeye başlar mı? Farklı düşünür mü mesela hakkında? "Yerinde olsam aynını ben yapar mıydım acaba?" diye sorgular mı kendini? Peki gerçekten yapar mı? Yoksa, aslında kendine en büyük düşmanın yine kendisi olduğunu anlar mı?.. Bahar'la karşılaşsam bu soruları sormak isterdim ona. Acaba aynı durumda olsa Eylül'e yardım eder miydi? Etse bile elinden gelenin en iyisini mi yapardı, yoksa baştan savma mı davranırdı? Ölmesi, öldüğünün ilanı için didinir miydi tıpkı babasının Ali Asaf'ın babasının başına gelenlerden sonra yaptığı gibi?.. Peki tüm bu olanlar bir şeyleri değiştirir mi? -Elbette asla...-

5. Bölüm


Eylül insanlara karşı elinden geldiğince mesafeli olmaya çalışan, hatta Esma dışında neredeyse kimseyle gerekmese yakınlık dahi kurmayacak karakterde birisi. Gençliğinde de öyleydi, şimdi de öyle... Sevmediği insanlara karşı tavrı bu sebeple çok ekstrem değil. Diğer herkeste olduğu gibi, gerekmedikçe görmezden geliyor. Karşısına dikilir, görmesi için diretirse de bir şekilde savuşturmaya çalışıyor. Onun için tehlike olsun ya da olmasın, verdiği ilk tepki bu oluyor. Daha önce de yazmıştım, çok sağlam duvarları var ve o duvarları kolay kolay aşması mümkün değil... Tüm bunlara rağmen, Sinan dahi karşısına hasta olarak gelse en iyi şekilde tedavi etmeye çalışır. Belki asıl olay, yaptıklarının hesabını vermeden bu kadar kolay ölmemesi gerektiğini düşünerek kamçılanması olur ama sonuca bakalım; ne gerekiyorsa yapar. Aynını Bahar için söylemiyorum mesela. Hele de babasının aynı durumda nasıl davrandığını gördükten sonra. Çünkü o da, Sinan da iyi doktor değiller. Şartlar onları doktor yapmış ve o şartlara, kendi çıkarlarını gözeterek ayak uydurmaktalar. Böyle nereye kadar sürer, orası bilinmez tabi...


Şu var, Bahar'ın başına gelen gerçekten oldukça trajikti. Dizi başladı başlayalı ilk defa tıbbi donanıma sahip olduğunu hissettirme fırsatı yakaladı derken, başına bu talihsiz olay geldi. Öyle ahım şahım üzüldüm haline diyemem açıkçası, bir ders alması için de bu gerekliydi. Eylül'e karşı bundan sonraki tavrını iyi ölçüp tartması için bir fırsattı ayrıca. Ama iyi değerlendirmeyecektir. Görmezden gelecek, Eylül'ün iyiliğine bulduğu her fırsatta başka bir kötülükle cevap verecektir. İyi yanı, hiçbir bilgisi olmadığı acil hekimliğine kendi yaşadığı üzerinden pratik yapma imkanı bulmuş oldu. Mâlum sokakta çevirdiğin on kişiye sorsan, dokuzu duran bir kalbe müdahale ederken defibrilatörle hep aynı akımı vermemek gerektiğini, şiddetini arttırmanın şart olduğunu söyler. Yıllarca Doktorlar izlemiş bir nesiliz biz. Ama Bahar Doktorlar'ı izlemediği gibi, tıp eğitiminde de bu bilgiyi atlamış birisi. Senaristlerimiz oldukça düşünceli davranmışlar bence...


Bu olayın gidişatına dair yakınacağım şeyse, krize giren hastanın Bahar'a tam olarak ne yaptığını görememek oldu. Evet, boğazını sıktı. Evet, fırlattı ambulansın öbür ucuna attı. Ama bunların hiç birisi hastanede gördüğümüz halini tamamlamaya yetmiyor. Hele hastanın gözlerini pörtletmiş şekilde Bahar'a bakıp, ambulansın kapısını kapatması ve kameranın birden gerisin geriye çekilmesi; tecavüz ihtimalini bile akla getirdi. Üzgünüm ama yersizdi. Ya tam olarak ne olduğu gösterilmeli ya da bu kadar ağır bir travma hali yaşamamalıydı karakter... İyi yanı, hissettirildiği gibi bir tecavüz vak'ası yaşanmamış. Öyle bir şey olsa, yüksek ihtimalle dillendirilirdi. Gelecek bölüm fragmanında da görüldüğü üzere hastane odasında şeytan moduna hemen dönüyor kendisi...


Kimin kurtulduğuna sevindin derseniz, Ali Asaf'ın babasını söylerim... Başından mı, omzundan mı vurulduğu belirsizdi geçen bölüm sonunda. Başından vurulmuş meğersem ve hastaneye getirildiğinde, kalbi atmıyordu. O kadar uzun bir zaman geçti ki üstünden, ben artık öldü dedim şahsen. Ama Ali Asaf'ın babasını vuran adama tüm duygularını bir kenara bırakarak yaptığı doğru müdahalenin meyvesi, babasının da geri dönmesini hazırladı sanki. İki sahneyi bir de böyle birbirine bağlasak, ayrı ayrı iki dünya gibi izlemesek daha etkileyici olurdu tabi. Gözünüzün önüne getirdiniz mi?.. Ziyanur'un kurtulması yerinde oldu. Sinan'ın eline geçecek güçlü bir kozun da önüne geçildi. Ayrıca babasının gerçek bir insan olduğu, Sinan'ın ise tıpkı kızı gibi insanlıktan nasip almadığı kanıtlandı. Ona kalsa müdahale etmeye bile gerek yoktu. Öldü mü, öldü. Başımız sağolsun... Ameliyatı yapanın Eylül olması ise ekmek kadayıfının üzerindeki kaymak gibiydi. Bu aks, bölümde en beğendiğim oldu...




Tabi bir şeyi deşmeden de duramayacağım. Acaba Eylül'de Laz damarı falan olabilir mi? Bu kadar inat hayra alamet değil çünkü. Gözlerinin içinden aşk delicesine fışkırıyorken inatla, "Annem gibi sevmeyeceğim" diyerek ne elde etmeye çalışıyor olabilir ki? Babasıyla Ali Asaf'ı nasıl bir tutuyor bir de? İnsan gözünün içine bakınca anlar yahu karşısındakinin karakterini. Evet, Ali Asaf biraz geniş bir karakter ama bu Eylül'ü üzeceği anlamına gelmiyor ki. Hele de böyle delicesine aşıkken, bulduğu her fırsatta bunu haykırıyorken... İşte tam da bu sebeple aslında artık Ali Asaf'ın biraz kendini geri çekmesinin vakti geldi bence. Eylül'ün onun kıymetini anlaması için bu şart. Üzerine düştükçe, daha çok geri tepiyor çünkü... Bunu yazması kolay da uygulaması öyle olur mu? Asla!.. Ali Asaf tek seven değil ne yazık ki Eylül'ü. Başkasına kaptırmaktan korkuyor haliyle. "Oğuz, Mehmet, Selim..." liste uzayıp gidiyor böyle. Şimdi adam nasıl gözü arkada kalmadan, kafasını çevirsin bir süre?.. Nasıl bir orta yol bulacaklar gerçekten çok merak ediyorum. Evet, bu çifti çok seviyorum ama bu kaçak dövüş halinden bi darlanmadım değil artık. Fazla naz hem aşık hem de seyirci usandırır, not düşeyim...


Yaptığı evlenme teklifi de Eylül'ün babaannesiyle ilgili konunun açılması sonrası 'puf' oldu zaten. Olmasa da reddederdi Eylül, kaçarı yok. Her şey tamam, peki bu anın tüm güzelliğini bozmaya değdi mi gelen o telefonla? Onu da sanmam. Fragmandan görüldüğü üzere boğazlayacak zaten odaya giren birisi adamı. Kim çıkar bilinmez ama arkasında Sinan olduğu kesin. Yine hüsran, yine dram, yine kaos beklemekte yani hem babaanne mevzusunu hem de Ali Asaf ve Eylül aşkını... Bu anın tek artısı Ali Asaf'ın, yıllar önce verdiği merhemin kutusunu Eylül'ün hâlâ saklıyor olduğunu görmesiydi. Aşkından tekrar emin oldu lâkin sonuç, yine yeni yeniden SIFIR!..


Mehmet, Eylül aşkını en az desteklediğim karakterlerden birisi. Onun için ideal aşk Esma ile olabilirdi çok çok. Ama ondan da bu bölüm itibariyle vazgeçtim. Alp ile Esma çift olmalı kesinlikle. İkilinin karşı karşıya geldiklerinde saçtıkları enerji şahaneydi. Esma'nın, onu gördüğü an itibariyle tam bir sersem tavuğa dönmesi ise enfesti. İlaç gibi geldi bu sahneler bölüme. Zaten Esma'nın neredeyse tüm sahneleri ilaç gibi. -Bahar'la olanı da bu kıstaslar içerisinde sayabilirdim aslında ama canım istemedi. Özellikle de Bahar'ın yarım bardak dolusu fırlattığı suyun, Esma'nın suratında bir kova su dökülmüş efekti yaratmasından ötürü...- Alp'in şimdilik gönlü yok gibi duruyor ama elbet, o yola saptığını görürüz. Samet'e kaptıracak yoksa, kendisi bilir yani...


Durgun bir bölüm izledik. Evet, tansiyon yüksekti ama genele baktığımızda durgun demek zorundayım. Bu duyguya beni iten iki şey oldu. İlki bölümlerde  çok vak'a olmasından şikayet ettim hep ama iki tane olunca da meğersem zaman dolmuyormuş. Pişmanım, azledin beni. En az üç vak'a candır.   Bir ikincisiyse, müzikler... Şimdiye kadar çokça övdüm ama büyük bir eksiklik hissettim bu bölüm. Dizinin müzikleri bizi sahnenin ne duygusuna hazırlıyor ne de tam olarak o duyguya hapsediyorlar. Belirli bir duyguya ya da karaktere ait, belirli bir tema yok. Her durumda herhangi bir tema müziği çalıyor gibi. Bu haliyle bir yerden sonra, hele de kafana takınca can sıkmaya başlıyor. Bir dizi için müziklerinin ne kadar önemli olduğunu düşünürsek, bunu yazmadan geçemedim. Bakalım gelecek bölümler, daha neler getirecek...

Beklenen Kral

1 yorum :

  1. Hastane sahibi adam kalp masajlarından, ağır bir beyin ameliyatından sadece bir gün sonra konuştu baya baya. Yahu acemilik değil bu başka bir şey. Dizide alt başlık olarak 1 ay sonra flan yazsaydınız çok bir şey kaybetmezdiniz herhalde. Bu tarz amatörce hatalar insanı diziden soğutuyor...

    YanıtlaSil